Platon Bir Gün… [Daniel Klein]

Kitabın uzun ismi şöyle. Platon bir gün kolunda bir ornitorenkle bara girer. Espri şu, ornitorenk (her ne ise) İngilizcede “platipus” diye okunuyor. Söylenişinde Platon ile kafiye var biraz. Türkçeye çevirilince benzerlik yok olmuş. Türkçeye çevrilince birçok şey yok olmuş tabi ki. Özetle kitabı sevmedim. (Plato and a Platypus Walk Into a Bar)

Felsefeyle ilgili kitaplar okumayı sevmiyorum. Sofi’nin Dünyası diye bir kitap çıkmıştı kadim zamanlarda (lisedeydim sanırım). Kimsenin elinden düşmüyordu. Bir göz atıp sıkılıp bırakmışlığım vardır. İlkçağ filozoflarını merak etmiyorum. Bugünün birçok sıradan dünyalısı ilkçağdaki filozoflardan daha fazla bilgiye sahiptir muhtemelen. O günden bugüne dünya çok değişti. Ortaçağ ya da modern filozofları da sevmiyorum. Hayatımı değiştirecek muazzam fikirlerinin olmadığını düşünüyorum. Platon ve Ornitorenk’inin kitabını okumadan önce de bilmiyordum Stoacıların neye inandığını, şimdi de bilmiyorum. Daha birçok felsefi akımı halen bilmiyorum. Kitabın içindeki fıkraları sonuna kadar okudum, diğer kısımları da göz ardı ettim. Fıkralar komik değildi ayrıca. Çok satıyor diye bir kitabı okumanın anlamı yokmuş. Allanmış, pullanmış, reklamı çok yapılmış kitapları okumanın da anlamı yok. Felsefe öğrenmeye çalışmanın da manası yok. Dünyada ne kadar insan varsa o sayıda da felsefe vardır. Adımın Aristotales olmaması benim felsefemi değersizleştirmez. Aksine, benim için benim felsefem gelmiş geçmiş tüm filozofların felsefelerinden daha mühim ve derindir… 200 sayfalık bu kitap Aylak Kitap’tan çıkmış.

Hâsılı: Kahrolsun felsefe…

8 sonra gelen düzeltme: Felsefe konusunda o gün çok abartmış olabilirim. Hala uykumu getirir felsefe. Fakat tabi ki bu kadar birikime saygım sonsuz.

Author: mehmet
Mehmet Zeki Dinçarslan

16 thoughts on “Platon Bir Gün… [Daniel Klein]

  1. Sitenizi ilk gördüğümde kitap yorumlarını içeren bir site olarak seveceğimi düşündüm, yanılmışım. Belirttiğiniz kitap güzel değil bu konuda hemfikiriz. Bunun dışında yazınızdaki neredeyse hiçbir ifadeyle hem fikir değilim. Eleştirilerim rahatsız etmezse, sert bir üslupla sıralamaya başlıyorum. (Yorumumu yayınlar mısınız emin değilim. Ben yine de yazmak istedim):

    Önce size biraz bilgi vereyim, Felsefe nedir? Felsefe en genel anlamıyla bir bilgi arayışıdır. Bilgiye ulaşmaya hayatını adıyan kişilere de filozof diyebiliriz. Herkes filozof olmak zorunda değildir, olamaz da. Buna karşın, felsefeyi sevmem dışlarım demek sadece ve sadece cahillik göstergesidir. 10.000 kitap da okusanız cehaletinizin derinliğinde 1 milimetre bile sığlaşma olmaz. Evet, sert bir üslup ama cahile cahil demeye utanmam ben. Yüzünüzü görsem yüzünüze de haykırmak isterim aynı fikirleri.

    Gelelim yarım yamalak bilgiyle ahkam kesmeniz kısmına: Felsefi akımların tek tek toplamına da felsefe denmez. Herhangi bir felsefi akım neyi ifade eder bunu da bilmeniz gerekmez ancak düşünebilmek için, bilgiye ulaşırken bir yöntem ile bilgi edinebilmek için temel anlamda felsefe bilmek gerekir. Düşünceler ve bilgiler felsefeden yoksun kalırsa, çölde yolunu kaybedip, daireler çizen bedeviler gibi çıkmaza girer, tükenir ve en sonunda ölür. Aynen sizin zihninizdeki bilgilerin başına gelenler gibi. Kafanızda olmaları sadece sizi rahatsız eder, bir süre sonra daireler çizer ve susatır sizi, bilgiye susatır. Ne kadar bilgi alırsanız alın doymazsınız. En son kendi çıkmazınızda boğulup kalırsınız.

    İlk çağ filozoflarını merak etmek zorunda değilsiniz ama cahil cesaretinden geri kalmıyorsunuz. İlk çağ filozofları bu günün ortalama insanınından çok daha az bilgiye sahiptirler bu doğru. İhmal ettiğiniz ise, onların kendi mini minnacık bilgi dağarcıklarını ne kadar güzel ve verimli kullandıklarıdır. En ilkel bilgi kırıntılarından inanılmaz çıkarımlar yapabildileridir. Günümüzden 4-5 bin yıl öncesinde var oluşu sorgulayıp onu kavramaya çalışan kişilere karşın (filozoflar), günümüzde var oluşu kavramaya dayanamayan ve ölüme katlanamayan insanlar ancak dinlerin çatısı altında yaşayabiliyorlar. Neden din sadece insanlarda vardır biliyor musunuz? İsanlar akıllı varlıklardır da ondan. Akıllı olmaları varoluşlarını algılamalarına neden olmuştur ve bu kavramdan o kadar çok korkmuşlardır ki; bu korku için kitlesel bir çareye ihtiyaç duymuşlardır. Bu çare ise Din.

    Sonunu toparlayacak olursam: Size bilgisiz demiyorum ama cahilsiniz, kafanız çalışmıyor ya da zeki değilsiniz asla demiyorum, bilakis zekice yazılmış yazılarınız var ancak felsefeden yoksun oldukları o kadar belirgin ki, saçma ve manasız kuru edebiyat olmanın ötesine geçemez. Size kızmıyorum, böyle bir zihni bu hale sokan insanlıktan utanıyorum ve kahroluyorum. Son sözüm, düşünmeyi öğrenmeden düşünmeye çabalamayın siz de diğer korkanlar gibi ibadetinizi yapıp hayali arkadaşınıza yakarın ki; acılarınızı dindirsin. Sorgulamayı, düşünmeyi, araştırmayı bilmeden; sorgulamak, bilgi edinmek ve araştırmak sadece daha derin bir kabul ve daha derin bir itaat sunar. Varacağınız bir sonucu bilgi edinerek aramayın bu çarpık bir iştir. Çelişkilidir. Bilgiyi edinin ve bir sonuca varın.

    Son sözün sonu: Felsefe dini yadsımaz ya da dışlamaz burda yazdıklarım şahsi görüşlerimdir. Gelin siz de felsefe okuyun, düşünceleri kıyaslayın, düşünme metodlarını kavrayın kendi tasavvufunuzu savunun ama kuru edebiyatla değil, sistematik ve düzgün düşünceyle. (Ne kadar insan varsa o kadar felsefe yoktur, bir tane felsefe vardır ve ne kadar insan varsa o kadar ayrı düşünce ve düşünüş biçimi vardır. Felsefe size sadece düşüncenizi ve fikirlerinizi derleyip toplamanız için yöntemler sunar. Tüm bu yöntemleri de bir başlıkta “Felsefe” diye toplar. Felsefe kesinlikle bir bilim değildir bunu da sakın karıştırmayın.) Matematik olmadan sayısal bilimler söz konusu olamayacağı gibi felsefe olmadan sözel bilimler söz konusu olamaz. 2 kere 2’nin dört ettiğini öğrenmeden bilgisayarı icat edemeyeceğiniz gibi, kimi temel düşünce yöntemlerini öğrenmeden düşünce üretemezsiniz. Tekerleği habire icat edip edip durursunuz.

    1. Sevil Hanım,
      Zahmet etmiş uzun uzun yazmışsınız. Aklıma Nasreddin Hoca’nın bir fıkrası geldi:
      Bir alim gelmiş hocanın memleketine. Kırk tane sorusu varmış, cevap verecek adam arıyormuş. Hocayı çıkarmışlar karşısına, adam sormuş Kırk soruyu. Hoca da kırk kere bilmiyorum demiş. Sormuşlar hocaya: “Hiçbirini bilmiyorum diyip kapatsaydın ya mevzuyu hocam.” Hoca demiş ki: “Adam zahmet etti o kadar soru sordu, en azından hepsine tek tek cevap verdim ben de”

      Şimdi siz de zahmet edip uzun uzun yazmışsınız. Cahil halimle zahmetinize karşılık vereyim.

      1- İlk yapılan yorum denetlenir. Küfür, hakaret, argo yoksa bir dahakiler denetlenmez. Günde 30 kişi giriyor buraya. Yarısı tanıdık, yarısı da google’da yolunu şaşıranlar. Yani sansürün anlamlı olacağı bir yer değil.

      2- Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederim. Cahil olmadığımı düşünmüyordum zaten. Fakat yine hatırlatmanız iyi oldu benim için.

      3- Bu yorum üzerine şu kısacık yazımı bir daha okudum. Sizi bu kadar küplere bindirecek ne demişim diye. Eğer amacınız cahilliğimi bir nebzecik azaltmaksa; asabiyet doğru bir yol değil, kızarak bir şey öğretemezsiniz. Böyle bir amacınız yoksa kıymetli vaktinizi tüketmeniz anlamsızlaşır. Yani suratıma cahil diye haykırmanıza gerek yok. Fısıldasanız da ben anlarım.

      4- Din güzel bir çatı benim için. Dışarıda hava bozmaya başladığında sizi de beklerim buraya.

      5- Herkes kendi tercihini yaşar. Benim zihnimi bu hale insanlık değil tercihlerim getirdi. Ben siz ve sizin gibi düşünenlerin inancına saygı duyuyorum. Benim inancıma da saygı duyulsun diye diretmiyorum ama duyulsa da fena olmaz.

      Kısa oldu ama üzgünüm. Bu kadar.

  2. abi süper yazmışsın, felseyi ben de sevmem hele felsefe yapanlara toptan gıcık olurum.

    felsefeyi her ortalama türk insanı gibi lisede tanıdım, dersimize gelen meymenetsiz bi hocamız vardı, ne manaya geldiğine hala bir anlam veremediğim tözlerin, tinlerin, görüngülerin arasında bir şeyler sayıklayıp dururdu; anlattıklarından hiçbir şey anlamadığım halde önüme çıkan neredeyse bütün felsefe sorularını da yapıyordum. muhtemelen hocanın bende saygıya değer bir intiba bırakmamasının sebeplerinden biri de buydu: zaten bir şey öğretmiyordu ki adam.

    makul düşünebilmenin adına felsefe demişler ve başka hiçbir halta yaramayacak tipleri felsefeci diye piyasaya sürmüşler, benim felsefeden anladığım budur. muhteşem türk büyüğünün de dediği gibi: “tükürürüm öyle bilimin içine”

    bir de bu felsefecilerin dünyanın en ehemmiyetli işini yapıyorlarmış havalarında ahkam kesmelerine ifrit oluyorum, mala davara faydası olmayan bir ton zırvanın peşinde, çiğnene çiğnene posası çıkmış fikileri tekrar edip duruyorlar ondan sonra da itibar istiyorlar. hadi yine avrupa’da filan baudrillard var, derrida var, wittgenstein filan var, türkiye’dekilerin durumu fecaat; felsefe tarihi anlatıp “işte biz felsefeciler…” havasında dolaşıyorlar ya…

    ha bir de bunlarda herhangi bir dine mensup olmanın felsefe yapmaya engel olduğunu düşünen tayfa var. felsefeci dediğin ateist olmalı birader, olmadı en kötü ihtimalle agnostik olacaksın. antik yunanda bir dağın tepesinde oturup canı sıkıldıkça insanlara şimşek yağdıran dallamaları tanrı bellersen felsefeci olabiliyorsun ama müslümansan olamıyorsun…e tabi cehalet alıp başını yürürse ne hikmet’ten haberin olur ne kelam’dan öyle eser savurursun…

    velhasılı felsefe bir bilim çeşidi olsa da türkiye’de felsefeci olmak bir kimliktir. ateisttir, “nass”‘ı reddeder ama çok sağlam “varsayım”ları vardır, vahyi ciddiye almaz ama taş gibi aristosu vardır. ağzını açtığında söylediklerini ancak kendi kastına mensup olanlar anlayabilir, zira türkçe nedir bilmezler, uydurdukları kelimelerle felsefeyi de sadece kendilerine ait olan bir alana hapsederler ki bir taraftan babacan tavırlarla insanlara felsefenin faydalarından bahsedip diğer taraftan bu işi meslek olarak icra edenlerin dışında kimse bi halt anlamasın.

    hepinizin tininden öper tözünüzü severim…

    1. filiandro yorumumu gerçekten okumadan yanıt yazmışsınız. Öncelikle okulda okutulan felsefe ile felsefe öğrendiyseniz haklısınız, yorumunuza aynen katılırım ama felsefe tinden, tözden, eğitişimden, özdekten ya da Aristo’dan ibaret değil. Hatta bunlar kimine göre bazı kötü örnekler. (Lisedeki felsefe dersi en nefret ettiğim dersti hatta.) Sizin yargınız şuna benzer, birisine dini anlatmaya çalıştığınızı varsayın. Karşınızdaki ise putların ya da Zeus’un saçma olduğundan, bakire kurban etmenin saçmalığından bahsedip dursun. Oysa Din, ne sadece puttur, ne Zeus’tur ne de bakire kurban eden ilkel kavimlerdir. Din çok daha geniş bir olgudur ve bunlar onun en ilkel örnekleridir, hatta dine örnek bile denemez. Oysa genel olarak tek Tanrı inancı ve ruhani yaşamı içselleştirmekle başlayıp bedeni terbiye etme ve ahlakı sorgulayıp şekillendirmeye kadar varan devasa bir kültürel değerler bütünü söz konusu. Varlığının neden olduğu yıkımlar ve kötülüklerden dolayı nefret etsem de bu gerçek yadsınamaz. Din istisnasız olarak her zaman kötü amaçlara hizmet etmiştir. Bunu da sonsuz iyilik vaadiyle yaparak devasa bir çelişki yaratmıştır. Bu ayrı bir tartışma konusu.

      Sadede geleyim: Felsefeci değilim ama doğru düşünmek için temel felsefi kavramlara ihtiyaç vardır, bunu tekrarlamak isterim. Felsefe bir bilim de değildir. Felse de metafiziğe yer vardır mesela, bilimlerde buna yer olmaz. Felsefe düşünebildiğiniz herşeyi kapsar, bilim deneyle ve gözlemle çalışır. Felsefeci ne atesit ne de agnostik olmak zorunda değildir, belki en çok metafizikçinin barınabildiği ortamlardan birisidir Filozoflar dünyası. Felsefeci kendi düşüncelerini ne kadar saçma olursa olsun anlatabilir. Herhangi bir ispat yapmak zorunda olmadığı gibi deneyle fikirlerini destekleme ihtiyacı da yoktur.

      Bilimsel derinliğiniz arttıkça (felsefeden bashetmiyorum) dinden uzaklaşmanız kaçınılmazdır. Dinlere karşı çeşitli önyargılarım var, evet. Sebebi bilimsel ve toplumsal gelişmenin önündeki en büyük engel olmasıdır. Medeniyet ve insana saygıya karşı Din vahşeti ve bağnazlığı sunar. Din uğruna cinayetler oldukça, dinler yayılma içgüdüsü ile faaliyet gösterdikçe ve diğer dinler ile çıkar çatışmasına girdikçe ilkellik sürecektir. Dünyanın karanlık çağlarını inceleyin hepsi dinlerin güçlendiği dönemlere denk gelir. İlk çağ filozofu diyip dalga geçtiğiniz bir çok düşünür ortaçağ Avrupasından çok daha ileri bilimsel ve düşünsel bilgilere sahipti. İslam bilginleri dediğiniz kişilerin hemen hepsi yunan filofozlarının yazıtlarını alıp geliştirmişlerdir. Din ile felsefe arasındaki en büyük fark şudur: Felsefe düşünmeye zorlar, din boyun eğmeye zorlar.

      İlk yorumlarımda üslubum olumsuz olmuş olabilir, kimseyi küçümseme ya da düşüncelerinden dolayı hor görme gibi bir niyetim yok, ancak tarihsel akışta dinin insanlığa kaybettirdiklerini gördükçe dine karşı öfkemin artmasını anlayışla karşılamanızı dilerim. Ayrıca felsefe konusundaki yüzeysel çıakrımlardan bir an önce kurtulmanız en çok sizin yararınızadır. Doğru düşünebilmenin en azından kendi zihninizde bir düşünce sistematiği oturmanın yolu felsefeden geçer. Tözü, nass’ı bırakın, işin özünü kavrayın. Kelimelere tanımlara ve kişilere takılmayın.

      Mehmet Bey, sizin beşinci maddedeki ifadeniz “Herkes kendi tercihini yaşar.” başlı başına çok ciddi bir felsefi tartışmanın konusudur. Emin misiniz bu iddianızdan? Ne kadar ısrarcısınız bu fikrinizde? Ne kadar kafa yordunuz buna? Özgür irade var mıdır? Özbilinç var mıdır ve bununla aldığımız kararlar özgür iradenin sonucu mudur? Bilinç nasıl şekillenir? Çevrenin tüm fiziksel, kimyasal ve düşünsel etkisi bilincimizi mi belirler, yoksa bunların hepsinin ötesinde biz özbilinç ile çevreden gelen tüm etkileri yorumlayıp özgür irademizle mi karar veririz? Cevap vermek zorunda değilsiniz elbetteki, düşünmeniz dahi yeterli.

  3. Aslında çok güzel gelişebilecek bir tartışma öfkenin yakıcı ateşine kurban edilmiş.Gelin baştan başlayalım.Felsefe; nereden baktığınıza bağlı.Tabiki genel düşünceye göre felsefe nasıl düşünüleceğinin metodolojisini vaazederken ‘Varlık nedir’ sorusuna cevap arar.Bu manada din de, özelde onun bir bölümü olan Kelam da aynı problemle uğraşır.Ama din bunu yaparken aklı başıboş bırakmaz,onu vahiyle sınırlar.Felsefe aklı başıboş, bazılarına göre ise Özgür,bırakır.Temel soru şudur :Aklın nereye varacağını, doğruya varacağını kim bilebilir?Dolayısıyla bu iş yine ön kabüllerle alakalıdır.Kiminin kabülü vahiydir, kiminin sırf akıl.

    1. farklı bir açıdan bakmışsınız hadiseye. felsefe kelimesini bile duyunca başım ağrımaya başlıyor artık 🙂

  4. bu maddeler halinde yazmak iyiymiş ben de öyle yazayım bakalım:

    1- yazınızı okudum. bunu ispatlamak için ekran başında yapabilecek bir şeyim yok inanmayabilirsiniz, inanmazsanız daha ilginç bir sonuç çıkıyor yalnız ortaya. ama kastettiğiniz “anlamadığım” ise mantık olarak bir de meramınızı “anlatamama” ihtimali de ortaya çıkıyor ki bence bu daha muhtemel.

    2- Aristo’nun kötü bir örnek olduğunu düşünmemiştim hiç, bir sürü felsefeci de düşünmüyor diye biliyorum, felsefe dünyasına bomba gibi düşebilir bu açıklamalarınız.

    3- birisine dini anlatmaya çalıştığımda karşımdaki neden Zeus’tan bahsetsin ki? sizin derdiniz şu: tek tanrılı bir dine inanıyorsan felsefe yapamazsın. ben de diyorum ki çok tanrılı dinlere inananlar yapıyorsa ben de yaparım [ama sevmem], ki yapanlar da var.

    4- din istisnasız her zaman kötü amaçlara hizmet etmiştir ne yahu? nerede etmiş ne zaman etmiş, bu kadar sallama bir argümana da hiç raslamadım yani. kızılhaç mesela ne yapıyor, yaralıları oksijenli bezle boğuyor mu? ben bir tane iyi amaç bulursam dinin hizmet ettiği ne olacak?

    5- felsefenin bilim olup olmadığı yönündeki yüzyıllık tartışmaya burada son verdiğiniz için kendimizi şanslı addetmeliyiz galiba. artırıyorum: sosyoloji de tarih de bilim değildir.[abi istanbulun fethinin deneyini yaptık geçen surları geçemedi bile fatih]

    6- Bilimsel derinlik arttıkça dinden niye uzaklaşayım muhterem? böyle sallama argüman olur mu? al bak müslüman bi fizikçi var Abdülmuniem el-Cenayni diye, adam müslüman amerika’da yaşıyor gayet de bilim adamı. ne yapıyor zannediyorsun bu adam, gece istiareye yatıp sabah fizik formülleri mi yazıyor? bak nobel alan müslüman fizikçi bile varmış, abdüsselam diye…müslüman olmakla bilimle uğraşmak arasında bahsettiğin gibi bir ilişki yok maalesef, ben de isterdim sırf ateist olduğun için zeki olmanı ama dünya öyle işlemiyor ne yazık ki, başk bir şeyler bulman lazım…

    7- “İlk çağ filozofu diyip dalga geçtiğiniz bir çok düşünür ortaçağ Avrupasından çok daha ileri bilimsel ve düşünsel bilgilere sahipti. İslam bilginleri dediğiniz kişilerin hemen hepsi yunan filofozlarının yazıtlarını alıp geliştirmişlerdir.” neydi acaba o çok daha ileri bilimsel düşünceler merak ettim şimdi… bir de müslüman bilimadamları arasında optikten, atomdan filan bahseden, ilginç makineler yapanlar var, neyin gelişmişi alla’şkına. kimse bu adamlar dünyayı sıfırdan kurdu demiyor ama tutup “yunanlılar da bildiklerini hep çin ve hint medeniyetinden öğrenmişler” gibi basitliklere de sapmıyor yani…

    8- “Felsefe düşünmeye zorlar, din boyun eğmeye zorlar.” din hakkında hakkaten hiçbir şey bilmiyorsunuz diyerek gireyim konuya. tahkiki iman, tefekkür, hikmet, kelam nedir biraz bakın sonra konuşuruz gerekirse. bu iki kelime felsefe okuyan herkesteki kendine güvene de hayranım doğrusu, yani yüzyıllardır bu dine mensup olanlar aptal bi siz akıllısınız öyle mi? bu mevzular yüzyıllardır tartışılır durur. gazalinin tahafut elfelasifa diye bi kitabı vardı [doğru mudur mehmet hocam?] bizim anlayamacağımız derinliklere inebilen zihninizle biraz tararsanız bu tip mevzularda yardımcı olabilir. en azından ne söyleyeceğinizi bilirsiniz.

    “(O peygamberleri) apaçık belgeler ve kitaplarla gönderdik. İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman ve onların da (üzerinde) düşünmeleri için sana bu Kur’an’ı indirdik”
    nahl/44

    1. Hocam Gazali ile tanışıklığım çok eskidir. İlk gençlik yıllarımda birkaç eserini okumuşluğum vardır. Lakin maatteessüf bahsettiğiniz eseri okumak nasip olmadı. Bir iki sene önce Mukaşefetül Kulüb adlı eserini okumaya başlamış ve hatta yarıya kadar da gelmiştim ama nasip olmadı bitirmek. Şimdi o ebatta Fethur Rabbani – İlahi Armağan okuyorum Abdulkadir Geylani; konuyla alakası yok ama tavsiye ederim.

  5. Hakikaten hoşuma gitti.İki keskin kılıcın çarpışmasından kıvılcımlar çıkar.Sevim hanımın cevabını merak ediyorum.’Dindarlar’niye kızgın biliyor musunuz Sevim hanım ‘bizi yerden yere vurup kıyasıya eleştirenler zahmet edip bizim en temel kitaplarımızı okumadan bunu yapıyorlar, oysa biz onların kitaplarını zahmet edip okuyoruz’ diye düşünüyorlar.Samimi olarak ,art niyetsiz soruyorum,siz islam konusunda temel kitapları okudunuz mu?Ben kızgınlık yaşını biraz geçtim.

  6. selamaleyküm ey cemaat:) sevil bacım sen hayatta hiç sevilmemişşin heralım. öle ben cahile cahil derim tarzı ifadeler hoş deil.sen bu tarzı ilkçağ filozoflarından ya da felsefeden öğrendiysen o zaman karacaoğlana yunusa devam…
    ilim ilim bilmektir
    ilik kendini bilmektir
    sen kendini bilmezssen bu nice okumaktır.
    yunuscuk orkun
    selametle

    1. aleykümselam dayıcan,
      sevil bacının aktif olduğu konu çok geçmişte kaldı gibi,
      ama yine de bu bakış açısı daha mantıklı geliyor bana,
      ilk çağ filozofları eline su bile dökemez Yunus’un, Karac’oğlan’ın

      ete kemiğe büründüm, Mehmet diye göründüm…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir