Oltaya Takılan Akademisyenler

Barış için akademisyenler girişimini belki de hoş karşılamamız gerekiyordu, ufak bir nüansa da yer verselerdi eğer: Hırsız da suçlu. Evet, bu memlekette nahoş hadiseler vuku buluyor. Evet, sokağa çıkma yasaklarından dolayı mağdur olan o kadar çok masum var ki… Üzülmemek elde değil, üzülmek ise insanlığın gereği. Bu hocalarımız da kalkmışlar bu üzüntülerini dile getirmişler, dile getirmek yetmemiş yazıya dökmüşler, altına da isimlerini ve üniversitelerini yazmışlar. Açıkyürekliliklerini tebrik ve takdir ediyorum. Yalnız başta da dediğim gibi unuttukları ufacık, minicik bir ayrıntı var. Hırsızın da suçu var. Hataları sayalım tek tek.

Birincisi, barış kelimesini kullanmak hatalıdır. Siz eğer Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıysanız ve başka bir ülkeyle savaş halinde değilseniz bu bir savaş hali değil çatışma halidir, kargaşalık halidir, en açık ifadeyle terör halidir. Barış olsun diyorsanız bilinçaltınız terör değil de savaş olduğunu düşünüyordur ki bu da iki taraflı bir eylemdir. Yani Türk tarafı ve Kürt tarafı arasında bir savaşın cereyan ettiğine inanıyorsunuzdur ki burada hatalı bir bakış açısı var. Olan şey savaş değil terördür ve bunun mağduru da masum insanlardır, masumiyetin de milliyeti olmaz.

İkinci hata, mağdurları sokağa çıkma yasağından dolayı aç ve susuz kalanlardan ibaret göstermek. Hayır efendim. Mağdurlar sadece o bölgenin, çatışmalarında ortasında kalarak evinden, yuvasından ayrılanlar ya da o evden çıkamayıp aç-susuz kalanlar değil. En az onlar kadar mağdur olanlar da var ve zikredilen Sur, Silvan, Nusaybin, Cizre ve Silopi ile alakaları yok. Bunlar Adana, Yozgat, Afyon, Samsun, Balıkesir, Ordu, Bursa, Konya, Çorum gibi illerimizde doğup büyümüş, mezkur bölgelerde asker-polis olarak görev yapan insanlarımız. Burada, vatan için, millet için, bölge halkının güvenliği için şehit olanlar ve en büyük mağduriyet babasını bu meşum hadiselerde şehit veren evlatlar, evlatlarını şehit veren anne babaların mağduriyeti. Sadece orada yaşayanlara odaklanıp da memleketin dört bir köşesinden vatan için, ekmek için, namus için oralara gidip canlarını verenleri ve geride bıraktıklarını göz ardı etmek en basit ifadeyle yakışıksız olmuş.

Üçüncü hata da, belki en kritik olanı; bütün suçu “Türkiye Cumhuriyeti”ne ihale etmeleridir. Arkadaşım. Sizin “Türkiye Cumhuriyeti” diyerek uzaktan eleştirdiğiniz o cumhuriyet hepimizin ortak çatısı. Biz bu devlet çatısı sayesinde hayatlarımızı sürdürüyor; eğitim alıyor; esnaf, memur, akademisyen olabiliyoruz. Devletin mükemmel olduğunu kimse iddia edemez. Bir problem varsa illa ki devlet mekanizmasının hataları da vardır bu sorunun temelinde. Fakat, memleketi bölmek, bu ülkeyi ortadoğu bataklığı haline getirmek, küresel silah üreticilerinin ve petrol sömürücülerinin menfaatlerini korumak amacıyla maşa olarak kullandıkları terör örgütlerini yok saymak ve tüm suçu devlete yüklemek ayıptır. Daha da ayıbı teröristleri Kürt halkının temsilcileriymiş havasını oluşturmaya çalışmaktır. Hükümet, Kürt siyasi iradesinin taleplerini yerine getirmek için yol haritası çizsin demek; hendeği kazanlar, bombayı atanlar, güvenlik güçlerine kurşun sıkanlarla masaya oturulsun demektir ki devlet eşkiyayla pazarlık yapmaz.

İlme saygımız var. Bilim insanlarına saygımız var. Bin küsur kişilik bu listedeki hocalarımız, eminim hepsi de birbirinden değerli bilim insanlarıdır. Alanlarındaki literatüre büyük katkıları vardır. Bilgileri, birikimleri, derinlikleri vardır. Keşke hadiselere bakarken tek taraflı olmasalardı. Bilimselliğin de gereği budur. Keşke daha fazla bilim üretseler siyaset üreteceklerine. O zaman bütün sorunlar daha az kavgayla çözülecektir.

Author: mehmet
Mehmet Zeki Dinçarslan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir