Kadına Şiddet Hedef Şaşırtmadır

Kadına şiddet konulu haberler gündelik istihkakımıza dâhil olmuş durumda. Bu ülkenin medyası, her Allah’ın günü, ekonominin durumunu, döviz kurlarını, Cumhurbaşkanı’nın programını, futbol maçları ve skorlarını verir gibi o gün ülkemizde kaç kadının şiddet mağduru olarak zarar gördüğünü ya da katledildiğini de sıradan haber olarak verir oldu. Daha önce de yazdım ve yine yazmaya devam edeceğim. Bu ülkede kadına şiddet yok, şiddet var. “Kadına şiddet” diyerek hadisedeki vurguyu “kadın” kelimesinin üzerinde tutmak “şiddet” kelimesinin ağırlığını azaltmaktan başka bir işe yaramıyor. Üstelik zekâ seviyesi ayakkabı numarasına yakın olan bazı kimseler tarafından alkışlanıyor, örnek alınıyor benzeri eylemler. Kadına şiddet haberleriyle birlikte bu türlü suçların cezasız kaldığını da bas bas bağırarak âleme ilan eden medya; bu zekâ seviyesindeki insanlara da ceza görmeyecekleri mesajını vererek şiddet olaylarının artmasına vesile oluyor. 

Ülkemizde “kadına şiddet” değil, “şiddet” vakaları vuku bulmaktadır. Asıl vurgulanması gereken şey kadına şiddetin olduğu değil şiddetin olduğu ve bu türlü suçların caydırıcılıktan uzak cezalarla ya da cezasızlıkla karşılaştıkları için ortadan kalkmadıklarıdır. Hukuk sistemimizde köklü bir değişim olmadığı sürece de ne şiddet olayları ne de vücut dokunulmazlığına yönelik diğer suçlar azalacaktır. Hele ki medya, suç işleyenlerin kısa sürede yeniden topluma dönerek yeni suçlar işlediklerini insanların gözüne bu kadar sokarak suç işlemeyi özendiriyorken, azalma emaresi görmenin mümkün olduğunu düşünmüyorum. Türkiye’de suçlar, caydırıcı bir şekilde cezalandırılmıyor. Dolayısı ile şiddet olayları ile birlikte diğer suçlar ve kabahatler de katlanarak artıyor. 

Şiddet olaylarında mağdurun cinsiyetinin sürekli zikredilmesi, mağdurun cinsiyetine göre şiddeti olumlayabilecek bir düşünce şeklinin ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Şiddet mağduru kadınsa, medyada kendine yer bulabiliyorken erkek şiddet mağdurları için böyle bir imkân söz konusu olamamaktadır. Hâlbuki ortada bir şiddet varsa burada cinsiyetler arası değil kuvvetler arası bir eşitsizlik var demektir bu. Güçlü, zayıfı ezmektedir ve medyanın üzerine düşen şey mağdurun cinsiyetinden değil kuvvetinden bahsetmektir. Güçlünün zayıfı ezmesi büyük bir adaletsizliktir ve medyanın vazifesi mağdurun cinsiyetinin gündeme getirilmesi ile hadiseyi farklı boyutlara taşımak değil, hadisedeki eşitsizliğe dikkat çekerek hukuk sistemindeki noksanı ortaya çıkarmaktır. Böylelikle oluşacak kamuoyu, kanun yapıcıları şiddetin giderilmesi için yapılması gerekenleri düşünmeye ve buna göre kanunlar çıkarmaya ya da öngörülen cezaları caydırıcılık seviyesine çekmeye yönlendirecektir. 

Kanun koyucunun, sadece kadına yönelik şiddet olaylarına yönelik kanunlar koyması ya da cezalar öngörmesi adaletsizlik olacaktır. Güç eşitsizliği sadece kadın-erkek arasında olmaz. Herhangi iki yaş, cinsiyet, sosyal rol arasında güç eşitsizliği olabilir ve bu eşitsizlik şiddeti doğurabilir. Adalet sistemi mağduru korurken cinsiyetine değil mağduriyetine bakmalıdır. 

Kadına şiddet haberleri ülkemizde ve dünyada uygulanan genel bir politikanın enstrümanlarından sadece bir tanesidir. Bu politika, aileyi, kültürel bağlarından koparmak ve harcama alışkanlıklarına göre yeniden düzenlemek üzerine kuruludur. Toplum olarak oluşturmamız gereken kadın rolü güçlü ve yönlendirici olmalıdır fakat bu türlü bir enstrümanla kadın, zayıf gösterilerek gerçek rolünden uzaklaştırılmaktadır. Kadınların toplumdaki en temel rolleri ailenin merkezinde olan anne rolüdür. Kadın aynı zamanda birleştirici ve bütünleştirici özelliği ile geleneğin aktarıcısı olarak geçmişten gelen temel değerleri gelecek kuşaklara aktarmaktadır. Buna mani olunarak oluşturulacak nesiller, kişiliği zayıf ve tüketici özellikleri baskın olan bireylerden meydana gelecektir. Zayıf kişilikli bireyler ise gücü ellerine aldıklarında kendilerinden zayıf olanları, cinsiyetlerinden bağımsız olarak ezecek, bu kısır döngü devam edecektir. 

Bu oyunu bozmak için medyaya düşen görev şiddet hadiselerinde mağdurun cinsiyetini vurgulamaktan vazgeçmek, topluma düşen görev bu haberlere rağbet etmemek, kanun yapıcılara düşen görevse suçları masaya yatırarak cezalardaki caydırıcılığı artırmaktır. 

19 Nisan 2021 Net Haber yazım

Author: mehmet
Mehmet Zeki Dinçarslan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir