Pardayan ve Fausta (La Fausta) Pardayanlar III. [Michel Zevaco]

Seri üçüncü cilt ile devam ediyor. İlk iki cilt tek maceraydı, üç ve dördüncü ciltler de farklı bir macerayı içeriyor. Bu ciltte olaylar geçen ciltte bırakılan yerin 16 yıl sonrasında başlıyor. Bu yüzden biraz daha olgunlaşmış bir kahraman var karşımızda. Artık kim olduğunun ve nelere muktedir olduğunun farkında. Uğruna cefalar çektiği ve dünyalara meydan okuduğu aşkını kaybetmiş. Onun kaybına sebep olan adamın peşinden dolaşarak geçirmiş bu kadar seneyi. Kendisine verilen kontluk unvanını da gelirini de bırakmış, beş parasız bir halde intikam peşinden koşmuş.

“Babamdan bana miras kalan serseri hayatı yaşamaya başladım. Montmorency’den ayrılırken Margency kontluğunun bana verildiğini belirten bütün belgeleri orada bırakmış, beş parasız yola çıkmıştım. Çok kere bir saman yığını üstünde yattım, Huguette…”

Bu süre zarfında sadece intikam isteği kendisini ayakta tutar kahramanımızın. Hayatla bir bağlantısı kalmamıştır, ölmek ister fakat ölemez.

“Ölmek zor iştir kardeşim!.. Ben kaç defa denedim… İnsan kolay kolay ölmüyor!”

Dediğim gibi kahramanımız biraz daha olgunlaşmış. Belki de yazarın ifade kabiliyeti biraz daha güzelleşmiş iki hikaye arasında. Pardayan ya da kitapta yazıldığı gibi Pardaillan yine kendinden emin, yine korkusuz, yine yenilmez. Dünya ise binlerce yıldır aynı dünya, bugün de olduğu gibi.

“Dünyada ne tarafa baktımsa pislik ve rezillikten başka bir şey göremedim. Eğer ruhu elmas gibi parlak, bilgisi geniş ve kalbi temiz bir Şövalyeye rastlamış olsaydım, derhal onun hizmetine girerdim. Uzaktan parlak ve büyük görünen birçoğunu yakından tanıdım ve bunların gerçekte çok aşağılık kimseler olduklarını ve onlara ayak uydurabilmem için alçalmam lazım geldiğini anladım… Ama, başımı kendi boynumdan daha aşağıya indiremezdim. Onun için kendi hizmetime girmekten başka çare bulamadım!..”

Aziz dostumuz Mösyö de Şövalyeyi sevmemiz için sebeplerimiz bu kitapta da gittikçe derinleşiyor. Şövalyenin özelliklerinden cesaretten bahsetmiştim:

“Bana adıyla sanıyla Şövalye de Pardaillan derler. Ben varken kimseden korkmayın…”

Cesareti kutsayan bir yapısı olduğu gibi korkaklardan da asla hazzetmiyor.

“ – Şimdi Fransa tahtı bomboş Şövalye, Üçüncü Henri’ye ne dersiniz?
– “Ne diyeyim, Madam? Kaçmış, gitmiş… Kaçanlar hakkında çenemi yormam!..”

Dünyada henüz paranın hâkimiyetini insanlığın kalesinin tüm burçlarında ilan etmediği zamanlar. Maddi başarıların, her yolu mubah kılma eğiliminin henüz hoş görülmediği zamanlar. İyiliğin ve doğruluğun gerçek erdemler olarak başköşede olduğu zamanlar. Gerçekten böyle zamanların olmadığını ben de biliyorum, kitapta da geçmiyor böyle ütopik bir dünya fakat insan yine de hayalini kuruyor Şövalye sayesinde.

“-Peki bu yardımınıza karşılık benden ne isteyeceksiniz?
– Hiçbir şey!..”

Gördüğünüz gibi, iyiliğin illa ki bir karşılığının bulunması gerekmiyor Pardayan için. Üstelik yaptıklarından dolayı yüzüne karşı övülünce de ağzını ayırıp gevrek gevrek gülmüyor, bunu da bir sıkıntı addediyor. Çoğu zaman çok büyük kahramanlıklar yapmasına, Fransa’nın kaderini çok zaman ellerinde tutmasına rağmen.


“Pekala, dedi, mademki öyle istiyorsunuz, gidelim. Fakat ben işin sonunun nereye varacağını biliyorum. Yine son sözü emektar kılıcım söyleyecektir.”

En sevdiğim yönlerinden birisi de en imkansız zamanlarda en olmayacak şeyleri iddia etmesi.


“-Bence Dük de Guise asla Fransa kralı olamayacaktır!
-Niçin? Söyleyin bakalım, niçin?..
-Niçin mi? Çünkü ben istemiyorum da ondan…”

Dük de Guise o zamanlar Fransa tahtını elde etmek üzere olan bir asilzade. Burada Zevaco’yu yine takdir ediyorum, gerçek tarihi olayların arasında bu maceraları ne kadar güzel işlemiş.


“Pardaillan sağ avucunu açıp salladıktan sonra: “Şu el suratınıza inmişti, Dük hazretleri… O zamandan beri adınız, yüzü yaralı değil, ‘yüzü şamarlı Guise’dir.”

Şövalyenin kendisinden üçüncü tekil şahıs olarak bahsetmesi de hadiselere destansı bir hava katmıyor değil. Karşısına çıkanlara iyi birer ders verdikten sonra sıklıkla onları affeder ve aşağıdaki gibi de kendi ismini vermeden edemez:

“Bir daha böyle bir şey yaparsanız, cezanız çok ağır olur, Şövalye de Pardaillan bu seferlik sizi affetti.”


Hürriyet tutkusu da Pardayan’ın bir diğer önemli özelliği. Yiğitliğinin bir diğer kaynağı da hürriyet tutkusu zaten:

“Arkadaşlar! Hürriyeti seviyor musunuz? Benimle beraber gelecek misiniz? Yalnız, işin ucunda ölmek de var…”

“Çünkü bence dünyadaki duyguların en yükseği aşktır. İnsanlara en az zararı dokunanı odur.”

Pardayanlar serisinin 3. kitabı Pardayan ve Fausta’yı Baskan Yayınları’nın 1971 yılında yaptığı baskısından okudum. Kitap 426 sayfa. Olaylar 16. yüzyılın sonlarında geçiyor. Fransa kralı, ilk kadın papa olmak isteyen ve Avrupa’da büyük bir imparatorluk kurmayı amaçlayan Fausta tarafından tahtından uzaklaştırılıyor. Kötülüğün ruhuna işlemiş olduğu bu kadın tahta o zamanın asilzadelerinden Dük de Guise’i geçirmek istiyor fakat karşısında bir engel vardır. İstemeden tüm bu işlere bulaşan ve bulaşmışken de zalimlerin karşısında durmaktan kendini alıkoyamayan dostumuz Şövalye de Pardaillan. Yukarıda birkaç alıntı ile kahramanımızı yad etmek istedim. Ruhun şad olsun Zevaco demeden de kendimi alamıyorum.

Author: mehmet
Mehmet Zeki Dinçarslan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir