Varoluş [M. Serhad Sarıarslan]

Hiçliğin bir anlığına sekteye uğramış olması beni bu kitaba yönlendirdi. Hiçlik, bir anlığına sekteye uğramamış olmasaydı bu kitap da yazarı da olmayacaktı. Ben bu duyguları yaşamamış olacaktım. Varlık üzerine bu kadar düşünce kafalara üşüşmeyecek, ontolojik açmazlarımız bir kısmımızı her Allah’ın günü daraltmayacaktı.

Varlıkla ilgili, çoğu insanın kafasında soru işaretleri vardır. Kimininki kırk yılda bir gelir gider, kimininki yapışık ikiziymiş gibi kendisini rahat bırakmaz. Varoluş kitabının isimsiz kahramanı da bu siyam ikiziyle birlikte yaşamak zorunda olanlardan. Yazar bu durumu düşünme duyusunun açık ya da kapalı olması olarak tanımlıyor. Burnunu sıkı sıkı kapatan koku alamaz, aklını sıkı sıkı kapatansa düşünemez.

Kitabın kahramanı, plazalarda çalışan, beyaz yakalı kölelerden herhangi biri. Tek varoluş tecrübesinin her gününü sonraki günlerde de var olabilmek uğruna çalışarak yok ediyor. Fakat kafasındaki soru işaretleri tüm bu meşguliyete rağmen yok olmuyor, tam tersine her geçen gün daha da fazlalaşıyor. Varlık nedir, neden varız, ölüm nedir, ölüme rağmen nasıl yaşayabiliyoruz gibi binlerce soru arı kovanı uğultusu benzeri bir uğultu yaratıyor kahramanın kafasında.

“Ölümün nihai zaferi orada bayrağını hiç durmadan sallarken, insanın -nereye gidecekse- yaşamaya keyifle ve umursamazca bu şekilde devam etmesini anlamıyorum.”

Ben de anlamıyorum. Ölüm diye bir gerçeğin var olduğu dünyada anlamsız olması gereken bir çok şeyin asıl amaç olması çok anlamsız. İşin tuhafı bunu kimseye anlatabilme ihtimali de yok böyle düşünenlerin.

“Beklenmedik şekilde ölen bir insan, ölüme dair akılda kalıcı bir söz ermediyse çevresine, o gidiş yarımdır.” Diyor yazar kitabın bir yerinde. Bu düşüncesinin samimiyetini de yazdığı kitapla ortaya koymuş. Herkesin ölümle ilgili bir sözü olmalı ki öldükten sonra hatırlansın.

Tüm bu keskin ölüm gerçeğine rağmen insanların kapitalizm koşullarında yaşamalarını sürdürmeye çabalamaları da ilginç geliyor yazara. Çemberde dönen fareler gibi insanlar. Dönüp duruyorlar, sırayla ölüp saçma sapan döngülerini bir sonrakilere bırakıyorlar.

“Emekçi yığınların, bir avuç azınlığın refahına yönelik olmayan faaliyetlerine ayrılmış günlerini “işten” saymayan; bir şey ‘iş’ ise sadece bizim için yapılıyor olmalıdır ve yalnızca o günler ‘iş günüdür’ bakışını ele veren ve günlük konuşma diline hâkim olan terminolojisi canımı giderek daha fazla sıkıyor.”

Varlıkla ilgili sorunlar ara ara böylesi kapitalist sistem ve değişik enstrümanlarla uyuşturulmuş kitleler eleştirisi olarak sürüyor yer yer.

Herkesin kafasında bir şekilde geçen soruları derli toplu bir araya getirme çabası olan bu ‘felsefi roman’ M. Serhad Sarıarslan’ın ilk romanı. Sokak Yayın Grubu tarafından 2020 Ocak ayında basılmış. Benim okumam bu güne kısmetmiş, çok geç kalmış sayılmam. Teşekkürler Serhad Sarıarslan, teşekkürler Sokak Yayınları.

Author: mehmet

Mehmet Zeki Dinçarslan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir