Mai ve Siyah [Halit Ziya Uşaklıgil]

Ahmet Cemil’den bahsederken içimden “Ah Cemil ah” demek geçiyor. Ah Cemil, ne kadar parlak, ümitlerle dolu bir genç olarak başladın sen bu hayata. İçinde olduğun gençlik, ne kadar güzel günler vadediyordu sana. Okulunu okuyacak, ekmeğini tutacaktın. Sanatını ilerletecek, eserini vücuda getirecektin. Sevdiğin kızla evlenecek, bahtiyarlığına bahtiyarlık katacaktın. Hayat böyle bir şey mi ya Cemil? Hayat, senin hayallerin gibi mai mi?

Ahmet Cemil, orta halli bir ailenin evladı ve bir yazar namzedi olarak çok güzel bir hayatın hayalini kurmaktadır. En samimi arkadaşı Hüseyin Nazmi’dir. Cemil’le Nazmi arasındaki fark ailelerinin durumudur. Erenköy’de bir köşkte yaşayan Hüseyin Nazmi varlıklı bir ailenin çocuğu olduğu için olanakları Cemil’e göre oldukça fazladır. Kitap boyunca Nazmi’nin varlıklı, Cemil’in fakir oluşu okuyucuya mukayeseli bir şekilde sunulur. Hüseyin Nazmi, en zor zamanlarında bile Cemil’in yanında olmayacak kadar da ruhsuzun önde gidenidir. Ya da şöyle söyleyeyim, yazar, kitapta bu arkadaşlığı sadece okuyucu karşılaştırma yapsın diye anlatmıştır yoksa aralarında koca bir dağ vardır iki arkadaşın.

Cemil, ne kadar iyi niyetle başlamış olursa olsun hayata, karşılaştığı olumsuz hadiseler yavaş yavaş o hayatı kırık bir hayatla değiştirir. Mai olan hayalleri siyaha döner. Babasını kaybetmesinin hemen ardından maişet derdi ile baş başa kalır. Annesi ve kardeşinin rızıklarını temin ile sorumludur artık. Bununla bir şekilde başa çıkar, kendisini paralayarak her şeye yetişmeye çalışır. Okula gider, çalışıp para kazanır, hayatını adadığı eserini meydana getirmek için uğraşır. Neticede bunların hiçbiri yeterli gelmiyor. Bir filmde diyor ya, “sevgi de yetmiyormuş, çok eskiden rastlaşacaktık” ben de dedim ki Cemil için, “çok çalışmak yetmiyormuş, talihli doğmak lazımmış”.

Kız kardeşini, çalıştığı matbaanın sahibinin oğluyla evlendiren Cemil bir aralık hayal ettiği hayata doğru ilerlediği zehabına kapılır. Meğer, sonun başlangıcıymış bu hadise. Enişte, kötü bir insanın birden fazla hayatı nasıl hızlıca mahvedebileceğinin yaşayan bir örneğidir. Yavaş yavaş hepsinin hayatını mahveder ve sahneden çekilir. Artık, o hayat dolu gencin elinde sadece kırık bir hayat kalmıştır.

Anlatım zenginliğinin üst seviyelerde olduğu bu Halit Ziya Uşaklıgil romanının ilk baskısı 1897 yılında yapılmış. 1942 yılında yapılan bir baskısını esas alan İş Bankası yayınları, günümüz Türkçesine uyarlatmış eseri. Bu işi de Ali Faruk Ersöz yapmış. 255 sayfalık bu eser edebiyatımızın batılı anlamdaki roman örneklerinin ilklerinden birisi.

Author: mehmet
Mehmet Zeki Dinçarslan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir