Titan’ın Sirenleri [Kurt Vonnegut]

Hayranı olduğum yazarlar listesinin tepelerinde bir yere sahip olan sevgili Kurt Vonnegut‘un gençlik dönemi eserlerinden, ikinci romanı Titan’ın Sirenleri. Bu romanı okurken, daha önce okumuş olduğum ve yazarın en başarılı romanı sayılan Mezbaha No:5’teki kahraman Billy Pilgrim’i de yad etmiş oldum zira Titan’ın Sirenleri’ndeki Winston Niles Rumfoord da aynı Bay Pilgrim gibi zaman içerisinde ileri ve geri gidip gelebilme yeteneğine sahip bir kişi. Vonnegut evreni için şaşılacak bir şey değil tabi ki. Vonnegut evreninde kişiler ve olaylar birbirlerinin içine giriyorlar fakat bu ikinci yazmış olduğu romanında fikirler varsa da kişiler henüz sahneye çıkmaya başlamamış. Kilgore Trout’u aradım roman boyunca, maalesef henüz evrene girmemişti. Tralfamador gezegeni ise burada olduğu gibi başka romanlarda da var olacak.

Bu, zamanda ileri-geri gidebilme fikriyle ilgili henüz geçen hafta okumuş olduğum Zaman Makinesi kitabı da birbirlerine selam veriyorlar gibi. Vonnegut, H. G. Wells’in zamanda ileri-geri gidebilme fikrini biraz işleyerek daha fantastik bir hale sokmuş. Otostopçunun Galaksi Rehberi’nde de benzeri bir durum söz konusuydu, orada da Vonnegut’tan etkilenilmiş olabilir.

1959 yılında, insanoğlu henüz aya ayak basmadan önce yazılan ve yayınlanan bu roman güneş sisteminin çeşitli elemanlarında geçiyor. Satürn’ün uydusu Titan, Merkür, Mars ve Dünya. Hepsi de Winston Niles Rumfoord’un bir kronosinklastik infundibulumdan geçmesi sayesinde oluyor. Romanda 50’li yılların Amerikası ile ilgili çok gönderme var fakat bu yılların tanığı olmadığım için göndermeleri de anlayamadım. Daha genel, tüm çağlara hitap edecek şeyler ilgimi daha çok çekiyor. Mesela hayatın anlamını aramak gibi. Daha önce yine farklı Vonnegut kitaplarında dünyaya farklı anlamlar yüklendiğine şahit olmuştum, bu yazarı bu kadar tutacağımı bilsem yayınlanma sırasıyla okurdum. Burada da hayatın anlamı ya da anlamsızlığı üzerine bir zihin jimnastiği var. Bu anlam ve anlamsızlık bağlamında Otostopçunun Galaksi Rehberi’ne ilham verdiği fikrimi yineleyeceğim.

“Muhtemelen biraz çatlaktı. Kendisinden başka yalnızca iki insanın daha yaşadığı bir uyduda, Güneş Sisteminde Hayatın Gerçek Amacı adını taşıyan bir kitap yazıyordu.”

Sadede gelecek olursak. 1959 yılında yayınlanan bu romanda Vonnegut, hayatın anlamından insanların bencilliğine kadar çok geniş bir yelpazedeki konulara değinip duruyor. İşin içine bir Mars-Dünya savaşını dahi sokacak kadar zengin bir eser sunuyor okuyucusuna. Dilimize Handan Balkara tarafından çevirilen bu 300 sayfalık eserin basımını da Can Yayınları yapmış. Tekrar ve tekrar ruhun şad olsun Vonnegut Dayı.

Author: mehmet

Mehmet Zeki Dinçarslan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir