Doğulu Olmak

Dün ışık doğudan yükseliyordu. Bugünse o ışık yükselen yerden bir enkazın dumanından başka yükselen bir şey yok. Geçmişte medeniyetin beşiği, yol göstericisi, lokomotifi olan doğu; bugün miskinliğin, cahilliğin, tembelliğin merkezi olmuş durumda. Çok seyahat eden bir arkadaşımla sohbet ediyorum. Türkiye’de yön olarak her tarafa iş icabı gittiğini anlatıyor. Doğuya, batıya, kuzeye ve güneye. Fakat doğu haricinde hiçbir taraftaki dinlenme tesislerinin bu kadar pis olmadığını anlatıyor ve sebebini bana soruyor. Düşünsenize, memleketin bir tarafının adı çıkmış pis diye. Doğu pis. Ben de kendi seyahatlerimi düşünüyorum. Gerçekten de bu yönün haricindeki her yer temiz, lakin doğuya doğru geldiğinizde bakıyorsunuz ki doğu pis.


Bu konuşmanın ve düşüncenin ardından Malatya’ya giden bir otobüse biniyorum Ankara’dan. Otobüse biner binmez kendimi Malatya’da imiş gibi hissediyorum. Kurtarılmış bölge sanki o yolcu otobüsü. Yanımda oturan yarım karış sakallı, ihtiyar; kartlaşmış sesiyle sabaha kadar kürtçe bir türkü mırıldanıyor. Öfleyip pöflememe aldırış etmiyor. Arada bir ayakkabılarını çıkarıp ayaklarına masaj yapıyor, sonra çoraplarını çıkarıp parmak aralarına dahi masaj yapıyor elleriyle. Bir molada önde oturan bir bebeğe yaklaşıp şap diye öpüyor gürültüyle. Bu cahilliğe dünyada başka nerde rastgelebileceğimi düşünüyorum da. Bu cahillik bu ülkenin doğusuna has bir şey.

Arkamda oturan iki kişi cebren dinletiyor sohbetlerini bana:
– Kime verdin oyunu?
– Ampule bastım.
– Niye?
– Oyum ziyan olmasın diye.
Bu mantığa doğuda rastlarsınız. Behey adam, sen kimsin. Bu nasıl bir kendini beğenmişliktir böyle. Senin o bir tane oyun milyonlarca oy arasından illa ki kazanan tarafta olmak zorunda mı? Senin hiç mi bir fikrin yok, kişiliğin yok, düşüncen yok. Kazanan ata oynamanın rahatlığını hissetmek zorunda mısın illa ki. Senin o kıytırık oyun demokrasiyi değil de senin egonu temsil ediyor aslında. İçimden yıllardır küçük partilere oy veren bir avuç insanı takdir ediyorum. Seçilmeyeceklerini bile bile fikirlerini temsil edenleri destekliyorlar. Destekledikleri insanlar değişime açık olmasa, koltuklarından kalkmayı hayal etmese bile.


Sonra gelip Gürün’de dinlenme tesisinde duruyoruz. Doğuya doğru geldiğimiz belli oluyor artık. Yıllardır bu yoldan geçer ve bu tesiste dururuz. Tuvaletlerinden başka hiçbir şey değişmedi bu yıllarda. Tuvaletten başka bir yerden para kazanma ihtimalleri yok çünkü. Mecbur kalıp yemek yiyen birkaç zavallı ve mecburen tuvaleti kullanan insanlar. Yemekler pis, ortam pis, yapıldığı günden beri hiçbir şeyi değiştirmemişler. Doğu pis diyenlere katılmadan edemiyorum. Biz, şarkın vefalı evlatları dahi. Malatya’ya yaklaşıyoruz. Karşılaşacağımız her şey önceden belli. Vurdumduymazlığın pençesinde esir olmuş koca bir coğrafya. Şehirdeki çukurların yerleri dahi belli artık. Çukurlar caddelerle özdeşleşmiş. Kışla caddesinden çıkarken caddenin hemen başında bir çukur var. Derme ilkokulunun yanında iki tane koca çukur var. Battalgazi yolunun başında çukurluktan çıkmış, kuyu haline gelmiş bir hendek var. Arabasıyla gidenler ezberlemişler artık nerede çukur olduğunu. Ne bir şikâyet eden var ne de zahmet edip kapatan.
Burası doğu. Burada kimse halinden şikâyetçi değildir. Çukurların yeri hep ezberlenmiştir. Kimse lafını dahi etmez. Bir belediye seçiminde dahi insanlar kazanan ata oynama güdüsüyle verirler oyu. Hizmet ne seçenin ne seçilenin umrundadır. Burada temizlik talebe göre değil vicdana göredir ve buralara uğramamıştır. Burada insanlar vurdumduymazlığın ve miskinliğin esiri olmuşlardır. Dün ışığın yükseldiği bu yönde ışık eski bir efsanedir, pırıltılar da yanan medeniyetin küllerinden çıkar ancak.

Author: mehmet
Mehmet Zeki Dinçarslan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.