Kaybolan Bağlar [Johann Hari]

Depresyon kavramı teknolojinin gelişmesi ile birlikte hayatlarımızda daha fazla yer edinmeye başladı. Johann Hari için de böyle olmuş. Gençlik yıllarında yaşadığı problemleri psikiyatra açınca yeterince mutluluk hormonu salgılamayan bir beyne sahip olduğunu ve ilaçlarla tedavi edilebileceğini öğrenmiş. Uzun yıllar süren bir ilaç deneyiminden sonra bir şeylerin ters gittiğini fark ederek konuyu biraz daha detaylandırmaya karar vermiş. Ne iyi etmiş.

Bugünün dünyasında, aynı Hari’nin başına gelen gibi, insanlar leblebi yutar gibi antidepresan ilacı kullanıyorlar. Gençlere odaklanmaları için ilaç içiriliyor. Amerika’da her beş yetişkinden biri bu ilaçlardan kullanıyormuş. Türkiye’de de az değildir tahminim.

Depresyon, kaygı ile atbaşı giden bir kavram. Depresyon arttıkça kaygı, kaygı arttıkça depresyon, her ikisi arttıkça da kullanılan ilaçlar artıyor. Yazara göre, ilaçların etkisi yok değil fakat plasebo etkisi de gözden kaçırılmamalı. İlaç şirketleri ilaçların çok etkili olduğu konusunda kamuoyu yaratmak için çok çaba ve para harcıyorlar. Yaptıkları araştırmaların önemli bir kısmını kamuya açmıyor, açtıklarındaysa sadece olumlu kısımları aktarıyorlar.

Yazarın dikkat çekici bir iddiası da depresyonun sebeplerinin kimyasal bir bozukluk olduğu hakkında yeterli bir bulgunun olmaması. Kaygı ve depresyonun beyinde olan bir problem olduğu bir varsayımdan ibaret. Depresyonun gerçek sebebi beyinle değil hayatla ilgili yaşanan sorunlar ve kayıplar. İnsanın bağlar kurmuş olduğu kişilerle bağlarının bazı sebeplerle zayıflaması ya da kopması depresyona sebep olabiliyor. Yakının kaybeden birisinin bağları tamamen koptuğu için daha büyük bir depresyona sebep oluyor bu durum.

Toplumsal bağlar insanların ruh sağlıkları açısından önemli bir etken. Kuvvetli bağları olan topluluklarda depresyon az görülüyor. Travmatik hadiselerin yaşandığı topluluklarda ise tam tersi. Yoksul kesim daha fazla strese maruz kaldığı için depresyona daha yakın fakat yoksulluk tek başına depresyon sebebi değil.

Yazara göre depresyonun 9 temel sebebi var.

1: Anlamlı Çalışmadan Kopuk Olmak: İnsanların hayatlarını kazanmak için yaptıkları işler ne kadar rutinse ve ne kadar az iletişim içeriyorsa depresyona girme ihtimalleri de o kadar artıyor.

2: Diğer İnsanlardan Kopuk Olmak: “Yalnızlık bugün kalın bir sis tabakası gibi kültürümüzün etrafını kaplamış durumda” diyor Hari. Yalnızlık, fiziki saldırı kadar stres yaratıyor ve aşırı stres depresyon ihtimalini artırıyor. Bırakın depresyonu, nezleye yakalanma ihtimali bile yalnız insanlarda başkalarıyla yakın ilişkiler kuran insanlara göre üç kat daha fazlaymış. Bağışıklık sistemi bile başka insanlarla olumlu bağlar kurunca güçleniyor.

“Arıların kovan ihtiyacı gibi insanların da kabilelere ihtiyacı vardır” diyor yazar. İnsanlara kaç tane sırdaşlarının olduğunun sorulduğu bir araştırmada ortalama bir Amerikalı eski zamanlarda 2-3 insan ismi verirken 2004’e gelindiğinde aynı araştırmaya katılanlar ‘sıfır’ cevabını vermişler. İnsanlar bir kopuşun içerisinde ve bu kopuş onları yalnızlığa sürüklüyor.

Teknoloji bağımlılığı da insanı yalnızlaştıran etmenlerden birisi. Oyun bağımlılığı bir yana, modern insanın 6,5 dakikada bir cep telefonunu kontrol ettiğini biliyor muydunuz. Bu kitabı okuduktan sonra kendimi kontrol ettim, benim ortalamam da 5 dakika civarında.

3: Anlamlı Değerlerden Kopuk Olmak: Bugün dünya insanlarının değerleri manevi şeylerden koparak tamamen maddi şeylere dönüşmüş durumda. Satın alma davranışları, statü, biriktirmek ön planda. Mutluluğun biriktirmeyle, statüyle, materyalle sağlanacağını düşünen insanların kaygı ve depresyon seviyeleri daha yüksek.

Yapılan araştırmalarsa tersi bulgulara ulaşmış. Dışsal hedeflerine ulaşan insanların mutluluklarında herhangi bir artış olmuyor: “Terfi? Lüks araba? Yeni iPhone? O pahalı kolye. Bunlar mutluluğunuzu bir nebze olsun artırmıyor.”

Nasıl ki yemekten abur cubur yemeye topluca geçtiysek, anlamlı değerlerden de abu cubur değerlere geçtik. Harcama üzerinden mutluluk telkin eden bir materyalist değerler zinciri etrafımızı sarmış durumda. Aşırı materyalist eğilimler aslında insana kötü hissettiriyor. İlişkiler düşük nitelikli ve kısa süreli oluyor, davranışlar sevildiği için değil statü için sergileniyor, insan sürekli kendisi hakkında endişeli oluyor zira bir yarışın ortasında.

Reklamlara harcanan para arttıkça ergenlik çağındaki gençlerin daha materyalist olduğunu keşfetmiş araştırmalar. Ergenlik çağındaki gençlerin duygusal açıdan savunmasız olması onları hedef kitle haline getiriyor. Reklamcılar insanlara kendilerini önce yetersiz hissettirip sonra ürünlerini yetersizliğin çözümü olarak sunuyorlar. “Sen buna değersin.” Peh. Neticede insan içi boş, sadece başkalarının düşüncelerinde mevcut olan bir varlığa dönüşüyor.

4. Çocukluk Travmasından Kopuk Olmak: Çocuklukta yaşanan bazı kötü olaylar insanları depresyona sürükleyebiliyor.

5: Statü ve Saygıdan Kopuk Olmak:

“Televizyonu açtığınızda bu dünyada sadece ünlülere ve zenginlere kıymet verildiğini duyuyorsunuz – bu iki gruba dahil olma şansınızın çok çok düşük olduğunu da biliyorsunuz. Instagram akışlarına ya da kuşe kağıtlı dergilere göz gezdirdiğinizde kendi normal biçimli vücudunuzdan iğrenmeye başlıyorsunuz. İşe gittiğinizde sizden yüzlerce kat daha fazla kazanan uzaktaki patronun kaprislerine boyun eğmek zorunda kalıyorsunuz. Aktif bir şekilde aşağılanmıyorken dahi, çok daha fazla sayıda insan her an statüsünü kaybedebileceği hissiyle yaşıyor. Orta sınıftakiler –hatta zenginler- dahi kendilerini sürekli güvencesiz hissediyorlar. Yani depresyon ve kaygının bugün pek çoğumuzun hayatının bir parçası olan daimi statü kaygısına karşı bir yanıt olduğunu söyleyen kuramda haklılık payı olabilir.”

6: Doğal Dünyadan Kopuk Olmak:

7: Umutlu ya da Güvenli Bir Gelecekten Kopuk Olmak:

“İtalyan felsefeci Paolo Virno, iş sahibi sağlam bir koş işçisi grubu olan “proleterya”dan, bir sonraki hafta işi olup olmayacağını bilmeyen, belki hiçbir zaman kalıcı bir iş sahibi olamayacak, daimi güvencesizlik içinde yaşayan değişken bir kitle olan “prekarya”ya geçtiğimizi söylüyor.”

8-9: Genlerin ve Beyindeki Değişimlerin Gerçek Payı: Beynin deneyime dayalı olarak kendini yeniden yapılandırmaya devam etme eğilimine nöroplastite deniyor. Yani beyin sürekli kendisini duruma adapte ediyor. İnsan sürekli depresyona sebep verecek şeylere maruz kalınca da depresyon sürekli hale geliyor.

Gelelim çözüm önerilerine: Yaşam şeklini değiştirmek iyi bir antidepresandır. Bağlar kurmak iyi bir antidepresandır. Bağlar kurmayı 7 bölümde incelemiş yazar:

1: Diğer insanlarla bağlar kurmak. Bireyci hayat tarzından sıyrılıp kolektif bir hayat için çaba göstermek. Kendin olmak, ne kadar değerli olduğunu fark etmek gibi modern zamanların dayatmalarından kaçmak. “Bu kadar berbat hissetmenin bir sebebi sürekli kendini düşünmek zaten.” “Hayır, sen sen olma. Etrafındaki herkesle bağ kur, bağlantı içinde ol. Bütünün parçası ol. Kalabalığa hitap eden adam olmaya çalışma. Kalabalık olmaya çalış.” Dibe çökmeye başladığında kendin için değil başkaları için bir şeyler yapmaya çalış.

2: Sosyalleşme: Kamusal bir program çerçevesinde bahçıvanlık işiyle uğraşan kişilerin birbirleri ile sosyalleşerek depresyondan nasıl kurtuldukları anlatılmış bu bölümde.

3: Anlamlı Bir İşle: İnsanların işlerinden nefret etme ihtimalleri sevme ihtimallerinin iki katıymış. İşe anlam katmak ya da anlamlı bir işte çalışmak gerekiyor.

4: Anlamlı Değerlerle: Reklamların dayattığı abur cubur değerlerden uzaklaşmak gerekiyor. Çocuklar, çok fazla reklama maruz kaldıkları için tatmin ve anlamın nesne satın almaktan geçtiğini düşünüyorlar. Bir araştırmada ergenlik çağındaki çocuklara “Paranızı nelere harcıyorsunuz?” ve “Gerçekten değer verdiğiniz şeyler nelerdir?” soruları sorulmuş. İkinci sorunun cevabı tabi ki sevgi, aile gibi soyut şeyler olmuş. Burada bir çelişki var. Gerçekten değer verilmesi gereken şeylerin ağırlığı artırılmalı.

5: Duygu Paylaşımından Doğan Sevinç ve Kendine Bağımlılığı Aşmak: İçinde yaşadığımız kültür bizi kıskançlığa sürüklüyor. Egomuzu sürekli canlı tutan bir bombardımana maruz kalıyoruz. Abur cubur değerler ve doğurduğu egoizmden kurtulabilmek için çeşitli metotlara başvurabiliriz. Dua etmek, psikoterapi, Bilişsel Davranış Terapisi, bazı psikedelik ilaçlar ve meditasyon yazarın saydığı yollar. Bunlardan öne çıkanın meditasyon olduğunu gördüm kitapta. Hakkıyla yapılan namaz ibadeti de faydalı olabilir. Başkaları için mutlu olmak, ben merkezli düşünmekten kurtulmak depresyon ihtimalini azaltıyor.

6: Çocukluk Travmasını Kabul Etmek ve Aşmak. Burada insanların odaklanmaları gereken şey çocuklukta bir travmanın yaşanmış olması değil bunun hasıraltı edilmiş olması. Çocuklukta travma yaşayan bireyler bunu anlatabilir, birileriyle paylaşabilirlerse olayın kendilerinde yarattığı utanma duygusundan kurtulacaklar. Düzgün bir terapi almak ya da sadece anlatmak gerekiyor demek ki.

7: Geleceği Geri Kazanmak: Burada insanların gelecek kaygısından kurtulduğu bir durumu hayal etmiş yazar. Bunun da ancak evrensel temel gelirle sağlanabileceğini anlatmış. Mantıken de, ne yaparsa yapsın sabit bir gelirinin olacağını bilen insanın kaygı düzeyi daha düşük olur, mutlu olmaya daha yakın olur.

Kaybolan Bağlar kitabından çıkardığım notlar bu kadar fakat çok yetersiz. Okullarda ders kitabı olarak okutulsa yeridir. Günümüz insanının içerisinde boğulduğu çıkmaz sokaklar gözler önüne serilmiş, sebepler ve çözüm yolları da anlatılmaya çalışılmış. Bunun için yazar Johann Hari’ye teşekkür ederim. Ayrıca bu 360 sayfalık hacimli sayılabilecek ve çevrilmesinin oldukça zor olduğunu düşündüğüm eseri dilimize kazandıran Barış Engin Aksoy’a da teşekkür ediyorum. Kaybolan Bağlar, Metis Yayınları tarafından basılmış.

Author: mehmet
Mehmet Zeki Dinçarslan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir