Tahıla Karşı [James C. Scott]

Özgürlük ve mutluluğun kayıt ile ters orantılı olduğunu düşündünüz mü hiç? İlk devletlerin de şimdiki devletlerin de en temel özellikleri kayıt tutuyor olmalarıdır. Devleti nasıl tanımlarsınız? Kayıt tutan organizasyon dersek uygun olur mu? James C. Scott böyle düşünüyor. Devlet, vergi memuru olan organizasyondur diyor. Vergi memurunun çalışabilmesi içinse kayıt tutmaya ihtiyacı var. Her şey kaydedilebilir olmalı. Kaydetmek için ne gerekiyorsa ayarlarız, yeter ki devlet ayakta kalsın. Yazı gerekiyorsa buluruz, önemli olan devlet.

Devleti yani bir grup vergi memuru ve önemli miktarda asalağı (krallar da dâhil bu asalaklara) beslemek için çiftçiler çalışmalı ve ürettiklerinin önemli bir kısmını sorgusuz sualsiz vergi memurlarına teslim etmeli. Bu ilişkide ürünün ne olduğu çok önemli, ürün, kolay ölçülebilir olmalı. Besleyicilik önemli değil. Kolay ölçülsün ve kolay tartılsın. Daha besleyici, daha verimli ürünlerdense buğday tercih sebebidir. İşte buğdayı önemli kılan tam olarak da bu.

James C. Scott’un Tahıla Karşı kitabında ilk devletlerin oluşumuyla ve bu oluşumun tahıllarla alakasıyla ilgili enteresan fikirler var. Uzun yüzyıllar boyunca insanların çoğunluğu bir devletin uyruğu olmaksızın hayatlarını sürdürdüler diyor Scott. Sümerler, Akadlar, Mısırlılar… Bu devletlerin altın çağlarında dahi dünya nüfusunun çok az bir kısmı devletin vatandaşıydı. Çoğunluk, vergilendirilen toprakların dışında yaşadılar diyor yazar.

Evcilleşme kavramını insanlar için de kullanmış Scott. Buğday tarımı ile uğraşmak aslında insan için hiç de menfaatli değil. Neden bu kadar zahmetli bir bitkinin tarımı için kendini mahkûm etsin ki insan? Etmiş işte, buna tesadüf ya da zayıf ihtimalin gerçekleşmesi diyebiliriz. Avcılıkla, toplayıcılıkla, hayvancılıkla ya da göçebe olarak zaman zaman tarım yaparak hayatını daha iyi şartlarda sürdürebilirdi insan. Devletlerin ağına düştükten sonra bunları yapamadılar ve devletler alanlarını sürekli genişletti. Vergilendirebilecek tahılların üretimini teşvik etti devlet. Daha fazla insanı barındırmak, daha fazla üretim yaptırmak, daha fazla asalak beslemek (memurlar ve idareci sınıf), daha fazla asker beslemek ilk devletlerin temel amaçlarıydı. Dolayısı ile insanoğlunun tarım yapmaya başlaması devletleri ortaya çıkarmadı; devletlerin (ya da devletçiklerin) ortaya çıkması zaten az miktarlarda yapılmakta olan tarımı ilerletti ve ölçülebilir ürünlerin tarımı diğer ürünlere göre çok daha baskın hale geldi. Yukarıda dediğim gibi, ne kadar ölçülebilir, o kadar vergilendirilebilir.

Evcilleşme diyordum. Tarım, insanı evcilleştirmiş. Scott’a göre evcilleşen canlılar artık kendi başlarına yaşayamazlar. Evcilleştirenin desteğine ihtiyaç duyarlar. Evcilleşmiş buğday artık kendi kendine yetişemez, evcilleşmiş hayvanlar kendi başlarına yaşayamazlar. İnsanı evcilleştiren ise devlet olmuş. Devletin evcilleştirme unsuru ise tarım. İnsan artık tarımsız ve devletsiz yaşayamaz hale geliyor filmin sonunda. Hâlbuki tabiatın içinde doğal halinde ve alışkanlıklarını bırakmadan yaşasa hayatını çok daha özgür ve çok daha sağlıklı yaşayacak. Bilim insanları içinse bu evcilleşmemiş insan çok da istenen birisi değil zira devlet olmadığı zaman “kayıt” da olmayacak yukarıda dediğim gibi. Yazı da olmayacak ve biz hiçbir şeyi öğrenemeyeceğiz. Devletin en temel ihtiyaçlarından birisi yazı ve dolayısı ile kayıt.

Devlet mekanizması, emekleme dönemlerinden itibaren insanı özgürlüğünden mahrum bırakıyor. Köleliği devlet icat etmedi ama çok güzel kullandı diyor yazar. Tek amacı varlığını sürdürmek olan devlet mekanizması bu amacına ulaşmak için her şeyi kullanmış tarih boyunca. İnsanları bir arada uzun süre tutmak salgın hastalıklara sebep olmuş. Sadece insanlar arasında değil bitki ve hayvanlar arasında da çeşitli hastalıklar ortaya çıkmış. Bütün kayıplara rağmen devlet inatla sürdürmüş varlığını. Beslenmesi tarıma dayanan insan birçok temel besin maddesinden mahrum kalmış olsa da yeni düzene mecburen ayak uydurmuş. Yoğun bir şekilde tahılla beslenmek demir eksikliği kaynaklı aneminin ortaya çıkmasına sebep oluyor fakat kimin umurunda. Parazit kelimesinin anlamı Yunancada “tahılın yanında” demekmiş. İnsan nüfusu, devletlerin hegemonyası altında çok artmış. Tahılla beslenme zayıflık ve kolay ölümü getirmiş fakat yerleşik hayat doğum oranlarını kat kat artırmış.

Kitapta temas edilen güzel bir nokta şu: İlkel devletlerde köylülerin düşmanca hisler beslediği şeylerin başında kayıtlar geliyor. Köylü isyanlarında ilk yakılanlar yerel evrak daireleri oluyor. Köylü, çektiği eziyetle evraklar arasında bir özdeşlik kuruyor.

James J. Scott’un Tahıla Karşı adındaki 272 sayfalık eseri Akın Emre Pilgir tarafından dilimize kazandırılmış. Koç Üniversitesi Yayınları da basmış.

Author: mehmet
Mehmet Zeki Dinçarslan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.