Portobello Cadısı [Paulo Coelho]

Portobello Cadısı, modern bir İsa-Mesih hikâyesi. Hazreti İsa’nın hayatından farkı 20. yüzyılda geçiyor olması, kahramanın kadın olması, Tanrının kadın olması. Anne, kız ve kutsal ruh sizin anlayacağınız. Hikâyenin sonunda bir çeşit çarmıha gerilme göğe yükselme de var. Sürpriz bozan olmuyor ama bu ipucu.

Athena, diğer adıyla Şirin Halil, Lübnanlı bir kadın fakat aslı Romanya çingenesi. İngiltere vatandaşı, Dubai’de emlakçılık yapıyor. Bir nevi Birleşmiş Milletler. Hayatının başlangıcında iyi bir Hıristiyan olmaya çalışıyor. Bu arada bir anne arama hadisesi var kitabın içinde, baba aranmıyor, baba yok ya da yok sayılmış.

“Biz kadınlar, hayatımızda ve bilgi yoluna bir anlam ararken, kendimizi hep dört klasik arketipten biriyle özdeşleriz,” diyerek kadınları dört role ayırıyor. Bakire rolü özgür, kendi ayaklarının üzerinde durmaya çalışan kadınları, şehit rolü çilekeş kadınları, azize rolü koşulsuz sevgi vermeye uğraşan kadınları, cadı rolü ise haz peşindeki kadınları ifade ediyor. Benim kanaatim, her kadında hepsinden bir miktar olduğu yönünde. Sadece yüzdeler farklı.

“Üniversiteye gitmişler, çünkü üniversitelerin çok önemli sayıldığı zamanda birisi onlara bu dünyada yükselebilmek için diploma sahibi olmak gerektiğini söylemiş. Ve bu yüzden de dünya bazı olağanüstü bahçıvanlar, fırıncılar, antikacılar, heykeltıraşlar ve yazarlardan yoksun kalmış.”

Athena’nın kiliseden kopması, kilisenin dogmalara olan katılığından kaynaklanıyor. Boşandığı için, kendisini kutsamayan rahip Athena’ya sinir krizleri geçirttiriyor ve bir daha semtine uğramıyor kilisenin. Bundan sonra da yeni bir din doğacak. Tıpkı…

Yeni dinin dişi bir din olduğunu yazmıştım. Yeni dinde dünyayı çekip çeviren bir Tanrı yerine dünyanın parçası olan Tanrıça var. Ana tanrıça etrafından şekillenmiş pagan dinlerin fikirlerinden esinlenmiş olmalı yazar bu kitabı hazırlarken.

“Çünkü Tanrı Baba tapınmanın düzen ve disipliniyle ilgilidir, buna karşılık Tanrıça Ana tüm alışılmış yasak ve tabuların ötesinde sevginin önemini gösterir.”

“Gruplar bizi harekete geçirirler. Eğilimlerimizi seçmemizi sağlarlar. Gruplar kolektif bir enerji yaratırlar ve herkes herkesi etkilediği için daha kolay vecde gelirsin.     “

Bu arada, kitapta ilginç bir şeye daha rastladım. Birkaç sene evvel kutsal Mekke şehrinin aslında Lübnan’daki Petra kenti olduğu ve taşındığı iddiası ile çekilen bir belgesel izlemiştim. Kitapta şu satırları görmek beni şaşırttı:

“Ürdün’deki Petra kentinde de yalnızca gezegenin merkezini değil, tüm evrenin merkezini simgeleyen bir ‘konik göbek’ var.”

“Carl Gustav Jung’a göre hepimiz aynı pınarın suyunu içiyorduk. Buna ‘dünyanın ruhu’ deniyordu. Bağımsız bireyler olmak için ne kadar çaba harcarsak harcayalım, belleğimizin bir bölümü aynı kalıyordu. Hepimiz güzellik, dans, tanrısallık ve müzik idealini arıyorduk.”

“Samanyolu, Hera’nın memelerinden fışkıran sütten oluşmuştur.” (Milky Way)

Öğretmen öğrenci ilişkisi ile ilgili birkaç satır hoşuma gitti. Tabi bu mürşit mürit ilişkisi ya da benzeri tüm ilişkiler için kullanılabilir. Yazarın ifadesine göre öğretmen öğrenciye asla ne yapması gerektiğini söylemez. Öğrenci kendi kendine bulmalıdır yolunu. Öğrenci de öğretmen de, gerçek bir öğrenme yolculuğunda, yol arkadaşlarıdır ancak.

“İnsanlar bugün hala atalarının sorduğu soruları soruyorlar. Sözün kısası, hiçbir gelişme göstermediler.” Sözlerinin altına imzamı atıyorum.

Paulo Coelho, Simyacı adlı güzel kitabıyla tanıdığım bir yazar. Bu kitabını da en az Simyacı kadar sevdim. Can Yayınları tarafından yayınlanmış eser. 260 sayfalık eserin çevirisini Celâl Üster yapmış.

Author: mehmet
Mehmet Zeki Dinçarslan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir