Franny ve Zooey [Jerome David Salinger]

Franny ve Zooey kardeşlerin içine düştükleri bataklığa Allah kimseyi düşürmesin. Varoluş bunalımı, belki insanlık tarihi boyunca düşünmenin ve gelişmenin temel iteneği olmuştur fakat yine de bu bunalım en korkutucu kâbuslardan bile fenadır çoğu zaman.

J. D. Salinger’i tanıyanlar Holden kardeş ile tanışmıştır. Sahtekârlıktan nefret eden, yapmacıklığa kin kusan bir tip olan Holden, dünyada bir tek küçük kız kardeşi Phoebe’yi seviyordu. Franny ve Zooey, tüm yönleriyle olmasa da bazı yönleriyle bu kardeşlerin büyümüş hali olabilirler. Franny, Phoebe’nin büyüyünce dönüştüğü şey olabilir. Sahtekârlıktan nefret eden, varoluş bunalımına düşmüş bir tip. Ağabeyi ise bu bunalımları bir şekilde geride bırakmış ve kız kardeşine nasihat ediyor.

Kitabın birinci kısmında Franny, erkek arkadaşı ile buluşmak için bir tren seyahati yaparak onun bulunduğu yere gidiyor. Trenden indiğindeyse uzun süredir içerisinde olduğu dönüşüm sürecinin önemli bir aşamasında olduğunu belli edememezlik edemiyor artık. İnsanlardan uzaklaşmaya başlamıştır. Şişkin egolardan bıkmış, kendisini artık başkalarının görmek istediği şekilden soyutlamaya başlamıştır. Çantasında da rahmetli abisi Seymour’dan kalma bir kitap vardır.

Franny’nin çantasındaki kitabı internetten arattım lakin böyle bir kitabın olmadığını buldum. Aslında gerek de yok gibi, hikâyesi belli. Önce evini sonra eşini kaybetmiş çolak bir adam İncil okurken bir bölümle karşılaşır. Sürekli dua etmekten bahseden bu bölümdeki sürekli dua etmenin ne olduğu ile ilgili derin bir merak duygusuna kapılır. Bunu bulmak için bir seyahate çıkar. Ulvi amaçlarla çıktığı bu seyahat kutsal bir seyahattir artık ve kendisi de hacı olmuştur. Başka bir açıdan bakılınca bu kutsal seyahat Siddhartha’nın seyahatine benziyor da diyebiliriz ya da başka dinlerin mensuplarının dinlerinin künhüne varmak için çıktıkları diğer seyahatlere de benzetebiliriz bu seyahati. Neticede çeşitli insanlarla karşılaşan bu Hacı bir üstattan farklı bir ders alır ki bu da demin bahsettiğim tüm seyahatlerin ulaştıkları neticeyle çok benzeşmektedir. Sürekli dua etmek, duayı sürekli tekrar etmek gerekmektedir.

“Ben herkesin değer yargılarını kabule korkunç bir şekilde koşullanmışım diye, alkışlardan ve insanların benim için deli divane olmasından hoşlanıyorum diye bunun doğru olması gerekmez ki. Bundan utanıyorum. Bıktım usandım. Tam bir hiç kimse olacak cesaretimin olmamasından usandım.”

“Eğer o duayı üst üste defalarca -başlangıçta sadece dudaklarınla söylemelisin- sonunda ne oluyor, dua kendi kendine işler hale geliyor. Bir süre sonra bir şey oluyor. Ne oluyor bilmiyorum ama, bir şey oluyor işte, ve sözcükler kişinin kalp atışlarıyla eşzamanlı hale geliyor, ondan sonra da sen fiilen durmadan dua ediyorsun. Bunun da, senin bütün bakışın üzerinde gerçekten muazzam, mistik bir etkisi oluyor. Yani bütün amaç bu aşağı yukarı. Tabi, tüm bakışını arındırmak ve olup biten her şey hakkında kesinlikle yeni bir kavrayışa kavuşmak için yapıyorsun bunu.”

Böyle diyerek Franny, dua etmeye başlıyor. Başlangıçta yaptığı şeye inanmasına gerek yok. Önemli olan nicelik. Tekrar ettikçe niteliğe de kavuşuyor zaman içerisinde. Om meditasyonu ya da hû çekmek ya da İsa Duası. Hepsi aynı kapıya çıkıyor.

Kitabın uzun olan ikinci bölümü (birinci bölüm 37. sayfada bitiyor ikinci bölüm 151.) Zooey adını taşıyor. Zooey, Franny’nin kendinden beş yaş büyük ağabeyi. Sinema sanatçısı, aktör ve böyle bir bedene saklanmış bilge bir kişi.

“1955 Kasımının bir Pazartesi sabahı on-otuzda, yirmi beş yaşında bir delikanlı olan Zooey Glass, ağzına kadar doldurulmuş bir banyo küveti içine oturmuş, dört yıllık bir mektubu okuyordu.”

Olayları tafsilatı ile açıklamadan neticeyi anlatayım. Yedi çocuklu Glass ailesinin iki çocuğu vefat etmiştir, vefat eden ya da etmeyen hepsinin ortak birer varoluşsal bunalımı mevcuttur. Annelerinin ricasıyla sondan ikinci evlat olan Zooey, son numara olan Franny ile Sokrates tarzı bir diyalog kurar, banyosunu yaptıktan sonra. Franny, bir önceki bölümde erkek arkadaşını sarsarak eve dönmüştür. Bir şey yiyip içmeden ağlama-uyuma-dua etme döngüsüne kapılmıştır ve bu durum annelerini tedirgin etmektedir.

Zooey, kardeşine nasihat ederken kaçırdığı birkaç noktadan bahsediyor. Franny, üniversitelerin ego koktuğunu söylüyor. Hazine biriktirmek için kurulmuş organizasyonlar diyor üniversiteler için. Bilgiyi biriktirmek de bir biriktirme ameliyesi değil mi zaten. Bilginin hedefinin bilgelik olduğunu da söylemiyorlar burada diyerek eleştirilerini sürdürüyor. İnsanlardan tiksinmiş kızımız. Zooey ise kardeşine şöyle nasihat ediyor: “Sen onların temsil ettiği şeyi değil, onların kendisini hor görüyorsun. Fazla kişisel bir şey bu.”

Zooey’in söylemek istediği şu. Başkalarından tiksinerek ruhsal yolculuğunda hoşuna gidebilecek bir yere varamayabilirsin. Buradan, Mevlana’nın meşhur kıssasına selam çakmadan geçemiyorum. Baba ve oğlu gece namaza kalkarlar. Çocuk camdan dışarıya bakarak: “Şu insanlar ne vardı gece yatacaklarına kalkıp ibadet etselerdi” der. Baba, tüm olgunluğuyla: “Başkalarını kınayacağına keşke sen de kalkmasaydın oğlum” der.

Bu arada, kitapta sıkça bahsedilen ve Franny’nin ağzından düşürmediği İsa Duası şuymuş: “Tanrı’nın Oğlu İsa Mesih Efendimiz, ben günahkâra Merhamet eyle”.

Nihayetinde, Franny’nin aydınlanma macerasındaki rehberi Zooey ona çok net birkaç mesaj iletiyor. Kendi içine dön, başkalarını kınamayı bırak, herkesi kendinden üstün bil. Bu birkaç mesajı başka bir çok yerden tanıyoruz zaten. Sağ olsun Salinger ağabey farklı bir şekilde iletmiş bu mesajı bizlere de.

J. D. Salinger’in bu uzun öyküsü 1963 yılında yayınlanmış. Güzel Türkçemize bu eseri kazandıran Ömer Madra ve Yapı Kredi Yayınları teşekkür listemizin diğer sakinleri.

Author: mehmet

Mehmet Zeki Dinçarslan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir