Hayrullah Efendi Tarihi I

Hayrullah Efendi Tarihi’ne 2007 senesinde Adana’da dolaşırken rastladım. Dünyayı Kurtaran Sahaf adında bir sahafa rastladım. Kitaplar bakarken 2-6 arası ciltlerini gördüğüm bu seriyi o zaman satın almıştım. O tarihlerde Adana’da çalışıyor, hiç bilmediğim bu şehirde hemen hiç tanıdığım olmadığı için mesai dışı vakitlerde etrafta turlayıp kalan zamanlarımda bir şeyler okuyordum. Birinci cildi olmadan aldığım bu serinin şu an elimde olan bu birinci cildiniyse İstanbul’da dolaşırken buldum. Beyazıt’tan Aksaray’a giderken solda bir sahaflar çarşısı vardı, şimdi de vardır inşallah. Seriyi tamamladığımı düşünüyordum ki bir cilt eksiğim olduğunu fark ettim. Sağlık olsun. Koleksiyonunu yapmayı değil okumayı seviyorum. Açığı başka tarihlerle kapatırım.

“Devlet’i Aliyye-i Osmâniye Târihi “Birinci Cild” Saadetlü Hayrullah Efendi hazretlerinin toplayıp tertip eylediği Osmanlı Devleti tarihinin birinci cildidir.” Diye başlayan eserin yazarı Hayrullah Efendi, yayına hazırlayan ve sadeleştiren ise Zuhuru Danışman. Danişmendliler soyundan gelen Zuhuri Danışman’ın kendi adıyla bir yayınevi var. Naima Tarihi’nin bir cildi ile Evliya Çelebi Seyahatnamesinin bir cildini bu yayınevinden okumuştum. Yukarıda bir cildi bulamayışıma sızlandım ama tek ciltle iktifa ettiğim seriler de var. Hayrullah Efendi Tarihi 1971 yılında Son Havadis gazetesinin yayınları tarafından basılmış.

Hayrullah Efendi 19. asır bilginlerinden birisi. Encümen-i Daniş üyeliği yaptığı gibi bürokraside çeşitli makamlarda bulunmuş. İran’da büyükelçiyken de vefat etmiş. Allah rahmet eylesin. Eserin birinci cildi Osmanlı devletinin kuruluşu öncesi siyasi ve kültürel ortama ayrılmış. Selçuklulardan ve Ertuğrul Gazi’den bahsedilmiş daha ziyade. Kitapta ilgimi çeken hadiseler kısaca şöyle:

Hayrullah Efendi, Ertuğrul Gazi’nin Anadolu’ya giriş tarihini 1230 olarak yazmış. Alaüddin Keykubat’ın tahta çıktığı yıllara tekabül ediyor. Halife’nin, Alaüddin Keykubat’a gönderdiği menşur, kılıç, yüzük ve diğer hediyeleri Şahabeddin Sühreverdi getirmiş. Geçen yaz Eskişehir’de kabrini ziyaret etmiştim bu zatın.

Yassı Çemen savaşından bir ayrıntı, Keykubat, Mısır Memluk sultanından asker istiyor Celaleddin’e karşı. Enişteleri olma kozu ileri sürüyor zira Mısır sultanının kızkardeşiyle evli. Bunun üzerine yardım geliyor fakat bu savaşın ardından Mısırlılar Anadolu’yu elde etmek fikrine kapılıyorlar ve bu defa Selçuklularla Memluküler arasında bir savaş çıkıyor. Burada da galip gelen Selçuklular oluyor.

Selçuklulara zirveyi yaşatan şahıs Alaüddin Keykubat. Diplere düşürense oğlu Gıyaseddin Keyhüsrev. Gıyaseddin’in babasını zehirleyip tahta çıktığını daha önce duymamıştım: “Gıyaseddin Keyhüsrev, bir yolunu bulup çaşengirlerden Nasırüddin’i kandırarak babası Alaeddin Keykubat’ı hicrinin 634 senesi Şevval ayının üçüncü günü kurban bayramı ziyafeti sırasında zehirletti” yazmış Hayrullah Efendi. Şevval’in üçüncü gününün kurban değil Ramazan bayramı olduğunu atlamış.

Hoca Maruf derler bir adam var. Bu Moğolların elçisi. Daha önce Alaüddin Keykubat’ın ölümüne yakın Moğol hâkimiyetini kabul ettiğini okumuştum. Hoca Maruf bu kabulü alıp Moğollara bildirmezden önce sultan vefat edip yerine Gıyaseddin geçince yeni biati yeni sultandan alıyor.

“Bu sırada Samsad denilen eski büyük şehrin yakınında kefersud köyünden Baba İshak adlı bir hokkabaz çıkıp İçel, Maraş, Kayseri, Sivas ve Sancar taraflarına kadar halkı kendi çıkardığı mezhebe davet ederek kırk elli bin kişiyi kandırmıştı. Zararlarının deffedilmesi için bir kaç kere savaş yapılarak bozguna uğratıldı.”

İzzeddin ve Rükneddin adında iki kardeş saltanat için savaşıyor uzunca bir dönem. Moğolların hâkimiyeti altındaki bir ülkede saltanat senin olsa ne? Hülagü, Bağdat faciası olarak da bilinen o meşum olaya bu iki kardeşi de askerleriyle birlikte götürüyor. Hani Abbasi devletini yıkıp, Bağdat’ı yaktığı, halifeyi işkenceyle öldürdüğü 1258 tarihli vaka. Selçuklu sultanlığını paylaşan iki kardeş de bu hadise sırasında orada. Ne acı.

Hayrullah Efendi, bu asırda yani 13. yüzyılda, Abbasi halifelerinden bazılarının Şii mezhebinden olduğunu söylüyor. Bu dönemin mezhep hayatı cidden çok karışık. Çözebilene aşk olsun. Şimdi şuna bir bakın: “Bu asırda Abbasi halifelerinden bazıları Şii mezhebinde idi. Halife Nasıreddin Şafii mezhebinde olduğundan Horasan ve Harizm’e hâkim olan Sultan Kutbettin Mehmed, Şii olduğu için, adıgeçen halifenin adını hutbelerde okutmadı, onun yerine alevilerden Alaülmülk-üt-tirmizi adını hutbede okuttu.” Demek ki Harzemşahlar aleviymiş ya da Şii’ymiş. Celaleddin de bu durumda Şii oluyor. Yassı Çemen de mi mezhep savaşı?

Daha da ilginci: “Halife, Harizm şahı Kutbeddin’in bu hürmetsizliğinden gücenip, Cengiz Han’ın Harizm üzerine gelip memleketlerini viran ve devletlerini yıkmasını istedi.” Cengiz’i İslam halifesi çağırmış bu kitaba göre. Çok kafama yatmadı ama bir muharebe olmuş da olabilir.

Hayatı incelenmeye değer bir başka kahramana rastlıyoruz bu yüzyılın tarihinde: Melik Zahir Baybars. Memluklerin asıl kurucusu sayılan bu zat ile ilgili anlatılan hadise de kılık değiştirerek Konya’ya kadar gidip buraları dolaşarak geri dönmesi. Anadolu’ya hâkim olan Moğol sultanı Abaka’ya da mektup yollayarak bir adresi tarif edip oradaki yüzüğünü istemiş. Abaka Han da yüzüğü buldurup Baybars’a yollamış.

Girit adası 1198 senesine kadar Arapların elindeymiş, keza Malta adası da öyle.

“Sultan Kutbeddin, Abbasi Halifesine rağmen alevi seyitlerinin büyüklerinden Seyyid Alaülmülk Tirmizi’ye biat ederek üç yüz bin süvari ile Bağdad üzerine yürüyünce adıgeçen halife de karşısına asker göndermekle beraber ayağına çabuk bir adam tedarik ederek başını traş edip Sultan Kutbeddin’den intikam almak için iğne ile adamın başına bir davet mektubu yazmış ve üzerine kara boya sürüp iki hafta kadar bekletmiş ki başında kılları çıkıp yazı görünmez olsun diye.. Sonra bu adamı Cengiz Han’a göndermiştir. Cengiz Han da meseleyi öğrenince Harizm hududunda bir ticaret davasını bahane ederek Ortaasya’ya hücum edip mamur ülkelere çekirge afeti gibi yayıldılar.”

Cengiz’i halife getirmiş bu iddiaya göre.

Kitapta bu ahval anlatıldıktan sonra Ertuğrul Gazi’nin Anadolu’ya gelişi anlatılıyor. Kayıların gelip Ahlat’a yerleştiklerini biliyoruz. Burada dört kardeş arasında fikir ayrılığı çıkar ve iki kardeş kendilerine bağlı çadırlarla birlikte geri dönerler. Ertuğrul ve Dursun kardeşlerse Anadolu içlerine doğru yolculuğa devam eder. Bir yerde iki ordunun karşılaştığını görürler.

Burada bir duralım. Hayrullah Efendi 19 yüzyılda yazmış bu eserini.  Doğal olarak, daha sonradan keşfedilen birçok bilgi bu kitapta yok. Ertuğrul Gazi’nin babasını Süleyman Şah olarak yazmış fakat biz artık Gündüz Alp olduğunu biliyoruz. Ertuğrul Gazi’nin başka bir yararlılığı üzerine kendisine yurt gösterilmiş. Burada anlatılan hadise ise daha efsanevi. Ertuğrul Gazi Moğol kumandanı Baycu ile Selçuklular arasındaki savaşa şahit olur. Yanında beyleri Akçakoca, Konur Alp, Aykut Alp, Samsa Çavuş, Abdurrahman Gazi, Karamürsel… vardır diye anlatılıyor lakin bu isimler yarım yüzyıl sonranın komutanları. Üstelik bu isimler Moğollardan taraf olmayı teklif ediyorlar “Galip gelen tarafa gatılıp şerrinden kurtulmak hayırlıdır” diyorlar. Ertuğrul Gazi ise “Galibin ihtiyacı yoktur. Mağlup olan tarafa yardım etmek yiğitliğe yararlığa her halde daha layıktır” diyerek Selçuklulara yardım etme kararı alıyor. Sonrasında Selçuklular galip gelip haber Alaüddin Keykubat’a ulaşınca çok sevinir ve Ertuğrul Gazi’ye Ankara yakınlarında bir yeri verir.

Kitapta bir de rüya olayı var. Kuran-ı Kerim’e saygı gösterip uyumayan, Osman Gazi değil babasıymış meğer. İtburnu köyünde imamın evinde misafir kaldığı gece görmüş Ertuğrul Gazi bu rüyayı. Kalbi saf ve ümmi olduğu için sabaha kadar ayakta durmuş, bir ara içi geçince de kulağına bir ses gelmiş: “Sen Allah sözü olan mushaf-ı şerife kalb temizliği ile tam hürmet eylediğin için sana mükafat olarak evlat ve torunlarına saltanatla cihangirlik verildi.”

Buradan sonra işler karışıyor. Bir yerde, Ertuğrul Gazi’nin, Karacahisar tekfuru ile savaşmak için Alaüddin Keykubat’tan yardım istediğini yazmış. Sultan da önceki yararlılıklarından dolayı kendisini sevdiğinden asker vermiş. Bunun mantıklı gelmediğini söylemeliyim. Ertuğrul Gazi, bir savaşta yararlılık göstermiş olsa bile Sultan’la kitaptaki kadar yakın değil. Diğer büyük beyliklerin yanında biraz sönük bile diyebilirim.

Kitaptaki bir diğer muğlak olay ise Ereğli Sahrası cengi. Bu olay konusunda hem yer hem tarih açısından çeşitli rivayetler var. Moğolları (ya da Tatarları) yenen Selçuklu sultanı hepsinin cinsel organını kestirip bir şekil yaptırdığı için ilgili ovaya Taşak ovası denmiş. Bazı tarihler Ereğli’de değil de Elbistan’da olmuştur bu olay diyor. Sultan’ın birinci değil üçüncü Alaüddin Keykubat olduğunu yazanlar da olmuş. Hayrullah Efendi ise Orhan Gazi’den naklen yazmış bu olayı. Orhan Gazi’nin anlattığına göre dedesi bir gün Alaüddin Keykubat’a giderek Karahisar’ın zaptı için asker istemiş. Birlikte gidip kuşatmışlar fakat bu esnada Tatarların Ereğli’ye hücum ettiği haberi gelmiş. Sultan, kuşatmayı Ertuğrul Gazi’ye bırakıp Ereğli’ye gidip savaşmış. Bu olay da kafama çok yatmadı.

“Türklerden bir kabile toptan Moğolların şerrinden Ermenak ve Silifke taraflarına göçtüler. Şöyle ki: Bu kabilelerin Nureddin Sofu adlı bir başkanları vardı. Onun da Karaman adılı bir oğlu vardı. Bir gün bu Karaman Ermenak kalesini hile ile zaptederek o taraflarda Karamanoğulları adıyle küçük bir hükümet kurmuşlardı.”

Karamanoğlu Mehmet Bey, Cimri adıyla anılan gerçek mi düzmece mi olduğu bilinmeyen Siyavuş’u Konya’da sultan ilan edip kendisi de vezirliğini yaparken bütün yazıların Türkçe olması emrini veriyor. Sonra ikisi de katlediliyor, malum.

Sultan Gıyaseddin’in memleketi dolaşırken Söğüt tarafına gitmesi Uzunçarşılı’da da geçiyordu. Ertuğrul Gazi oğullarından birini sultanın emrine verir, Sultan da Kahta taraflarını tımar olarak verir bu çocuğa. Yıldırım Bayezid Malatya’yı aldığında yanına gelen amcazadeler bu hadiseyi kendisine aktarırlar. İyi ki tahta ortaklık iddia etmemişler yoksa Yıldırım…

Kitabın bir bölümü beni güldürdü. Allah da Hayrullah Efendi’yi güldürüyordur inşallah. Yaradılıştan Acem kralı Sirakus’a kadar 3425 sene geçtiğini hesaplamış kendisi. Çağları kendince ayırıp Encümen’i Daniş’e de göz kırpmış kabul etmeleri için.

Hayrullah Efendi, istifade ettiği kaynakları da aktarmış kitabın bir yerinde. İbn Kemal, Hakim Ömer Şifai, Hasan Can, Hoca Sadeddin, Bursalı Ahmed Bahaeddin, Kara Çelebizade Abdülaziz, Edirneli Ağazada Örfi, Lari yararlanılan bazı tarihçiler.

Ertuğrul Gazi’den sonra beylik makamına oğlu Osman Bey geçiyor. Osman Bey zamanında Moğolların başında Gazan Han var. Gazan Han, Mısır’a ordu yollarken Anadolu’daki beyler de asker veriyorlar ona. Osman Gazi kardeşi Savcı idaresinde bir birlik gönderiyor fakat kış şartları nedeniyle geri dönüyorlar.

1288 senesinde Selçuklu sultanı Osman Gazi’ye hediyeler yollamış. Tabl, nefir, alem, kılıç, bir sırmalı elbise ve gümüş takımlı bir at yollamış. Osman Gazi eşyaları Eskişehir’e nakletmiş. Emirlik nöbetini (nevbet) her ikindi vakti vurdurmuş bu tarihten sonra. Kendisi de hürmeten ayağa kalkarmış. Fatih zamanına kadar devam etmiş bu adet.

Osman Gazi’nin amcası Dündar’ı oklaması olayı Zuhuri Danışman’ın pek kafasına yatmamış, bir dipnotla belirtiyor. 90 yaşındaki bir adamı oklamak da nedir diye soruyor.

İznik Ablukası sırasında Selçuklu sultanından asker istenmiş ve karşılık görmüş bu istek.

Osmanlı’nın kuruluş tarihinin 1299 olarak geçmesinin bu tarihte Selçuklu otoritesinin tamamen kaybolmasına bağlıyor yazar. 1284 emirlik tarihi, 1289 namına hutbe okutma tarihi.

Osman Gazi’nin şair tabiatlı olduğunu söylemiş Hayrullah Efendi ve bir şiirine yer vermiş. İlk defa duydum bunu doğrusu:

Gönül kerestesi ile
Bir yeni şehir ve pazar yap
Zulmeyleme rençberlere
Her ne istersen var yap
Eskişehirli bari
İnegöl’e dek hep varı
Kırıp geçirek küffarı
Bursa’yı da yık tekrar yap
Kurt olup gel gir sürüye
Aslan ol bakma geriye
Çer edup hay de çeriye
Dil geçidini hisar yap
İznik şehrine hor bakma
Sakarya suyu gibi akma
İznik’midi de al bakma
Her burcunda bir hisar yap
Osman, Ertuğrul oğlusun
Oğuz Karahan neslisin
Hakkın bir kemter kulusun
İslambol’u aç gülzar yap…

Author: mehmet
Mehmet Zeki Dinçarslan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir