Neylersin Ölüm Herkesin Başında

Ölüm karşısındaki insan davranışları ilgiye şayandır. Tüm ölümler erken ölümdür, tüm ölenlerin yapacakları daha çok şey kalmıştır. Ölüm onları bizden ayırdığı için esef eder başımızı taşlara vururuz fakat kural neşeli olmak, esef ise istisnadır böylesi törenlerde. Ölümün bizi ayırdıklarına karşı gizli bir kıvanç duymaktan kendimizi alamamaktayızdır zira. Geri kalmış olmanın mutluluğu. Sırayı savmış olmanın istatistiki güvenci. Bir dahaki sefere kadar rahat olmanın saadeti. Her ölüm töreninde gözlemleyebileceğiniz bir durumdur bu. Ateş düştüğü yeri yakmış, ayrılık acısı en yakın bireylerin üzerine asit yağmuru gibi yağmıştır da geriye kalanlar için oralarda dolaşıp bir galibiyetin daha kıvancını tatmak kalmıştır.

Dünyadan ayrılışın bütün insanların eninde sonunda yaşayacakları bir durum olması ve bundan mülhem insanlar için nasihat niteliği taşıması çok iyimser bir yaklaşım. Ölüm nasihat olsa idi eğer alınan dersler yüzünden davranışlar farklı olurdu. Nasıl olsa terk edilecek bir yer için bu kadar fazla emek sarf edilmez, bu kadar fazla kalp kırılmaz, bu kadar fazla “kendine yapılmasını istemediği şeylerin başkaları üzerinde vahşice denenmesi” hadisesi gerçekleşmezdi. Demek ki ölüm nasihat olarak kıymet taşımıyormuş. İnsan her haliyle nisyan hastalığı ile malul olduğu için ölüme karşı da aynı umursamazlıkla bakabiliyor. Korkacağına yüreklenebiliyor.

İnsan hastalıklarının en tehlikelisi unutmaktır. Kanser ya da kalp ya da karaciğer ya da envai çeşit rahatsızlık sizi sadece öldürür. Unutmak ise insanlığınızdan uzak bir noktaya taşır. Yalın haliyle ölüm kaçınılmazdır. Hayvanlaşarak ölmek ise arzu edilir bir şey değildir çünkü öldüğü gibi haşr olma ihtimali korkutucudur. En azından ben böyle düşünüyorum.

Günün insanı için nasihat edecek çok şey kalmadı ve nasihat değeri taşıyan şeyler giderek azalıyor. Düşünme yeteneği yavaş yavaş azalarak basmakalıp düşünülenlere doğru kayıyor. Zeka insanlara Allah’ın cömertçe dağıttığı bir lütfudur. Yastık altındaki altınlar gibi, kullanılmadığı sürece hiçbir işe yaramaz. Bilgiyi almak, bilgiyi işlemek ve neticede yeni bilgiye dönüştürmek insan zekasının temel işlevidir. Almaktan kastım aklın içine almak ve üzerinde düşünerek yeniden şekillendirmek. Günün insanı ise hazır işlenmiş bilgiyi alıp yüzeysel bir şekilde üzerinde kısaca durarak yenisine geçmekten öteye geçemiyor. O kadar fazla kirli bilgi dolaşıyor ki ortalıkta, kendisini bir kere bu duruma kaptıranın bir daha düzelmesi ancak uzun terapiler ve tedavilerle mümkün. Ölüm karşısında duyarsız olan insanları hor görmüyorum. Sadece hastalığa yakalandıklarını fark ediyor, Allah’tan şifa diliyorum.

Cahit Sıtkı, “Neylersin, ölüm herkesin başında” diyor meşhur Otuz Beş Yaş şiirinde. Şairi takdir etmemin sebebi ölüm fikri üzerine kafa yorup neticeye ulaşmış olmasıdır. Yine başka bir şiirinde “Ölüm bahsinde ümit insanlara mahsustur” diyor.  Cahit Sıtkı değerli bir şairimiz, Allah rahmet eylesin, şiirleri ölüm korkusu teması içeriyor fazlaca. Korkmayıp yaradan sığınsaydı da denebilir fakat diyenlere “Sen korkmuyor musun?” diye sorsak cevab veremez. Şairin bu yaklaşımı ile ilgili takdire şayan olan husus kendisini dünya hayatına körü körüne kaptırmamış olup en azından bu hayatla ilgili fikir yürütmek için çabalamış olmasıdır.

Pir Sultan Abdal, “Uyur idik uyardılar” diyor. İnsanlar uyuyorlar. Emre Dorman, ölünce uyanacağımızı söylüyor ama, sanki biraz daha zorlasak bu dünyada da bir uyanma ihtimali var gibi. Çok zor ama sanki var gibi.

Author: mehmet
Mehmet Zeki Dinçarslan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir