Dünün Dünyası [Stefan Zweig]

Türkiye’de en fazla okunan yabancı yazarın Stefan Zweig olduğunu duymuştum. Bu kitabı okumayanlara şaşırtıcı gelebilecek bu bilgi Dünün Dünyası’nı okuyanlar için normal kabul edilebilir. Yazar, bütün bir ömrünü okuyup yazmaya adamış ve bu ölçüde bir üretkenliği tanınırlıkla birleştirebilen yazar sayısı azdır. Dostoyevski’yi Tolstoy’u herkes tanır fakat Zweig’in üretkenliği bu ünlü isimleri geçmiştir. Zweig’den daha üretken olup tanınırlığı az olan yazarlar ise az bilindikleri için bu çok okunma payesine erişememişlerdir. Salah Birsel’in üretken yazarlarla ilgili uzunca bir denemesi vardı, gece oturup sabaha kadar bir roman yazan yazarlar bile var fakat kitle önemli.

Dünün dünyası

Bir diğer husus, Zweig’in Yahudi oluşu. Yahudi lobisi, kim ne derse desin, dünyadaki en kuvvetli lobidir. Bu, bir araya toplansa bir İstanbul kadar etmeyecek topluluk birbirlerine olan bağlılıkları sayesinde bugün birçok alanda dünyayı domine etmektedirler. Tabi bu konunun yeri burası değil, o yüzden tekrar kitaba dönmek istiyorum.

Stefan Zweig’in hayatını anlattığı bu eser aynı zamanda dönemin hadiselerine de ışık tutmuş. 1881 yılında Viyana’da dünyaya gelen yazar, zengin Yahudi bir ailenin çocuğu olarak, Yahudilere pek bir baskının olmadığı bir dönemde geçiriyor çocukluğunu. Bu dönemi “Hasburg hanedanının güvenli dünyası” olarak adlandırmış. İmparatorluğun kültüründen, geleneklerinden, eğitiminden hayranlıkla bahsediyor. Çocukluk yıllarında yazamaya olan istidadını keşfeden yazar kendini bu yönde eğitiyor. Üniversite eğitimi aldıktan sonra bir yandan yazma faaliyetlerini sürdürüyor bir yandan da değişik kültür ortamlarının bulunduğu memleketlere seyahat ediyor. Maddi durumunun iyi oluşu da yazarın bu kadar serbest oluşunun etmenlerinden. Saha ve zemin çok uygunmuş bu yetenekli gencin bir yazar olarak yetişmesi için. 1914 yılında başlayan dünya savaşı sırasında yazma faaliyetlerini sürdürerek savaşın karşı tarafında olan yazarlarla da iletişimi sürdürüyor. Savaş karşıtı oluşunu da ekliyorum buraya zira bunu bir yazarın vazifesi olarak görüyor. Bu süre zarfında ünü yayılıyor, eserlerinin baskıları artıyor, eserleri yabancı dillerde yayınlanırken tiyatro oyunları da gösteriliyor. Savaş sonrası yükselen faşizan akımlar bir Yahudi olarak hayatını zorlaştırmaya başlıyor. Bu dönemi artık “Güneşin Batışı” olarak adlandırmış yazar.

Kitabın genelinde karamsar bir hava var zira bu kitap ikinci dünya savaşı yıllarında kaleme alınmış. Yazar bu sırada Brezilya’ya yerleşmiş, çok sevdiği Avrupa’yı savaşa terk etmiş durumdadır. Karamsarlığı sonuçta kendisini intihara kadar sürükleyecektir. Bu açıdan bakıldığı zaman eserdeki menfi hava daha da anlaşılır hale geliyor.

Elimde Doğu Batı yayınları tarafından basılmış bir nüsha var. Çevirisini Gülperi Sert yapmış. 452 sayfa.

Author: mehmet
Mehmet Zeki Dinçarslan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir