Büyük Osmanlı Tarihi II [Uzunçarşılı]

Ordinaryüs Prof. İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın Büyük Osmanlı Tarihi’nin ikinci cildi 750 sayfa civarında. Bu cilt İstanbul’un fethi ile başlayıp Kanuni Sultan Süleyman’ın ölümüne kadar olan kısımları anlatıyor. Fetih sırasında dünyadaki devletler ve durumları ile Kanuni döneminde dünya devletleri ve durumları ayrı ayrı anlatıldığı gibi Türk denizciliği de Fatih döneminde ve Kanuni dönemlerinde anlatılmış. Denizciliğin bu yıllarda verilen önem neticesinde kat ettiği mesafe incelemeye değer. Barbaros Hayreddin Paşa, Turgut Reis, Burak Reis gibi tecrübeli denizcilerin bu dönemlerde yetişmeleri, hızlıca Avrupa denizciliğini geride bırakmaları Tarihte Türklerin yeni şeylere adaptasyon hızını da göstermesi açısından önemli bence.

Fatih, 2. Bayezid, Yavuz ve Kanuni dönemlerindeki fetihler ve seferler Osmanlı İmparatorluğu’nun asıl kimliğine bürünmesinin temellerini teşkil ediyorlar. Bu bakımdan bu ikinci cilt Osmanlı tarihinin kuruluştan sonraki en önemli safhasını anlatıyor. Dikkatimi çeken noktaları aktarayım:

  • Çandarlı Halil Paşa’nın katline kadar devşirme rical çoğalmış ve paşanın katliyle birlikte etkinlikleri en üst düzeye çıkmıştır. Bundan sonra idari kadroda Türkleri çok nadir göreceğiz.
  • Fatih Sultan Mehmet’in çeşitli savaşlardaki kritik ve cesurca hareketleri devletin kaderini etkilemiş resmen. Kuşatma sırasında askerin gerilemekte olduğunu görüp atına atlayarak surlara doğru sürmeseymiş 29 Mayıs günü fetih günü olmayacakmış örneğin. Belgrad’ın kuşatması sırasında vaziyetin kötüye gittiğini gören vezirler padişahı kaçmaya teşvik edince “Düşmandan yüz döndürmek sıngın nişanıdır” yani korkaklıktır diyerek karargâhı terk etmeyen padişah, oraya kadar gelen düşmanla dövüşerek üç kişiyi kendi eliyle öldürüyor. Belgrad alınamıyor o gün fakat en azından büyük kayıplar vermiyor ordu. Mücadele esnasında Fatih, kalçasından yaralanıyor ayrıca. Boğdan seferi sırasında da askerin ürkekliğini görerek atının üzerinde hücum eden padişah savaşın seyrini değiştiriyor.
  • Fatih’in bir diğer özelliği, yapacaklarından kimseyi haberdar etmemesi. Asker, seferin ne tarafa olacağını son ana kadar bilmiyor, vezirlerinin bile haberi olmuyor çoğu zaman.
  • Fatih Sultan Mehmet düşmanına acımıyor, acınmasından da hoşlanmıyor. Trabzon’un fethinde oranın kralına aman vermesine rağmen seferden dönüşte bir bahane bulup kralı ve ailesini idam ettiriyor. Bosna kralının hayatına teminat verip Bosna’yı teslim alan Mahmud Paşa’ya o kadar kızıyor ki, hem kralı ve çocuklarını idam ettiriyor hem de yeri gelince Mahmud Paşa’yı. Mağlup komutanları idamı da Fatih’ten itibaren adeta gelenekselleşmiş. Savaştan mağlup dönecek olan Paşa canının tehlikede olduğunu biliyor.
  • Bosna alındıktan sonra buradaki halk Bogomil mezhebinden oldukları için İslamiyet’e kolayca ısınıyor ve Müslüman oluyorlar.
  • Şehzade Mustafa’nın ölümüyle ilgili bu kitaptan edindiğim bilgi biraz farklı. Bir paşanın karısını kaçırdığı ve bu yüzden çok kızan babasının gazabına uğradığını biliyordum. Bahsedilen paşa Mahmud Paşa’ymış fakat bu yüzden Fatih’in gazabına uğramamış. Tam tersi, şehzadenin ölümüne sevinince Paşa, Fatih bunu idam ettiriyor. Şehzadenin ölümü hastalıktan olmuş. Niğde, Bor’da hamama gitmiş ve çıkışta vefat etmiş. Karısını iğfal ettiği için Mahmud Paşa’nın zehirlettiği de söyleniyor. Şehzade Mustafa’nın kadınlara düşkün olduğu yazılıyor. Bir de divanı varmış.
  • Bilinen bir şey, tekrarında fayda görüyorum. Gedik Ahmet Paşa Otranto’yu işgal ediyor. Fatih’in ömrü yetse İtalya’da bayağı yerler fethetmeyi planlıyormuş. Otuz sene tahtta kalan Fatih, 25 seferde bulunmuş. Balkanları tamamen ele geçirdiği gibi Anadolu’da da Hıristiyan bir devlet bırakmamış. Nerede yüksek bir âlim görse İstanbul’a getirtmeye uğraşırmış. Bununa birlikte çok vefakâr olmadığını, biraz da mütelevvin olduğunu söylüyor Uzunçarşılı. Arapça ve Farsça bildiği doğru fakat bundan fazla lisan da bilmiyormuş.
  • Osmanlı saltanatında gelenek, veliaht göstermemekmiş. Eski Türk devletlerinde de var aynı durum. İşi kadere ya da sıradakilerden birinin yeteneğine bırakıyorlar. Fatih Sultan Mehmet, Cem’i çok sevmesine rağmen işe karışmamış örneğin. İyi olan kazansın demiş.
  • Cem Sultan: Fatih’in vefatı üzerine Sadrazam büyük evlat olan Bayezid’e haber gönderiyor. Fakat Cem’i de sevdiği için gizliden ona da haber uçuruyor. Hatta daha yakın olduğu için bir emrivaki olur da Cem padişah olur diye de plan kuruyor. Fakat evdeki hesap… Yolda Bayezid’in damadı olan Sinan Paşa’nın adamları elçiyi yakalayıp öldürüyor. Dolayısı ile payitahta ilk gelen yeniçerileri ilk yanına toplayan Bayezid tahta çıkıyor. Cem çok mücadele etmesine rağmen başarılı olamıyor. Önce Kahire’ye giden Cem Sultan sonra hacca da gitmiş. Sonra Karamanoğlu ile birleşerek Bayezid üzerine gelmek istemişse de başarılı olamayıp Rodos şövalyelerine sığınmış. Bu şövalyeler onu deniz yoluyla Rumeli tarafına geçirmeyi vadederek gerçekte esir alıyorlar. Cem’in hüzünlü hikâyesi böyle başlıyor. Uzun yıllar Avrupa’da değişik yerlerde esir hayatı yaşıyor. Papa, kendisine Hristiyan olmasını teklif edince ne Osmanlı padişahlığı ne de dünya saltanatı için dinini terk etmeyeceğini söylemiş. 1495 senesinde vefat etmiş. Allah rahmet eylesin.
  • Gedik Ahmet Paşa, Fatih’in değerli komutanlarından fakat Bayezid bunu çok sevmiyor. Edirne’de bir gün, içki meclisi kurup etrafındakilere hilatler giydiren padişah Gedik Ahmet Paşa’ya siyah kaftan giydirip o gece öldürtüyor.
  • 2. Bayezid zamanında Memluklerle çok mücadele edilmiş fakat mağlubiyete uğramış sonunda ordular ve sulh yoluna gidilmiş.
  • 1505 yılında Kemal Reis kumandasındaki bir filo İspanya’ya giderek buradaki zulümden kaçan Müslüman ve Yahudileri Türkiye’ye getirmiş. Bunlardan geldikten sonra uzun süre vergi dahi alınmamış. Türk-Yahudi sevgisinin temellerini atan olaylardan birisi de bu.
  • 2. Bayezid’in hayatında bir dönüm noktası var. Normalde afyon ve alkol düşkünü olan bu padişah daha sonra çok dindar birisine dönüşüyor. Bunun nedeniyle ilgili rivayet muhtelif. Arnavutluk seferinden dönüşte Kalender kıyafetinde birinin saldırısına uğramış. Uzunçarşılı kızılbaş diyor. Padişahın yanındakiler kaçmış, İskender Paşa yetişerek adamın kafasına vurmuş ve etkisiz hale getirmiş. Bir diğeri de o dönemdeki depremler. O kadar büyük depremler olmuş ki, padişah Edirne’ye gitmiş orada da kendine basit bir yapı yapmışlar. Dindarlaşma sebebi bunlardan birisi olabilir.
  • Depremler Amasya, Tokat, Çorum, Sivas’ta başlamış ve 45 gün sürmüş. Küçük kıyamet demiş halk. İstanbul surlarının önemli bir kısmı ile birçok caminin kubbesi yıkılmış. 1509 senesinde oluyor bunlar.
  • Bayezid’in afyon düşkünlüğü herkesçe biliniyor. Şah İsmail, Yavuz Sultan Selim’e afyon göndererek babasının bu iptilasını ima ediyor.
  • Şehzade Korkud, babasının zamanında Kahire’ye kaçmış fakat sonra pişman olup dönmüş. Amcası Cem’in yolundan gidecekmiş neredeyse. Korkud’un bir faaliyeti de Oruç ve Hızır reislere yardımcı olmuş olması. Antalya valisi olması hasebiyle denizciliğe de hâkim nispeten.
  • 1499 yılında Burak Reis, bir deniz savaşı sırasında kendisine saldıran iki gemiyi, kendi gemisinin de yanması bahasına ateşe vermiş. Kurtuluşun imkânsızlığını görüp kendisini de feda etmiş. Büyük kahramanlık.
  • 2. Bayezid daha hayattayken çocukları arasında saltanat mücadelesi başlıyor. Her şey normal seyrinde gidecek olsa şehzade Ahmed’e kalacak olan taht Selim’in dirayeti sayesinde Selim’e gitmiş. Şahkulu isyanı sırasında Şehzade Ahmed’in beceriksiz hareketleri var, bunlar da etken. Hâlbuki babasının en sevdiği şehzade Ahmed fakat Bayezid tahttan çekilince yeniçeriler illa ki Selim’i isteriz diyerek padişahı belirlemiş oluyorlar.
  • Olaylar şöyle gelişmiş. Selim, babasının üzerine yürüyor tahtı almak için fakat savaşı kaybedip kaçıyor. Bayezid tahttan çekilip yerine oğlu Ahmed’i bırakmaya karar veriyor. Fakat daha önce vermiş olduğu bir söz var, yerine kimseyi aday göstermeme sözü vermiş önceden. Yeniçeri Selim’i sevmiş bir kere. İsyan edip sağa sola zarar vermeye başlıyorlar. Korkud’u çağırıyorlar bu defa fakat yeniçeriler yine söz dinlemiyor. Sonunda Selim çağrılıyor. Önce Bayezid oğlu Selim’e, Şah İsmail üzerine yapılacak sefere serdar olmasını teklif ediyor fakat kabul etmiyor Yavuz bunu. Sonunda saltanatı oğluna terk etmiş padişah.
  • Selim işe başlar başlamaz Anadolu’daki kızılbaşları tespit ettirip bunlardan kırk bin tanesini hapsediyor ya da öldürüyor.
  • Yavuz Sultan Selim bir kere çok dindar bir hükümdar. Konya’da Mevlana’yı ziyaret etmiş İran seferinden önce. Mısır seferinde Muhyiddin Arabi türbesini tamir ettirip yanına cami yaptırtmış. Bir diğer özelliği çok gaddar oluşu. Sevdiği bir paşayı yanına yolluyorlar seferden vazgeçmesi için. Anında boynunu vurduruyor. Mısır seferi dönüşü yanındaki sadrazam, seferin ne gereği vardı gibi laflar edince anında kellesini vurduruyor. Öyle bekletme filan yok.
  • İran seferinden, kızılbaşlığı bitirmeden dönmemeyi planlamış Yavuz, fakat askerin hareketleri otağı kurşunlamaya kadar varmış. Haliyle geri dönmek zorunda kalmış. Geri dönünce tahkikat yaptırmış ve askeri isyana teşvik edenleri tek tek bularak boyunlarını vurdurmuş. Ocaktan yetişme yeniçeri ağalığı devrini de kapatmış, yeniçeri ağalarını bundan sonra saraydan atamıştır.
  • Yavuz’un doğu seferinde İdris-i Bitlisi diye birinin çok hizmeti olmuş. Sünni Kürtlerin Osmanlı’ya katılma süreçlerini hızlandırmış.
  • Mısır seferinden önce, Memluküler durumu fark etmesin diye İran’a sefer yapıldığına dair mektup göndermiş padişah Memluk sultanına. Hatta şeker ve helva istemiş kendisinden ve kendine büyük kutularla şeker ve helva yollanmış.
  • Tomanbay, Türk tarihinin büyük kahramanlarından birisi. Yazık olmuş. Ridaniye savaşında Yavuz bir plan yapmış. Mısır ordusunu yandan vurarak toplarını etkisiz hale getirmiş. Padişah’ın karargâhında olduğunu düşünen Tomanbay ise karargâha baskın yapmış. Bulsaymış Yavuz’u orada öldürür, savaşı kazanırmış.
  • Savaştan sonra da Tomanbay defalarca saldırarak Osmanlı ordusuna epey zayiat verdirmiş. Kendisine amanname getiren elçileri dahi öldürmüş. Yavuz dahi bu adamı takdir etmiş ve yakalanınca idam etmek istememiş. Fakat arkasında böyle birini bırakmak demek Mısır seferini boşa çıkarmak demekti. Bu yüzden idam ettirmiş Tomanbay’ı.
  • Piri Mehmet Paşa, Yavuz’a sadrazamlık etmiş. Padişah, asabi bir yapıda olduğu için ara sıra kalkar vezirleri dövermiş. Bir gün “Beni eninde sonunda öldürteceksin, bir an önce yap bari” deyince padişah gülmüş, “Benim de niyetim var fakat yerine koyacak adam bulamıyorum” demiş. Bu Piri Paşa aynı zamanda Çaldıran savaşında ordunun dinlenmeden saldırmasını teklif eden kişi. Bütün vezirler, ordu yorgun dinlensin derken Piri Paşa, orduda kızılbaşlar olabilir, gece karşı tarafa geçerler diyerek savaşa girilmesini teklif etmiş. Padişah “işte aranızdaki yegâne rey sahibi” demiş hakkında.
  • Kanuni Sultan Süleyman devrinde ordu gücünün zirvesinde. Hemen Belgrad’ı alıyor tahta çıkar çıkmaz. Rodos alınıyor. Mohaç savaşı kazanılıyor. Zorlansa Viyana dahi alınacak neredeyse fakat fırsat bulamıyor bir türlü.
  • İbrahim Paşa, gayet faydalı bir adam. Mısır’da kalarak orayı anlıyor ve bir düzen veriyor. İsyanları rahatlıkla bastırıyor. İbrahim Paşa şehzade Mustafa’yı sevdiği için, Hürrem hanım da İbrahim’i bu yüzden pek sevmediği için…
  • Preveze savaşında Türk donanması karşı tarafın üçte biri kadar. Fakat Barbaros Hayreddin paşa dâhiyane bir sistem uygulayarak savaşı kazanıyor.
  • Süleyman’ın oğlu Mustafa’yı hiç yüzünden öldürttüğünü tüm tarih biliyor. Hürremin üç oğlundan Cihangir zaten kambur. Mustafa’nın ölümüne çok üzülüyor ve üzüntüden ölüyor. Bayezid ve Selim arasında kalan taht ikisi arasındaki rekabete sahne oluyor bir müddet. Bir ara padişah iyi geçinmezlerse saltanatı kızkardeşinin oğlu Osman Şah Bey’e vereceğini söylüyor. O derece. (Uzunçarşılı yazmamış bu ciltte fakat Selim tahta çıkınca halasının oğlu olan Osman Şah’ı idam ettirmiş)
  • Bayezid, o dönemin entrikalarının neticesinde babasının gözünden düşüyor. Sahte mektuplarla padişahı kızdırıyorlar. Şehazade Bayezid İran’a kaçıyor. İran şahı hayatlarını teminat altına alıp kendisini babasına iade etmeyeceğine dair söz veriyor fakat Kanuni bir şekilde ikna ediyor şahı ve Bayezid çocuklarıyla birlikte idam ediliyor.
  • Kanuni, Zigetvar seferine çıkarken oğlu Selim’e mektup yazıyor. Mektuptaki bir cümle: “Dünya kimseye paydar değil.”
  • Yeniçeri ocağı 196 ortadan oluşurmuş. 101 yaya, 34 sekban ve 61 ağa bölüğü. Toplam mevcut Kanuni zamanında kadar 10-12 bin civarıymış.
  • Yeniçeri hakkında idam kararı varsa adı defterden silinir, Rumeli hisarında boğdurulur ve denize atılırmış.
  • Ölen yeniçerilerin çocukları da ocağa kaydolabilirmiş, bunlara kuloğlu denirmiş.
  • Yeniçerilere kasaplar hep aynı fiyattan et vermek zorundaymış. Fiyat artarsa dahi aynı fiyatla et veren kasap “zarar-ı lahim” adı altında farkı devletten alırmış.
Author: mehmet
Mehmet Zeki Dinçarslan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir