Reklamla Dolandırmak

İnsanlar daha akıllı olmasınlar. İnsanlar daha rasyonel tercihlerde bulunmasınlar. Harcama-tüketim davranışları üreticilerin isteklerine göre belirlensin. Olaylara üreticilerin gözünden baktığımız zaman temel felsefenin bu olduğunu anlıyoruz. Üretici için en bulunmaz nimet, düşünmeden satın alan bir tüketicidir. Bunu sağlamak için tüketicilerin mantıksız tercihlere yönelebilecek kişiler olmasını sağlamak gerekiyor. Eğitim almış, kendini geliştirmiş tüketici mantıklı kararlar verecektir. Seri üretim yapan üretici bazı ön kabullenmelerin de tüketici tarafından kabul edilmesini ister. Marka adını verdiğimiz soyut şeyin tüm mantıksızlığına rağmen tercih sebebi olması gerekiyor. 

Mantıklı bir tüketici markaya göre değil ihtiyaca göre alışveriş yapar. Ayakkabıya ihtiyacı varsa gidip kendisine bir ayakkabı alır. Mantıksız tüketici ihtiyaca göre hareket etmez. Ayakkabı reklamı kafasına sokulduğu anda kurulmuş bir oyuncak gibi o ayakkabıya doğru hareket eder. Buna ihtiyacının olup olmadığını düşünmez bile. Çünkü reklamın etkisinin altına girmiştir bir kere. Üreticiler, reklamları karşıdakini inandırmak için kullanırlar. İnsanın içinde bir inanma duygusu vardır ve bu duygu gerçekten çok kuvvetlidir. İnsan inanmak ister, gördüğünüz tüm mantıksız dolandırılma hikâyelerinin temelinde insanın inanma ihtiyacı yatar. Reklamlar, basit görünse de bildiğiniz dolandırıcılara göre daha vahşi olan bir dolandırma şeklidir. Reklamla tüketici, kullandığı ayakkabının reklamı yapılan ayakkabıya nazaran daha az rahat olduğuna inandırılır. Kullandığı sabunun reklamı yapılan sabun kadar temizlemediğine inanır. Üretici için tüm ürünler birer istatistikten, birer rakamdan ibarettir. Müşteri bir ürüne inancını kaybetmeye başladığı anda başka bir ürün başka reklamlarla sunulur ve yeniden inandırılır. 

Reklama inanma seviyesi insanın inanma ihtiyacı ile paralel olmakla birlikte çok çeşitli metotlarla potansiyel tüketiciler reklamların ikna ediciliğine hazırlanırlar. Bilinçaltına verilecek mesajlar üreticiler tarafından çeşitli yöntemlerle yayılır. İnsanların, ihtiyaç duymadıkları şeylere eşek yüküyle para ödemeleri için aklınıza gelen tüm kaynaklar kullanılır. Televizyonlar, internet siteleri buna yönelik yayınlar yaparken sağda solda gördüğünüz ilanlar, kulağınıza pelesenk olan şarkılara kadar birçok şey ürün reklamı içerir. 

Uyaran sayısı reklamcılığın önemli hilelerindendir. Çok fazla uyaran, çok fazla renk, tüketiciyi bir tür açlığa doğru iteler. Tüketici televizyon ve internetten aldığı uyaranları gerçek hayata uyduramaz. İçinde bir açlık oluşur fakat bu açlık bir şeyler yiyip içmekle giderilebilecek bir açlık değildir. Bu açlığı doyurabilmek için harcamaya yönelir. Harcarken de mantığını bir kenara bırakır. Gereksiz şeyleri alıp içindeki açlığı bastırmaya çalışır. Kendinize bir bakarsanız, içinizde bazı zamanlarda yükselmekte olan “bir şey satın alma” duygusunun varlığını fark edeceksiniz. Çocuklarda bu duygu çok daha yüksektir. “Bir şey alınsın da ne alınırsa alınsın” derler çoğu zaman. 

Üreticiler, seri üretim yapan firmalar çoğu zaman satışı bir savaş olarak görürler. Satış bir savaştır ve düşman tüketicilerdir. Zayıflatılmaları ve mağlup edilmeleri gerekir. Tüketici elini cebine attığı anda artık mağluptur. Seri üreticiler tüketicileri “big data” ile, büyük verilerle analiz ederler. Onları mantıktan uzaklaştırmak için parçalara bölerek analiz yaparlar. Yaş grupları, cinsiyetler ve bölgelere göre sürekli veri toplarlar ve bu verileri analizlerinde kullanırlar. Örneğin, “10-15 yaş arasındaki Türkiye’nin X bölgesindeki erkek çocukları için hangi mantıksız şeyleri pazara sunabiliriz?” sorusuna cevap ararlar. Sonrasını da hepimiz biliyoruz.

1 Ekim 2020 Net Haber yazım.

Author: mehmet

Mehmet Zeki Dinçarslan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir