Fîhi Mâfih [Mevlana]

Sanırım Mevlana‘nın bu eserinin iki ayrı kaynağı var. Mevlana‘nın değişik yerlerde yaptığı sohbetlerinden tutulan notlar ve Mevlana‘nın kendi yazdıkları. Bazı yerlerde kendisi konuşurken bazı yerlerde ondan “Mevlana şöyle dedi” diye rivayet etmişler. Konular değişiyor. Bazı yerlerde doğrudan konuya girerken hazret, bazı yerlerde sorulan sorulara cevaplar veriyor. Nihayetinde yüzlerce yıldan süzülüp gelmiş şeyler bunlar. Yüzde yüz doğruluk ya da bugünkü kurallara uygunluk bekleyemezsiniz. Fakat içerisindeki mesajlar çoğunlukla evrensel. Cevaplarsa bugün dahi sorulabilecek sorulara verilmiş.

1969’da basılmış olan bu eseri ben kim bilir ne zaman almışım. Adetimdir, her aldığım kitaba tarih atarım, şimdilerde mühür de basıyorum. Demek ki yoğun bir zamanıma denk geldi tarih dahi atmamışım. Uzun yıllardır kitaplığımda okunmayı bekliyordu, kısmet bu koronavirüs günlerineymiş.

Kitabı çeviren Meliha Ülker Anbarcıoğlu uzun ve bilgilendirici de bir önsöz yazmış kitaba. Önsözü Tarıkahya soyadıyla imzaladığına göre ilk baskılarda bekar, bu elimdeki üçüncü baskıda evli olduğunu düşünebiliriz. Önsöze göre kitap Mevlana Celaleddin-i Rumi‘nin oğlu Sultan Veled ya da başka bir müridi tarafından toplarlanan notlardan oluşuyor. Fihi Mafih tamlamasının içindekinin içi, içindeki içinde gibi bir anlama geldiğini söylüyor Anbarcıoğlu. Önsözde ayrıca Meliha hanım kitabın bir nevi özetini çıkarmış, bahsedilen her konuya değinmiş. Zaten önsöz 56 sayfa yani kitabın onda biri kadar bir hacme sahip neredeyse. Burada Hazreti Mevlana’nın Tanrı’nın varlığı, akl-ı küll, âlem, devir, dünya ve ahiret, insan, veli ve nebi, sülûk ve dereceleri, mürşid ve mürid, yakin ve dereceleri, aşk, sema, din algısı, cennet ve cehennem, iman, namaz, oruç, hac, filozoflar, irade, ihtiyar, mesuliyet gibi birçok konudaki düşünceleri özetlendiği gibi devrin siyaset adamları ve tarihi hadiselerine de yer verilmiş.

“Gerçekte cezbeden birdir; fakat sayılı görünür. Görmüyor musun bir insanın türlü türlü, yüzlerce arzusu vardır: ‘Tutmaç isterim, börek isterim, helva isterim, kızarmış et isterim, meyva isterim, hurma isterim’ der. Bu söylediği ve saydığı şeylerin aslı birdir ve o da açlıktır. Açlık tek bir şeydir. İnsan birinden doyunca: ‘bunların hiçbiri istemez’ der. O halde anlaşılmış oluyor ki on ve yüz sayıları yoktur; sadece bir vardır.”

Kitap fasıllardan oluşuyor. Her fasılda Hazreti Mevlana farklı bir konuya değinmiş. Ya bir soruya cevap vermiş ya da doğrudan meseleyi anlatmış. meseleleri anlatırken de Kuran ayetlerinden ve hadislerden faydalanmış. Kuran ayetlerinin geçtiği yerlerde dipnotlarla hangi sureye ait oldukları verilmiş fakat hadislerde kaynak yok. Genelde bilinen hadisler. Ayetleri bazen konuyu açıklamak için kullanmış bazen de sadece ayeti tefsir etmiş.

“Kendini ucuza satma, çünkü değerin yüksektir. Ulu Tanrı buyuruyor ki: ben sizi, vaktinizi, nefsinizi, mallarınızı satın aldım. Eğer bunları benim için harcar, bana verirseniz, bunun karşılığı ölümsüz cennettir.”

Bazı yerlerde de hikayelerle anlatım kuvvetlendirilmiş. Bilginlerin kılı kırk yarmaları, kendileriyle ilgili olmayan çok şeyi pek iyi bilmeleri ve fakat bilmeleri gereken şeylerden uzak olmalarını bir hikayeyle anlatmış: Padişahın biri oğlunu hünerli bir topluluğa teslim ediyor ve eğitmelerini istiyor. Çocuk çok akıllı değil ama. Eğitimden sonra çocuk geliyor ve babası onu bir teste tabi tutuyor. Elinde bir yüzük saklayıp ne olduğunu bilmesini söylüyor. Çocuk, yuvarlak, halka biçiminde bir şey olduğunu bilip kalbur olduğunu tahmin ediyor. Alametleri bilgi ve tahsil sayesinde doğru veriyor fakat akıl yürütmeyi beceremediği için bütün tahsil boşa gidiyor.

“Dert daima insana yol gösterir. Dünyadaki her iş için, bir insanın içinde ona karşı bir aşk, bir heves ve dert olmazsa insan o işi yapmaz ve o iş dertsiz, zahmetsiz olarak ona müyesser olmaz. İster dünya, ister ahiret, ister ticaret, ister padişahlık, ister ilim, ister astronomi ve ister daha başka işlerde olsun.”

Bazı yerlerde de hadisler açıklanmış:

“Eğer sen kardeşinde bir kusur görüyorsan o sende bulunan kusurun aksinde ibarettir. Alem de işte böyle bir ayna gibidir.” Bu, Mümin müminin aynasıdır hadisinin açıklamasında geçiyor. İnsanın kendinde olan bir yaradan tiksinmeyip başkasında olandan tiksinmesini de buna benzetiyor. Kendi kusurunu küçük gören insan başkasının kusurunu ise büyük görüyor.

“İnsan fazlasına dayanamıyarak delirir. Aşıklardan Mecnun, Ferhat ve daha başkalarını görmüyor musun? Bunlara tahammüllerinin üstünde şehvet verilmiş olduğundan bir kadının aşkı ile dağlara ve çöllere düştüler. Baksana Firavun’a, fazlaca mal ve mülk verdikleri için tanrılık iddiasında bulundu.”

Soru cevaplardan birinde de namazdan üstün ne olabileceği soruluyor. Hazret de imanın namazdan üstün olduğunu çünkü namazın vakte bağlı olduğunu imanın ise her zaman farz olduğunu söylüyor.

Sevgi bahislerinden birinde, insanda bulunan bütün sevgilerin sonunda Yaradana çıkacağını, bütün diğer sevgilerin nikap (örtü) olduğunu söylüyor.

“Sıkıntı, mutlaka bir günahın cezası, ferahlık ise ibadetin karşılığıdır. Bunun için Mustafa (Tanrı’nın selam ve salatı onun üzerine olsun) parmağındaki yüzüğü çevirdiğinden: “Seni boş yere vakit geçirmek ve oynamak için yaratmadık!” diye azarlanmıştı.”

Bir yerde sert bir şekilde Kuran okuyup da manasını bilmeyenlere kızmış Mevlana, burada ben de şaşırdım. Kuran okumayı ekmek yemeğe benzetmiş. Her insanın bir ekmek yeme sınırı var. Alıp çiğneyip tüküren birisi istediği kadar ekmek yer fakat gerçekte yemiş olmaz. Başka bir yerde de hafızlara kızıyor. Kuranı ezbere bilmelerine rağmen manasından gafil olanlarına tabi ki.

Adamın biri çöle düşüyor. Çölde yaşayan birilerine denk gelip misafirleri oluyor. Getirdikleri su, tuzlu ve lezzetsiz. Yemek olarak da çöl fareleri yiyorlar. Onlara nasihat etmek istiyor, burayı bırakın şehre gidin, şehirde her şey çok güzel diye. Ev sahibi karı koca aralarında konuşuyorlar ve adamın kendilerini kıskandığı için böyle konuştuğuna hükmediyorlar. “İşte halk da böyledir” diyor Mevlana. Sen şefkatinle nasihat etmek istersin, onlar da sana kıskanç derler.

Mevlana’nın bu kitaptaki bir bahisten dolayı eleştirildiğini okumuştum başka yerlerde. Kadınların örtünmesiyle ilgili bir bahis. “Sen ne kadar kadına: ‘kendini sakla, örtün!’ diye emretsen, kendin gösterme arzusu onda o nispette fazlalaşır. Onda eğer kötü bir işi yapmamak cevheri varsa, sen mani olsan da olmasan da o güzel yaradılışına temiz ve iyi huyuna uyacaktır. Sen merak etme. Aklını, işini, gücünü karıştırma; bunun aksine de olsa, o yine kendi bildiği yolda gidecektir. Ona mani olmak, muhakkak ki rağbetini artırmaktan başka bir şeye yaramaz.”

Yani, kadınlar örtünmesin demiyor. Örtünme baskısı yapmayın diyor Hazret.

“İnsan her zaman görmediği ve işitmediği, düşünmediği bir şeye aşıktır. Gece gündüz onu arar ve ister. Ben o görmediğim kimsenin kuluyum. İnsan gödüğü ve anladığı şeyden sıkılır, usanır ve kaçar.”

“La ilahe illlallah: Bu avamın imanıdır. Has olanların imanı Lahuve İllah Huve’dir. (Başka bir hüviyet yoktur, ancak O’nun hüviyeti vardır.”

Kitabı okurken, Mevlana’nın Hazreti Ali’den bahsettiği yerleri aradım, hani o “Cihan var oldukça Ali var olur” diye başlayan yerleri. Kitapta rastlayamadım, internete baktım Divan-ı Kebir’de geçtiği yazıyor bir yerlerde. Tam emin olamadım. Kitapta yer yer “Sünniler şöyle yaparlar” tarzında söylemler var fakat mezheplerle ilgili bir konudan bahsedilmemiş. Hazreti Ali’den de diğer halifeler kadar bahsedilmiş hatta daha az bile lafı geçiyor diyebilirim.

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yayınlanan bu eser, dediğim gibi 1969 yılına tarihlenmiş. O günün Türkçesi ve imkanları için güzel fakat günümüzde daha iyi çeviriler, daha iyi baskılar mevcuttur eminim. 400 sayfalık kitap ekleriyle birlikte 500 sayfaya yaklaşıyor. Meliha Ülker Anbarcıoğlu çevirisi.

Author: mehmet
Mehmet Zeki Dinçarslan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir