DÜŞÜNCELER

Şiddetin Cinsiyeti mi Olur?

“Kadına şiddet” başlıklı haberler sinir bozucu seviyelere ulaşmış durumda. Hem hadiselerin varlığı sinir bozucu hem de bu hadiseler sunulurken mağdurun kadın oluşunun ısrarla ön plana çıkarılıyor oluşu. Ne yani, şiddetin objesi kadın değil erkek olsa, erkek değil çocuk olsa, çocuk değil hayvan olsa bu durum şiddeti normalleştirecek mi? Şiddet sadece kadına uygulandığı zaman mı suç haline geliyor? Neden burada kadın ön plana çıkarılıyor? 

Hemen cevap vereyim, birincisi şiddeti öne çıkarmaktansa kadını ön plana çıkarmak diğer tüm şiddetlerin ve uygulayıcılarının sahnede daha az yer işgal etmelerine sebep oluyor. İkincisi, kadının Türk aile yapısı ve toplum içindeki müstesna yeri zayıf ve aciz gösterilerek yıpratılmak isteniyor. 

Kadına şiddet başlıklarında dikkati çeken şiddet değil kadındır. Hâlbuki şiddetin cinsiyeti olmaz. Şiddet, kime ve ne şekilde uygulanırsa uygulansın toplum nezdinde ayıp, dinen günah, kanunlar önünde suçtur. Üstelik şiddeti sadece kaba kuvvet uygulama olarak adlandırmak şiddeti indirgemek olur. Şiddetin fiziki, psikolojik ve ekonomik boyutları vardır ve her birisi ayrı ayrı suçtur. Hal böyleyken, sadece kadının şiddete konu olduğu haberleri ön plana çıkararak diğer şiddet olaylarını göz ardı etmek adil değildir. Kadın, fiziken erkeğe göre zayıf olması hasebiyle fiziki şiddete daha çok maruz kalıyor. Durum aslında kadına şiddet değil zayıfa şiddettir. Kırmızı ışıkta durduğunuz zaman camınızı döverek sizden üç kuruş para talep eden ve yaşları zaman zaman dörde beşe kadar düşen o çocuklar şiddet görmüyorlar mı? Sadece zayıf oldukları için, itiraz edemedikleri için, akli melekeleri henüz olgunlaşmadığı için kendilerinden daha kuvvetli olanlar tarafından dilenmeye zorlanıyorlar. Bu da şiddettir. Maddi imkânsızlıkları yüzünden evlerine ekmek götüremeyen ya da kıt kanaat götüren insanların şiddet görmediğini kim iddia edebilir? Kadınıyla, erkeğiyle, çocuğuyla ve tüm canlılarıyla birlikte bu dünyanın içinde kendini ifade edemeden, kendince yaşayamadan yok olup gidenlerin her birisi şiddet mağdurudur ve sadece bir şiddet türüne karşı bayrak açmak adaletsizliktir. Eğer bir bayrak açılacak ve şiddet yok edilmeye çalışılacaksa güçlünün zayıfı ezdiği her türlü şiddet türüne karşı bayrak açılmalı ve ezilenler ezenlerin pençelerinden kurtarılmalıdır. Bazen patron işçiyi ezer bazen işçi patronu, bazen erkek kadını ezer bazen kadın erkeği, bazen anne-baba çocuğu ezer bazen çocuk anne babayı. Bunların hepsinin ayrı ayrı ve aynı ağırlıkta gündem olması gerektiği gibi sokak hayvanlarından tabiata kadar, kendini koruyamayanlara yapılanlar da gündem edilmeli ve şiddet topyekûn lanetlenmelidir.  

Kadına şiddet uygulanmasının diğer şiddet türlerine göre daha fazla haber niteliği taşıyor olması, medyanın bu hadiseleri diğerlerinden daha fazla gündem yapması büyük adaletsizlik. Günde yirmi cinayet işleniyor, bir tanesinde mağdur kadın olduğu için çok daha fazla gündem oluyorsa bir körleşme başlamış demektir. 

Burada görev kadınlara düşüyor. Kadın, gösterildiği kadar aciz, gösterildiği kadar güçsüz değildir. Toplumumuzda kadınlar her zaman yenilikçi, çığır açıcı ve lider olmuştur ve olmaya devam edecektir. Aile yapımızda kadın, hücrenin çekirdeği kadar önemlidir. Bu adaletsiz yaklaşıma kadınlarımız dur demeli, şiddetin her türlüsünün kınanması gerektiğini vurgulamalı, cinsiyetçi şiddet yaklaşımlarına olan rağbeti azaltarak her türlü mağduriyetin karşısında aynı kararlılıkla durmalıdırlar. 

31 Aralık 2020 Nethaber yazım

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir