Oruç Beğ Tarihi

Oruç Beğ Tarihi, kitabın ortasına gelmişken bitiverdi. Meğer yaklaşık üç yüz sayfalık bu kitabın ikinci kısmı kitabın orijinal metnini içeriyormuş. Osmanlı tarihçilerinin ara sıra referans verdikleri bu kitap, Tercüman gazetesinin bir zamanlar kültür hayatımıza yaptığı muazzam bir katkı olan 1001 temel eser serisinden basılmış 1972 yılında. Bu serinin kitaplarını oburca okuyorum elime geçtikleri zaman. Elimdeki Oruç Beğ Tarihi’ni bir birim daha değerli kılansa kitabı yayına hazırlayanın Nihal Atsız oluşu. Atsız Ata, kitabın girişinde bu çalışmasının olgunlaşma sürecini paylaşmış okuyucuyla. Oruç Beğ’in kim olduğu ile ilgili varsayımlarla birlikte kitabın günümüze gelen nüshalarını hakkında bilgi aktarmış. Kitap boyunca da dipnotlarla çeviri ile ilgili bilgiler ile bahsedilen tarihlerin miladi takvimdeki karşılıklarını vermiş.

Oruç Beğ Tarihi, kronik diye adlandırılan tarihlerden. Oruç Beğ, önce adet olduğu üzere Osmanlı şeceresine şöyle bir değinmiş. Yine Atsız’ın yayına hazırladığı Aşıkpaşazade tarihi de böyle başlıyordu yanlış hatırlamıyorsam. Oruç Beğ, şecereden sonra her yılın en önemli olaylarını anlatarak kendi zamanı olan 2. Bayezid zamanına kadar gelmiş.

“Sultan Murad Gazi gördü ki savaşla alınmaz. Bire kere hisarın üzerine baktı. ‘Meğer bunu Tanrı yıka’ dedi. Dert ile ah etti. Bir nefes etti. Duası oku nişana yetişti. Hemen hisarın üzerinden göçüp gitti. Vardı, ‘Devletli Kaba Ağacı’ derlerdi bir kavak ağacı vardı, şimdi dahi eseri vardır, kökü kalmıştır, gölgesi haylı yer tutmuştu. Sultan Murad Gazi hisarı alamayıp gelip Devletli Kaba Ağac’a arkasını vererek dayanıp oturmuştu.”

1. Murad’ı bu kadar dertlendiren Balkanlarda bir kale ki bu üzüntüsünün üstüne gelip müjdeyi veriyorlar, kalenin bir tarafı yıkıldı diyerek.

Oruç Beğ’e göre, Yıldırım Bayezid ağzına içki koymazmış ta ki Sırp kralının kızı ile evlenene kadar. Bu kız kendisini içkiye alıştırmış. Bir de Çandarlı ailesine saydırmış biraz Oruç Efendi fakat dönemin konjonktürüne uygun olduğunu düşünüyorum. Aristokrasi-bürokrasi mücadelesinde bürokrasinin galibiyete ulaştığı bir zamanda yazılan bu kitapta aristokrasiyi temsil eden Çandarlılarla ilgili müspet bir yorumla karşılaşmayı beklemiyordum zaten.

Bir hikaye de Bayezid-Timur hadisesinden. Savaştan sonra iki düşman hamama gitmişler bir gün. Timur, Yıldırım’a sormuş: “Sen kazansaydın ne yapardın” diye. Yıldırım da “Seni kafese koyar sergiletirdim” demiş. Bunun üzerine Timur, Yıldırım’ı kafese koyup dolaştırmış. Durum Yıldırım’ın ağırına gidince de intihar etmiş malum.

Kitabın PDF’ini internette bulmuştum fakat böyle okumayı sevmediğim için sıkılıyordum nasıl okuyacağım diye. Bir sahafın kapısının önündeki sepette bu kitabı bulunca çok mutlu oldum. Kısa bir kitap, genel olarak ilgili dönem olaylarını doğrular nitelikte.

Author: mehmet
Mehmet Zeki Dinçarslan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir