Eğitimde Finlandiya Modeli [Pasi Sahlberg]

İşin doğrusu, bu kitabı okuyana kadar Finlandiya eğitim sisteminin uluslararası ölçekte bu kadar başarılı olduğunu bilmiyordum. Finlandiyalılar için de şaşırtıcı bir gelişme olmuş, ilk öğrendikleri zaman. Uluslararası sınavlarda Finlandiyalı öğrencilerin çok başarılı sonuçlar alması dünya genelinde Finlandiya eğitim sisteminin farkının ne olduğu sorusunu gündeme getirmiş. Pasi Sahlberg, Finlandiyalı bir eğitimci, bu sorunun cevabını vermeye çalışmış Eğitimde Finlandiya Modeli kitabı ile.

Eğitimde Finlandiya Modeli

Yazar, kitabın henüz giriş bölümünde bahsedeceği dört temel fikri özetliyor. Finlandiya’yı eğitimde başarıya götüren temel fikirler; teneffüs ve fiziksel aktiviteye önem vermek, küçük veriyi büyük veriye tercih etmek, hakkaniyeti sağlamak ve uydurma bilgilere önem vermemek.

Birinci fikir, öğrencilerin daha verimli ve daha uzun teneffüs saatlerinin olması. Öğrencinin de öğretmenin de molaya ihtiyaçları var. Yapılan araştırmalar, ders süresinin uzunluğu ile öğrenme arasında pozitif bir ilişkinin olmadığını gösteriyor. Bunu ev ödevleri için de söyleyebiliyoruz. Dolayısı ile öğrenciyi uzun ders saatleri ve uzun ödevlerle daraltmanın anlamı yok. Finlandiya’da ilkokul ve ortaokul seviyesindeki öğrencilerin ödevler için yarım saatten fazla zaman harcamadıklarını söylüyor yazar. Bence de adil bir süre. Saatlerce ders yapılması ve ödev yaptırılması öğrenciyi ancak dersten soğutuyor.

“Teneffüs ve serbest oyun zamanı, çocukların okuldaki öğrenme kapasitesine (hangi ders veya konu olursa olsun) katkıda bulunuyor, sosyal ve duygusal gelişimlerini güçlendiriyor ve okulda daha yaratıcı, daha özgüvenli, daha az sindirilmiş ve daha dikkatli olmalarının yolunu açıyor.”

Teneffüs vaktinin uzun olması zihni manada gevşemeyi sağlıyor bu da öğrenilen bilgilerin pekişmesini sağlıyor, bir de aralıkların düzenli olması gerekiyor bu pekişme için. Öğrencilerin, hava nasıl olursa olsun açık havaya çıkmasını öngörüyor Finlandiya’daki eğitim sistemi. Teneffüs vakti kayıp bir zaman olarak değil, az önce derste anlatılanın özümsenmesi vakti olarak değerlendiriliyor.

İkinci fikir, istatistikleri değil, küçük veriyi kılavuz edinmek. Burada küçük veri ve büyük verinin ne olduğu sorusunu çok güzel bir örnekle anlatmış yazar. IKEA’nın sahibinin sık sık mağazanın değişik reyonlarında ya da kasada çalıştığını gözlemlemişler. Patron, sahada küçük veri avcılığı yaparak nerede aksamanın olduğunu daha net bir şekilde görebiliyor. Eğitim sisteminde de genel istatistiklerden ziyade detaylara eğilmek gerekiyor.

Küçük veriyle ilgili Finlandiya’da “öğrenci refahı ekibi” temel öğelerden biri. “Çoğu okulda haftalık olmak üzere düzenli aralıklarla toplanan bu ekipler, öğrencilerin ruh ve beden sağlığı, davranışları ve öğrenim durumları hakkında sınıf öğretmenlerince sağlanan bilgileri tek tek her öğrenci özelinde tartışıp değerlendirir.”

“Finlandiya eğitim sisteminde, tüm öğrencileri –genellikle okuduğunu anlama ve matematikle sınırlı- temel konularda düzenli olarak değerlendirmeye tabi tutan standartlaştırılmış harici ortak sınavlar yok.”

Ne kadar ilginç değil mi? Ortak ve genel sınavlar yok. Her okul kendi sınavını yapıyor, kendine göre ölçüyor. Bu tür sınavların yerine her okul kendi öğrencisini kendisi ölçüyor. Genel giriş sınavlarının olmadığı bir eğitim sisteminde artan o kadar çok vakit var ki. Okullar böylelikle özerklik kazanıyor, adeta her okul bir üniversite olmuş durumda. Alternatif ölçme ve değerlendirme sistemleri, kolektif özerklik, öğrencilerin ve tabi öğretmenlerin fikrilerinin daha değerli olması…

Üçüncü fikir, eşitliği değil hakkaniyeti hedeflemek. Bu nokta mühim zira genel gidişat zenginlerin daha iyi eğitim alabilmesi yönünde. Türkiye’de de durum bu dünyada da az çok böyle. Yoksulların zenginlerle aynı fırsatlara sahip olması gerekiyor. Finlandiya’da öğrencilerin ailevi durumlarının okul başarısını etkilememesi öğretmenlerin birinci önceliği durumunda. Öğretmen, tüm öğrencilerin başarılı olmasını hedefliyor.

Dördüncü fikir ise efsanelerle gerçekleri ayırt etmek. Finlandiya’nın başarısını örnek almak isteyenlerin biraz daha detaya inmeleri gerekiyor. Bundan önce bahsettiğim üç fikrin de ayrıntıları var. Eğitim sisteminde genel sınavlar az fakat yok değil, müfredat okulların inisiyatifine bırakılmış ama okullar kafalarına göre ayıklama yaparak dersleri ortadan kaldıramıyorlar. Uluslararası sınavlarda başarı var fakat bu başarıya odaklanılmıyor, daha çok öğrencilerin ihtiyaçlarına odaklanılıyor. Daha çok öğrencilerin sanatla, müzikle, fiziksel aktiviteyle vakit geçirmelerine odaklanılıyor.

Dört temel fikir özetle böyle. Bunların haricinde benim dikkatimi çeken birkaç ayrıntı oldu, onlar da şöyle:

Yazar, senede bir günü “başarısızlık günü” ilan edin diyor. Başarısızlığın kaçınılması gereken bir şey değil, bilhassa başarıya giden yolda yaşanması gereken bir şey olduğunun öğrencilere anlatılması gerekiyor. Başarısızlıktan kaçmak, başarı için iyi bir metot değil.

Öğretmen yemini var kitapta. Finlandiya’da öğretmenler yemin ediyorlar mesleğe başlarken. Çok güzel bir şey ve öğretmenlik mesleği açısından çok prestijli. Doktorlar gibi öğretmeler de yemin etse, öğretmenlik mesleğinin değeri daha da anlaşılır.

Öğretmenler, en başarılı öğrenciler arasından seçilmiyor ama öğretmenlik Finlandiya’da gerçekten muteber bir meslek.

Şimdi bu bilgiler ışığında ülkemize bakarsak nelerin yapılmasının gerektiği daha net bir şekilde ortaya çıkıyor. Eğitimi yönetenler öğrencilerin daha verimli öğrenim süreçlerinden geçmeleri için teneffüs saatlerine de dikkat etmeliler. Öğrencilerin birer yarış makinesinden ziyade birer insan oldukları gerçeğine odaklanılmalı. Her öğrenci yeteneği açısından değerlendirilerek bir sanata ve fiziksel aktiviteye yönlendirilmeli. Ödev yükleri azaltılarak derslerin can sıkıcı taraflarında yoğunlaşılmasına mani olunmalı.

Seçme sınavları Türkiye’deki eğitim sisteminin temel açmazlarından birisi. Bir öğrencinin, 1-2 saatlik bir sınav uğruna harcadığı uzun yıllar çok anlamsız. Bunun altından kalkmış olan bir örnek var dünyada. Bu sistem örnek alınarak seçme sınavlarının önemi azaltılabilir. Küçük verinin bizdeki kullanımı daha erken yaşlarda öğrencilerin yeteneklerine odaklanarak uygun mesleklere yönlendirmek şeklinde olabilir. Yine aynı küçük veri metodu ile bizde de hakkaniyeti sağlama kurulları oluşturulur, her öğrenci ile tek tek ilgilenilerek eğitime odaklanmaları; ailevi sorunlardan daha az etkilenmeleri sağlanabilir. Tüm öğretmenlere bir mesleki yemin ettirilmesi fikri de hoşuma gitti. Bunun için fazla bir şey yapmaya gerek yok, bir yemin metni hazırlanıp mesleğin başında her öğretmene yemin ettirilebilir. Doktorlar gibi, öğretmenler de ne kadar muteber bir meslekleri olduğu hususunda kendilerini iyi hissederler böylelikle. Bakanlık yapmasa da okullar kendi yeminlerini oluşturabilirler.

Bu kitaptan edindiklerim kısaca böyle. Kitabı bana eniştem Selçuk Yaşar verdi, teşekkür ediyorum böyle ufuk açıcı bir eserle beni tanıştırdığı için. Eğitim sistemini etkileyemesem de çocuklarımın eğitiminde fiziksel aktivite, teneffüs gibi konularda daha dikkatli olmaya çalışacağım. Çocuklarım ödevlerden yakınırken ben de dizimi döveceğim, “bu kadar ödev mi olur?” diyerek.

Pasi Sahlberg’in yazdığı bu kitabı dilimize Cansen Mavituna kazandırmış ve 125 sayfalık eseri Metropolis Yayınları basmış.

Author: mehmet

Mehmet Zeki Dinçarslan

2 thoughts on “Eğitimde Finlandiya Modeli [Pasi Sahlberg]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir