Gazneli Devleti Tarihi [Erdoğan Merçil]

Türk Milleti çağlar boyunca varlığını sürdürebilmiş ender milletlerden biridir. Çin, Hint, Arap ve Pers milletleriyle beraber Türk Milletini de zikredebiliriz. Bugün ne Sümerler kalabilmiştir İlkçağdan bugüne ne Hititler ne Germenler. Bütün hepsi zaman içerisinde silinip gitmiştirler. (Yahudi ve Yunan milletlerinin zorlamayla oluştuğunu, diğerlerinin de birçok akrabalık ilişkisi neticesinde oluştuğunu düşününce bu tezimi haklı buluyorum). Diğer milletlerin varlıklarını sürdürebilmelerinin temel sebepleri nedir bilemiyorum, yazılı kültürün etkinliği, nüfusun kalabalık oluşu vs. olabilir. Bence Türk Milletinin varlığını sürdürmesinin en temel sebebi bağımsızlık inadı. İnatla her mağlubiyetten sonra adeta küllerinden doğan Anka kuşu gibi yeni bir devlet kurmuş, bağımlı olmayı, başkasının tahakkümü altında bulunmayı asla kabul etmemiştir. Bizim her tarih okumamızda sayıp sövdüğümüz ve benim de biraz sonra sayıp söveceğim taht kavgalarının altında yatan temel sebep de aynısı. Başkasının tahakkümünü kabul edememe. Türk milletinin karakterinde olsaymış ram olmak; saltanat mücadelesi diye bir şey de vuku bulmazmış. Saltanat için mücadele etmeyen bağımsızlık için de mücadele etmez. Bu açıdan baktığımız zaman tarih boyunca olagelen saltanat mücadeleleri aslında bizim bugünkü varlığımızın da sebebi olan aynı karakter özelliğinden besleniyorlar. Ne kadar kızarsak kızalım bunu hoş görmek zorundayız. Keşkelerle dizimizi döve döve tarih okumayı bırakmamız gerekiyor belki de. Atalarımızın karakteri böyleydi ve biz bu karakter sayesinde bugünlere kadar kısmen de olsa dilimizi, kültürümüzü yaşatabildik (ırktan bahsetmiyorum); başka dil ve kültürlerin de yaşamasına destek olduk. Bugün dünya üzerinde az da olsa huzurun yaşanabildiği yerler varsa ve olduysa bunun en temel sebeplerinden birisi de Türk Milletinin varlığıdır.

Gazneli Devleti Tarihi’ni okurken çok yerde hayıflandım bu taht kavgaları için ama geçmişe dönüp bir şeyleri değiştirmek mümkün değil. Hatta geçmişe dönsek ve o kavgaları edenlere sonuçta başlarına gelecekleri anlatsak bile vazgeçeceklerini zannetmiyorum. Bugün devam etmiyor mu taht kavgaları? Sadece ismi değişikliğine uğramış durumda. Günümüz insanı başka şeyler için birbirlerini öldürüyor. İsmi makam olmuş, para olmuş, güç olmuş.

Gazneliler Türk Tarihinin en önemli devletlerinden birisi. Türk-İslam devletlerinin ilklerinden olduğu gibi Hindistan’ı İslamlaştıran da; daha sonraki Türk-İslam devletleri için örnek-model oluşturan da Gazneli Devleti. Türk Tarih Kurumu’nun 1989 yılında bastığı, Prof. Dr. Erdoğan Merçil’in hazırladığı 137 sayfalık Gazneliler Devleti Tarihi’nin benim için ilginç olan yerlerini sizlerle paylaşayım.

  • Gazneliler Devleti’nin kurucusu Alp Tekin, esasında Samanoğulları Devletinde yüksek rütbeli bir devlet görevlisi. Fakat yukarıda da dediğim gibi, bağımsızlık inadı uzun yıllar boyunca rüyalarını süslüyor Alp Tekin’in. Ömrünün son 3 senesinde de muradına nail oluyor. Samanoğulları’nın zayıf bir zamanında bağımsızlığını ilan ediyor.
  • Alptekin Nizamülmülk’ün Siyasetname’sinde de yer buluyor kendine. Ordusundan bir askerin hırsızlık ettiğini görüp astırması daha sonraki hükümdarlar için de örnek teşkil ediyor bu şekilde.
  • Esas kuruluş ise uzun yıllar süren çalkantılardan ve tabi ki taht kavgalarından sonra Sebük Tegin’in tahta geçmesiyle oluyor. Türklerde saltanatın babadan oğula geçmediği örnekler de var sık olmasa da. Alp Tekin’in yakın adamları tahta geçiyorlar sırayla. Fakat bunun yapılabilmesi için kurultay şart. Kaba kuvvetler kimse tahtta oturamaz. Tarihin ilerleyen zamanlarında; 1052 senesinde bir Gazneli komutanı isyan ederek sultan ve neredeyse tüm ailesini katlederek tahta oturuyor. Neticede zulümle tahta çıkan bu komutan iki ay yaşayabiliyor. Öldürülünce yerine Sebük Tekin ailesinden birisini getiriyor devlet büyükleri.
  • Sebük Tekin iyi bir hükümdar. Oğlu için de “pend-name” diye bir eser yazıyor. Öğütler kitabı bir nev’i. “Büyük günah işleme, eğer sen günahkâr olursan halkı ahlaksızlık ve günahkârlığı için cezalandıramazsın. Hiçbir zaman zulmü uygun görme. Eğer bir kimse makam elde etmek için bir meblağ getirir ve bunun hazine menfaatine olduğunu söylerse buna asla cevaz verme, çünkü bu mal onun evinden çıkmış değildir. Eğer kendinin olsaydı bu işi yapmazdı. Sonra bil ki bunu halktan alacaktır, halk fakir olduğu zaman vilayet harab olur ve kötü isim senin üstünde servet ise gasıbın elinden kalır. Cömert ve merhametli olmalısın ve senin affın öfkeden fazla olmalı ki insanlar sana rağbet etsinler” Bilmiyorum bugünün idarecilerine de bir mesaj çıkıyor mu?
  • Sultan Mahmud’un saltanatı dönemi Gazneli Devleti’nin en parlak devri olduğu gibi Türk Tarihi’nin de en parlak devirlerinden biridir.
  • Gazneli Mahmud Abbasi Halifesi’ne tabi olduktan sonra İslam dinini Hindistan’da yaymak için her yıl Hindistan’a sefer düzenlemeyi kendisine farz kılıyor. O dönemler İslam dini çift kutuplu. Mısır’daki Fatımi halifesi Şiiliği, Bağdat’taki Abbasi halifesi de Sünniliği temsil ediyor. Sultan Mahmud saltanatı boyunca Sünni İslam’ı savunduğu gibi batını akımlarla da mücadele ediyor.
  • Sultan Mahmud her yönüyle örnek bir hükümdar. Savaşı da iyi biliyor siyaseti de. Hayatı boyunca hiç mağlup olmadığı gibi genelde ordusuyla birlikte savaşıyor. Onu savaş alanında gören askerlerin de maneviyatı yükseliyor ve daha canla başla savaşıyorlar. Siyaseten de rakiplerinin iç mücadelelerini çok iyi kullanıyor. Adaleti de çağında dillere destan oluyor. Oğlu Mesud’un bir tüccara olan borcunu geciktirmesi üzerine oğlunu ihtar etmesi dillere destan oluyor o dönemde. Ya borcunu ödersin ya da mahkemeye çıkarsın ve beni bir daha göremezsin.
  • Karahanlılar, Büveyhiler, Samanoğulları, Müslüman olmayan Türkler (muhtemelen Oğuzlar) ve daha birçok rakiple uğraşacağına Hindistan’a akın eden Sultan Mahmut üç yüz yıl sonra Anadolu’daki iç karışıklıklarla ilgileneceğine Bizans’a akın eden Osmanlı’yı andırıyor. Başarının yolu belli.
  • Sultan Mahmut Selçuk Bey’in oğlu Arslan Yabgu’yu kandırarak hapsediyor. Arslan Yabgu’nun normalde her gittiği netameli yere yanında götürdüğü süratli atı kendisinden uzaklaştıran Sultan barışçı niyetlerle davet etmiş göründüğü Beyi esir alıyor. (Burada da Köroğlu-Kırat efsanelerine temel olmuş olabilecek bir hikâye var)
  • Büveyhiler’in kadın bir hükümdarı var. Sultan buraya sefer düzenleyecekken kadın hükümdardan haber geliyor. Savaşı kazanırsa bir kadını yendiği için şöhreti artmayacak, fakat kaybederse hayat boyu alnından silinmeyecek bir lekesi olacak. Bunun üzerine Büveyhilere saldırmayan Sultan hayatı boyunca da bu devlete karışmıyor.
  • Sultan Mahmud bu bölgeleri ele geçirdiği sıralarda bir kervan Irak’tan Hindistan’a gidiyordu. Ancak Nih çölünde hırsızlar bu kervanı vurdular ve halkını öldürerek mallarını aldılar. Ölüler arasında yaşlı bir kadının da oğlu vardı. Yaşlı kadın bu durumdan Sultan’ın huzurunda şikâyetçi oldu. Sultan Mahmud, “Bu vilayet başkentten uzaktır, korumak gerekmiyor” dedi. İhtiyar kadın ise “O zaman bakman gereken kadar vilayet zabt et. Kıyamet günü Allah’a hesab vermen gerekecek” dedi. Sultan bu sözler üzerine müteessir oluyor ve kervan yollarını eşkıyadan temizliyor.
  • Sultan Mahmud’un puperestliğe karşı acayip bir alerjisi var. Nerede Hintliler ya da putperest Afganlıların büyük bir puta taptığını duysa üzerlerine sefer düzenleyip putları kırıyor ve onları İslam’a davet ediyor. Bu şekilde buralarda çok fazla İslam’a geçenler oluyor.
  • Sultan en güçlü zamanlarında Abbasi Halifesi’nden Karahanlılar’a ait olan Semerkant vilayetinin kendisine verilmesini istiyor. Bunu kabul etmeyince de halifeye diş bilemeye başlıyor. Halifenin elçisine bin adet fil ile gelip Bağdat’ı dağıtacağını söylüyor. Bunun üzerine halifeden Sultan’a bir mektup geliyor. Üç harften oluşan bir mektup: Elif, Lam, Mim. Bir bilgin bu mektubun Kurandaki Fil suresine işaret ettiğini söyleyince Sultan Mahmud, halifeye düşmanlıktan vazgeçiyor.
  • Sultan Mesud’un işi gücü birilerini tutuklatarak mallarına el koymak. Ne mal meraklısı bir adammışsın Mesud. Babanı örnek alsaydın ya biraz. Adam bileğinin hakkıyla 17 sefer düzenledi Hindistan’a. Hem Hindistan’ı Müslümanlaştırdı ki bugünkü Pakistan dâhil civardaki tüm Müslüman toplumun ataları bunlardır. Sultan Mahmud dünyanın en zengin ülkesi yaptı ülkesini bu yolla. Cihad ederek kazandığı itibarın yeri de ayrı. Sultan Mahmud bu 17 seferi yapmasaydı belki bugün Hindistan nüfusu 2 milyarı da geçmişti.
  • Türk devletlerinde kötü yöneticilerin genel tavrı baskı kurarak etrafını tahakküm altına almak. Düşman ya kendi akrabaları ya civardaki Türk-Müslüman hâkimler. Timur’un Anadolu seferi de buna bir örnek. Bu nasıl bir kendini beğenmişliktir ki Türkistan’da oturan Timur Anadolu’daki Beyazıt’ı tahakküm altına almaya çalışsın. Sana ne? Seni ne ilgilendirir. Dünya tarihinin en gereksiz askeri harekâtlarından birinin mantığını anlayabilmek için Gazneliler Tarihi’ne bakmak yeterli. Timur durduk yerde hiçbir sebebi yokken kalkıp hem Anadolu’yu yakıp yıkıyor hem de Altınordu Devleti’ni. Hepsi de kibrinden kaynaklanıyor. İhtimal ki o sıralar Osmanlı’nın uğraştığı Bizans ile Altınordu’nun uğraştığı Rus Prensliği de alttan gazı vermişlerdir Timur’a. Gel buraları yak-yık-git.
  • Sultan Mesud Horasan’da tutunamayacağını anlayınca Hindistan’a gidip buraya yerleşmeye karar verir. Sene 1041, meşhur Dandanakan savaşının ertesi. En başta yapacağını en sonda yapıyor aslında. Bütün ömrünü birilerine güvenmeyerek, birilerini sindirmeye çalışarak, isyan bastırmaya uğraşarak geçiriyor. Babası gibi karakterli değil.
  • Gazneli Mahmud’un siyaseti ise bugün bile örnek alınacak cinsten. Kendisini uğraştıracağını düşündüğü ülkelerdeki taht kavgalarında hep taraf oluyor fakat asla kavganın bitmesi yönünde bir davranışta da bulunmuyor. Onlar kendi aralarında oyalansınlar, ben gidip Hindistan’a sefer düzenleyeyim diyor. Sultan Mahmud dahi uğraşsaydı o dönemin karmakarışık Orta Asya’sı ile; mağlup olurdu. Büyük adam olmak için net bir görüş, karakterli bir duruş gerekiyor. Mesud’da ne yazık ki bunlar mevcut değil. Olsaydı zaten bugün Hindistan bir Türk devleti idi.
  • Mesud’dan sonra tahta geçen oğlu Mevdud dahi hırsına mağlup bir hükümdar. Zayıf Hindistan’a saldırıp zenginliğe kavuşacağına Selçuklulara tekrar saldırarak kaybedilen toprakları alma peşine düşüyor. Yine de babası gibi delişmen değil, mantıklı hareket ediyor. Yaşasaymış belki de dedesi gibi bir hükümdar olabilirmiş. 29 yaşında vefat ediyor. (1049)
  • Gaznelilerle Selçuklular arasında anlaşma imzalandıktan sonra yarım asır huzur içinde yaşıyor Gazneliler. Hindistan’a akınlar düzenleniyor, Türkler kendi aralarında pek savaşmıyorlar. Demek ki dünya tarihinde Türkler kendi aralarında mücadele etmemiş olsalar belki de daha huzurlu bir dünyada yaşıyor olacaktık. Fakat bu huzur ortamı yine taht kavgaları yüzünden bozuluyor ilerleyen yıllarda.
  • Burada Selçuklularla ilgili güzel bir anekdota yer vermek istiyorum. Selçuklu hükümdarı Muhammed Tapar kardeşi Sencer’in Gaznelilerin taht kavgalarına karışmasını istemiyor, bu minvalde de bir mektup gönderiyor kardeşine. Fakat diyor elçiye, kardeşim hazırlıklarını tamamlamışsa ona bu emrimi tebliğ etme, bu onu küçük düşürür. Selçukluların sönük zamanları dahi olsa Sultan’ın feraseti takdir edilecek cinsten.
Author: mehmet
Mehmet Zeki Dinçarslan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir