Jean-Christophe – I [Romain Rolland]

Bir kaç hafta evvel okuduğum Siddhartha romanını Herman Hesse, Romain Rolland’a atfediyordu. Şimdi de elimde Romain Rolland’ın Jean-Christophe romanı var. Şimdilik bu kitapta bir atıf yok zira anladığım kadarıyla Siddhartha’nın bir Fransız yazara atfedilmesindeki gaye, Alman bir yazarın, ülkelerin arasında savaş olmasına (ya da yeni bitmesine) rağmen bir Fransız yazara selam göndermesi ve bu vesileyle edebiyatın, sanatın her türlü savaşın ve kavganın üzerinde oluşuna vurgu yapmak. Romain Rolland ise bu romanı 1903 yılında, henüz ortada bir savaş yokken yazmaya başlıyor ve 10 ciltlik bu eserini 1912 yılında tamamlıyor. Nehir roman denilen türün de ilk örneğini oluşturuyor Jean-Christophe. Bu türün örneklerinden olan Thibault’ları da okumaya başlamıştım fakat nehrin henüz başlarındayım şimdilik. İki serinin de birbirine benzeyen tarafı, nehir oluşu, uzun bir süreci anlatıyor olmaları.

Jean-Christophe

Roman 10 ciltten oluşuyor fakat Yapı Kredi Yayınları bu 10 cildi 3 cilde sığdırarak okuyucuya bir kolaylık sağlamış. Şu an benim elimde ilk 4 cildi içeren birinci kitap bulunuyor. Bunlar sırasıyla, Gün Doğarken, Sabah, İlkgençlik ve İsyan isimlerini taşıyor. İlk olarak bir dergide yayınlamaya başlıyor yazar eserini. Bu ilk cildi içeren 4 bölüm 1903-1906 yılları arasında yayınlanıyor ve yazarına büyük bir ün kazandırarak Nobel edebiyat ödülünün de kapılarını açıyor.

Romana gelecek olursak. Roman Jean-Christophe şahsında bir müzik insanının hayatını anlatıyor. Çevirmen Adnan Cemgil’in ifadesi Beethhoven’in hayatından esinlendildiği şeklinde. Jean-Christophe, tıpkı Beethoven gibi, Ren nehri kıyısında bir Alman şehrinde dünyaya gelir. Ailesinde Fransız damarı da vardır. Dedesi ve babası müzisyen olmakla birlikte babasının alkol sorunu ailenin hayatı açısından belirleyici bir rol oynar. Bencil bir kişilik olan baba, çocuklarının hayatlarını çok zorlaştırır. Maddi anlamda her geçen gün geriye gider aile. Birinci kitap olan Gün Doğarken, kahramanın bu çocukluk çağlarını anlatıyor. Çocuğun karşılaştığı, travmatik olmakla birlikte karakterini de belirleyecek bazı olaylar. Bu bölümde dede ve dayının belirleyici rolleri var. Dede, Jean-Michel, müzik camiasında tanınan bir isimdir ve henüz 7,5 yaşındaki torununun ufak tefek besteler yapabildiğini görünce heyecanlanır ve onu herkesle tanıştırır. Kitap bir dergide yayınlandığı için yazarın ara sıra tarihlerle ilgili hataları olmuş, bazı yerlerde 6 geçiyor bazı yerlerde 7,5 ya da 10 bazen de yaşının çok ötesinde sözler söylüyor çocuk. Bunlar göz ardı edilebilir şeyler sanırım. Bir yerde de Jean-Christophe’un çerçilik eden dayısı ona hayatının derslerinden birini verir: “Yazmış olmak için yazdın. Büyük bir müzisyen olayım da beni beğensinler diye bunları uydurdun” diyerek alçakgönüllü olmasını, kibri bırakmasını, sanatı insanlar için değil sanat için yapmasını öğütler ona. “Evdeki müzik, odadaki güneş gibidir. Asıl müzik dışarıda. Tanrı’nın kırlarındadır” diye ekler.

İkinci kitap Sabah adını taşıyor. Jean-Christophe on bir yaş civarında burada. Güçlü kuvvetli bir insan olmakla birlikte kendisini hem keşfeden hem de hamisi olan dedesi Jean-Michel ölümle tanıştırıyor onu. “Yüz yaşına dek yaşayacağını söyledikleri zaman, başka ünlü bir ihtiyarın dediği gibi ‘Tanrı’nın iyiliklerine sınır koymamak gerek'” diyen dede bir anda vefat ederek hayatın zorlukları ile baş başa bırakıyor torununu. Bu kitapta ölümle birlikte dostluğu da öğrenen küçük Christophe aşkı ve aşağılanmayı da tadıyor. Bir yandan da sürekli olarak evine ekmek taşıma zorluklarını da sürdürüyor ve bestelerini yapmaya devam ediyor. Üçüncü kitap, İlk Gençlik. Adından da anlaşılacağı üzere kahramanın ilk gençlik yıllarını anlatıyor. Bu yaşlarda din duygusundan kurtulup daha bir özgürleşerek kişiliğini kurmaya devam ediyor kahraman. Bir yandan sanatını icra ediyor, bir yandan yeni aşklar ve acılar yaşıyor. Toplumla arasının bozulduğu zamanlar da ilk gençlik yıllarına tekabül ediyor.

“Her insan, içinde, küçük bir mezarlık gibi sevdiklerini taşır. Yıllar boyunca uyurlar orada… Hiçbir şey tedirgin etmez onları. Nihayet bir gün çukur açılır, ölüler dışarı çıkar, soluk dudaklarıyla sevene, sevilene bir ana karnında uyuyan bir çocuk gibi, anılarını içinde taşıyana gülümserler…”

İçten, samimi bir genç. Herkesi kendisi gibi zannediyor üstelik. Bu yüzden çok uğraşıyorlar kendisiyle kötü yürekli insanlar. Bunlar da kişiliğinin yapı taşlarını oluşturuyor bir yerde. İleriki bölümlerde ortaya çıkacak olan karakteri kuruyor. Toplumdaki dedikoduculukla bu yaşlarda tanışıyor. İyi ve kötü kavramları bu yaşta yerine yerleşmeye başlıyor.

“Değeri olan bir şeyin en büyük düşmanı, kötü olan şey değil, alışkanlık haline gelen şeydir. Ruhun öldürücü düşmanı, günlerin yıpratışıdır.”

Bu hazırlıklardan sonra asıl müzik başlıyor. Dördüncü kitap İsyan adını taşıyor. Burada Jean-Christophe’un yavaş yavaş kendisini bağlayan tüm ipleri koparışını görüyoruz. Dogmalar, kalıplar, klasikler, hayranlıklar… hepsini tek tek yıkıyor kendi içinde. Durmadan üreten, durmadan beste yapan bir insan. Kendince, çığır açmaya çalışıyor müzikte. Ezberlenmiş olan şeylere savaş açıyor. Duyarak yazılmamış müzik eserlerini eserden saymıyor ve fikirlerini her yerde söyleyerek fincancı katırlarını da ürkütmüş oluyor.

“Yalnız yaratışta sevinç var. Var olan yalnız yaratanlardır. Ötekilerin hepsi, yeryüzünde sürüklenen hayata yabancı gölgelerdir… Hayatta sevinç adına ne varsa yaratma sevincidir. Aşk, deha, eylem…”

“Dünya az bir hakikat ve çok yalanla beslenir.”

Böylelikle isyan bölümünde, bedelini ödemek kaydıyla isyan bayrağını dalgalandırıyor kahramanımız. Eski müzisyenleri, çocukken taptığı putlar olarak ifade ediyor. Onların müziklerini dülger elinden çıkmış gibi görüyor. Başarılı olmak için değil, inancı için, inandığı değerler için çalışmalarını sürdürüyor.

Kitabın neredeyse özetini çıkardım. Gelecek bölümleri şimdiden merak etmeye başladım. Bu birinci cilt, iki cilt daha var önümde. Girişte bahsettiğim gibi, Yapı Kredi Yayınlarının bastığı Jean-Christophe kitabının birinci cildi on kitaplık serinin ilk dört kitabını içeriyor. Çevirisi Adanan Cemgil tarafından yapılmış. 497 sayfa.

Author: mehmet
Mehmet Zeki Dinçarslan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir