Swann’ların Tarafı [Marcel Proust]

Roman sanatının bu en güzel örneklerinden birini okuduktan sonra bunu neye benzeteceğimi düşündüm durdum. Çok konsantre, yoğun bir şeydi diyebilirim. Bu kadar dolu bir eserden, zamane yazarları belki on tane roman çıkarabilirler. Anlatım zenginliği, ifadelerdeki yüklü anlam, okuyucuyu düşünmeye, gözünde canlandırmaya, kendine pay çıkarmaya sevk eden düşüncelerle dolu gerçekten mükemmel bir kitap. Marcel Proust, 20. yüzyılın en etkili yazarlarından birisi olarak kabul ediliyormuş. Bir diğer ünü de kitaplarının okunma güçlüğü hususunda.  Roza Hakmen bu kadar güzel çevirmemiş olsaydı ben de okuyamazdım sanırım.

Bu kadar iyi bir çeviri yapılmış olmasına rağmen kitaplığımda on dört yıl bekledi bu kitap. Her elime alışımda yorgunlukla yerine geri bıraktım. Gaziantep’te çalışırken, 2007 Şubatında almışım bu kitabı ve o gün bu gün sırasını bekliyordu. Kısmet bu zamanlaraymış. Zaman geçtikçe böylesi metinlere tahammül yeteneği geliştirmiş olmalıyım.

Swann’ların Tarafı, yedi kitaplık bir serinin ilk kitabı.  Kayıp Zamanın İzinde adını taşıyan bu seri Proust’un en bilinen yapıtı. Swann’ların tarafın serinin ilk kitabı. Devamını okur muyum, devamını okuyacak tahammülüm var mı bilmiyorum, zaman gösterecek bunu. Fakat bu kitap bana mutluluk verdi.

Swann’ların Tarafı üç bölümden oluşuyor. Birinci bölümün adı Combray. Kitabın anlatıcısının hayatından da izler taşıyan tüm romanın yazarın çocukluğundan izler taşıyan bölümü burası. Bir sayfiye evinin kalabalığında yaşayan çocuğun gözünden aile üyeleri, yaşanan yerin tarihi, gelip giden misafirler ve onların hal ve tavırları. Çocuğun büyümüş halinin hayat hakkında edinmiş olduğu tecrübelere ve bunların o zamanlara uygulanması diye özetleyebiliriz bu ilk bölümü.

“Hayatta o kadar çok şeyle ilgileniriz ki, belirli bir durumda, henüz mevcut olmayan bir mutluluğun temeli atılırken, aynı sırada, çektiğimiz bir acının doruk noktasına çıkması, oldukça sık rastlanan bir durumdur.”

İkinci bölüm, Swann’ın Bir Aşkı başlığını taşıyor. M. Swann, yüksek sosyetenin gözde isimlerinden birisiyken olmadık bir şekilde olmadık bir kadına kaptırır kalbini. Aşkın her yönünü aşama aşama, tafsilatıyla anlatmış yazar bu bölümde.

“Aşkının kapsamı içinde Odette’in şahsı bile pek fazla yer kaplamıyordu. Bakışları masasının üstüne, Odette’in fotoğrafına iliştiğinde veya Odette kendisini ziyarete geldiğinde, bu etten kemikten görüntüyü veya kartondan sureti, daima içinde taşıdığı sancılı ve kesintisiz heyecanla bağdaştırmakta güçlük çekiyordu. Adeta şaşırarak, tıpkı hastalığını ansızın karşısında somut bir varlık olarak gören ve gördüğü şeyi çektiği acıya benzetemeyen bir hasta gibi, “İşte o,” diyordu kendi kendine. “O”nun ne olduğunu anlamaya çalışıyordu; çünkü aşkla ölüm arasındaki en büyük benzerlik, her zaman sözü edilen muğlak benzerlikler değil, her ikisinin de bizi, gerçekliğini kavrayamamaktan, elimizden kaçırmaktan korktuğumuz kişiliğin sırrını daha derinlemesine sorgulamaya itmeleridir. Swann’ın aşkı da öylesine ilerlemiş bir hastalıktı, Swann’ın bütün alışkanlıklarına, hareketlerine, düşüncelerine, sağlığına, uykusuna, hayatına, hatta ölümden sonrası için arzuladıklarına öylesine nüfuz etmişti, Swann’la öylesine bir bütün teşkil ediyordu ki, Swann’ın kendisini de paramparça etmeden bu aşkı ondan söküp atmak mümkün değildi; cerrahi terimle, aşkı artık ameliyat edilemez hale gelmişti.”

“O gece, Mme des Laumes kocasına, “Zavallı Swann,” dedi, “eskisi gibi sevimli, ama çok bedbaht görünüyor. Siz de göreceksiniz, yakında akşam yemeğine geleceğine söz verdi. Aslında onun zekâsına sahip bir erkeğin bu tür bir kadın yüzünden acı çekmesi gülünç bence; üstelik kadının ilginç bir yanı da yok, geri zekâlıymış,” diye ekledi, âşık olmayan insanlara özgü sağduyuyla; bunlar, zeki bir erkeğin sadece üzüntüsüne değecek kadınlar yüzünden bedbaht olması gerektiğini düşünürler, ki bu da, insanların kolera basili kadar minik bir varlık yüzünden, kolera hastalığını çekmeye nasıl tenezzül edebildiklerine şaşırmaya benzer.”

Kısacık son bölüm ise Memleket İsimleri başlığını taşıyor. Serinin bir sonraki cildi elimde olmadığı için bölüm çok mu kısa yoksa devamı başka bir kitapta mı bilmiyorum. Bu bölümde de anlatıcının çocukluktan henüz çıktığı zamanlarla ilgili yine M. Swann’la ilintili birkaç hatırası ile isimlerle çağrışımları ile ilgili anlatılar yer alıyor.

Swann’ların Tarafı, edebiyatın zirvelerine çıkmış harika bir eser. Marcel Proust bu eserini 1913 yılında yayınlamış. Roza Hakmen’in dilimize kazandırdığı çeviri 440 sayfa ve Yapı Kredi Yayınları tarafından yayınlanmış.  

Author: mehmet
Mehmet Zeki Dinçarslan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir