Medyaya Kalsa Hepimiz Öldük

Medyanın her şeyi abartma hastalığının temelinde insanların hep en kötüye rağbet etmesi gerçeği yatıyor. İnsanlar kötüye rağbet ettikçe medya daha kötüyü vermeye çalışıyor, medya kötüyü verdikçe insanların rağbeti yükseliyor. Bu kısır döngü bir yerde kırılmazsa medyanın gittiği yer misyonunun çok uzağında bir yer olacak. 

Anlatmak istediğim şeyi birkaç örnekle açayım. Her kışın başında medyada “kuraklık” haberleri görmeye başlarız. Yağması beklenen kar geciktikçe kuraklık haberleri artar, haberler arttıkça insanların bu haberlere ilgisi yükselir. İnsanlar kendi aralarında “kuraklık” konuşmaya başlarlar ve kötücül düşünceler yayılır. Hemen ardından gelmekte olan karakışın haberleri servis edilmeye başlar. Kış öyle bir kapıya dayanmıştır ki gelince hayat felce uğrayacaktır. Bu haberlerin miktarı arttıkça insanlarda panik havası da artar. Yaklaşan felakete önceden hazır olmak için elimizden geleni yapmaya başlarız. Kapımızı penceremizi kontrol eder, kilerimizi doldururuz. Kış geldikten sonra ise kara kış haberleri ile baş başa kalırız. Kardan kapanan yollar, selden etkilenen tarlalar, kışın kötü yönleri durmadan çıkar karşımıza. Kuraklık yüzünden boş kalan baraja ağlayan aynı haberci sel felaketine ağlamaktadır başka bir ekranda. 

Covid-19 salgınının başlarındaki haberler bir sene içinde nasıl da evrim geçirdi. Her medya kuruluşu salgının en kötü tarafını vermeye uğraşıyor. İnsanlara umut aşılamaktan bahsedenine henüz rastlamadım. Mutant virüsler, öldürücü mikroplar, dünyanın sonunu getirecek bakteriler her gün değişik versiyonları ile sunularak insanların korku depolarına yakıt oluyorlar. İş artık haber sunma boyutunu çoktan aşmış durumda. İnsanlar haber değil, kötü haber istiyorlar. Medya haber sunmaya değil kötü haber sunmaya uğraşıyor. 

Üç tane tıp doktoru bir televizyon kanalında covid-19 virüsünün kendi alanlarıyla ilişkilerini anlatıyorlar. Üroloji doktoru virüsün üremeye çok olumsuz etkisinin olacağını anlattıktan sonra sözü kalp doktoruna bırakıyor, çıtayı bir adım daha yükseltmek için hemen daha kötü bir senaryodan bahseden kalp doktoru sözü nöroloji doktoruna bırakıyor. O da elinden geldiği kadar ne türlü büyük bir felaketle karşı karşıya olduğumuzu aktarıyor izleyicilere. Programdan önce doktorlara “aman iyi bir şey konuşmayın, felaketleri katmerlendirin” demişler gibi adamlar hep en kötü olasılıkları anlattılar. Eminim reytingleri yüksek gelmiştir programın. 

Medya, bizi dünyadan haberdar eden, kritik bir organ. Maalesef bizler en fazla üçüncü sayfa haberlerini, dedikoduları, magazini, felaketleri ve kötü olasılıkları seviyoruz. Zekâ seviyemiz ve eğitim seviyemiz bundan fazlasına müsaade etmiyor. Medya kuruluşları da çoğunlukla rağbet odaklı haber yapıyorlar. Her zaman en kötünün dikkat çektiği bir dünyada hemen hiç kimse objektif habercilik yapamıyor. Siyaseten de durum farklı değil. İktidar yanlıları ölümüne iktidardan yana muhalifler ölümüne muhalif. Kimse kimsenin iyi tarafını görmüyor dolayısı ile göstermiyor. Hâlbuki hayat siyahlardan ve beyazlardan ibaret değil. 

Bize sunulan haberleri biraz daha ince eleyip sık dokumamız gerekiyor. Hiçbir şey anlatıldığı gibi değil. Felaket senaryolarına sözüm yok. Dünya gül bahçesi değil. Bir yanda küresel ısınma var bir yanda yoksulluk, bir yanda savaşlar sürüyor bir yanda Doğu Türkistan’da olduğu gibi işkence ve soykırım. Medya ise bizlere sadece gözümüzün önünde olan bazı olayların en kötü taraflarını sunarak izleyici sayısını artırmaya odaklanmış durumda.

22.02.2021 Net Haber yazım.

Author: mehmet
Mehmet Zeki Dinçarslan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir