Deng Xiaoping ve Çin’in Dönüşümü [Ezra Vogel]

Modern Çin’in dünyanın yükselen gücü olduğu gözle görülür bir gerçek. Çok yakın bir gelecekte dünya ABD hegemonyasından kurtulacak fakat kurtulduğu gibi Çin baskısının altına girecek. Düne kadar ucuz işgücüyle, kalitesiz ürünlerle yani “çin işi” mallarıyla bilinen Çin’in bu hızlı yükselişinin altında büyük bir emek yatıyor. Mao’nun ölümüyle başlayan yükseliş iyi düşünülmüş bir stratejinin neticesi ve bu yükselişin mimarı hiç şüphesiz ki Deng Xiaoping.

Ezra Vogel’in yazdığı, Mehveç Leliç’inse dilimize kazandırdığı bu eser 900 sayfaya yaklaşan hacmiyle Çin’in dönüşümünü detaylı bir şekilde incelemiş. Kitabın adı da Deng Xiaoping ve Çin’in Dönüşümü adını taşıyor. Xiaoping, Mao döneminin idarecilerinden biri olmakla birlikte çılgın bir diktatör olan Mao’nun deliliklerinden de nasibini almış bir isim. Defalarca sürgüne yollanıp tenzili rütbeye uğramasına rağmen pes etmemiş ve mücadelesini sürdürmüş. Mao’nun öldüğünde bıraktığı Çin, insanların 70’li yıllarda açlıktan öldüğü bir enkaz. Bu enkazı bugünkü konuma getirmekse gerçek bir mucize.

Kitap 6 ana bölümden oluşuyor. Deng’ın Yaşamöyküsü (Deng ismi Dıng diye okunuyormuş), Deng’ın Zirveye Zorlu Tırmanışı 1969-1977, Deng Dönemi’ni Yaratmak 1978-1980, Deng Dönemi 1978-1989, Deng Dönemindeki Güçlükler 1989-1992 ve Deng’ın Tarihteki Yeri.

Kitabı yazan Ezra Vogel’in daha önce Bestseller olmuş Japonya ile ilgili bir kitabı da mevcut. 1973 yılında bir Pekin ziyareti yapan Vogel, Deng’ın adını duyuyor burada. Fakat Çin’in gelecekte bu liderin tek başına harcadığı çabalarla hızla ilerleyeceğini ne kendisi ne de diğer Batılılar tahmin edebiliyor.

Deng Xiaoping ya da Şiaoping 1904 yılında dünyaya gelir. Doğduğu şehri 16 yaşında terk eder ve buraya bir daha dönmez. Gençlik yıllarında Fransa ve Sovyetler Birliği’nde geçirdiği birkaç yıl kişisel gelişiminde önemli bir rol oynar. Üniversite eğitimi almak ister fakat alamaz. Her zaman üniversite eğitimine çok fazla önem verir. Tam üniversite eğitimine başlayacakken iç savaş yüzünden ülkesine dönmek zorunda kalır ve mücadeleye başlar. İç savaş ve sonraki yıllarda önemli görevler alır ülkesinde. Savaş sırasında askeri görevler alır, sonrasında hem askeri hem idari görevlerde bulunur. Mao’nun Kültür Devrimi ve İleriye Doğru Büyük Sıçrayış gibi hareketlerini gözlemler ve ülkesine ne kadar zarar verdiğini görür. Mao, hayal âleminde yaşayan bir karakter olarak ülkesine büyük zararlar vermektedir. Nitekim bu zararlardan Deng da nasibini alır. 1969 yılında sürgüne gönderilir. Uzak bir eyaletteki bir fabrikada işçi olarak çalışacaktır. Birkaç sene boyunca sürgünü devam eder ve bu sırada düşünmek ve ülkesini gözlemlemek için zamanı olur. Mao onu geri çağırır ve 1973’ten itibaren çeşitli görevlerde kullanmaya başlar. Bir daha sürgüne gidene kadar Mao’nun eleştirel bakışının altında çaba göstermeye devam eder.

Ülkesinin sorunlarını iyi analiz eden Deng, dört alanda modernleşme mottosuyla yola çıkar. Bu alanlar tarım, sanayi, bilim ve savunmadır. Uzun vadede bu hedefine ulaşmak için ilk olarak eline alması gereken alan eğitimdir. Bilimsel gelişme olmazsa hiçbir alanda gelişmenin olmayacağını düşünen Deng, ilk olarak eğitimde reforma yapmaya girişir. Mao’nun ve Dörtlü Çete adı verilen Mao’nun eşinin de aralarında bulunduğu dört önemli yöneticinin gözü her zaman üzerindedir ve fırsat buldukça önüne engeller koymaktadırlar. Fakat bu hiç de kolay olmayacaktır. Bu dört alanla ilgili araştırmalar yapar-yaptırır ve bunları tartışmaya açar. Görünüşte Mao bu reform hareketlerine ses çıkarmamaktadır fakat Dörtlü Çetenin etkisiyle her an çıkarma ihtimali de vardır. Mao’ya rağmen Çin için çalışmaya başlayan Deng, Mao’nun kendisini ikinci defa görevden alması ile girişimlerini durdurmak zorunda kalır. 1976 yılında, Mao’nun ölümünden bir süre önce görevden alınan Deng için halk Tiananmen meydanına çıkıp gösteriler yapar.

76’nın Eylül’ünde Mao ölür. Yerine göreve gelen Hua Guofeng hızlı bir tasfiye hareketiyle artık radikal durumda olan Dörtlü Çeteyi tutuklar. Mao’nun zulmünden bıkmış olan halk bu durumu kutlamalarla karşılar. Deng’in öyküsünde dikkatimi çeken bir nokta Çin halkının olaylara karşı duyarlı oluşuydu. Bu durumun sebebi belki de uzun yıllar Mao yönetiminin zorluklarına göğüs germeleri ve bıçağın kemiğe dayanması olabilir. Çin’in geçmişten gelen böyle bir kültürü var mı bilmiyorum fakat Deng döneminde Çin halkının politikayla çok ilgili olduğu aşikar. Tiananmen Meydanında 1989 yılında kopan olaylar da bu durumun örneklerinden birisi.

1977 yılında Deng göreve döner ve asıl faaliyetlerini bu tarihten sonra başlatır. Tüm reform çalışmalarıyla birlikte siyasi rakipleriyle de mücadele etmektedir. 1977 yılında Deng’ın 73 yaşında oluşuna dikkat çekmek isterim.

“Ona göre bilim dört alanda modernleşmedeki en önemli alandı ve diğer üç alana (sanayi, tarım ve ulusal savunma) yön verecekti.”

Bu dört alandan savunmaya çok fazla zaman harcamaz Deng. Onun için en önemli şey bilimdir. Çin, dünyanın geri kalanından yirmi yıl geridedir ve ilerlemek için en zeki öğrencilerin seçilip onlara en iyi eğitimin aldırılması gerekmektedir. Eğitim bakanlığı yetkililerine şunları söyler Deng:

“Özgürce ve cesurca çalışmalı ve hep arkanıza bakmak yerine özgürce düşünmelisiniz.”

“Verilere dayanarak doğru yolu arayın.”

2 Aralık 1978’deki bir konuşasında şöyle diyor Deng: “Temel nokta şudur; geride kaldığımızı, icra syöntemlerimizin uygunsuz olduğunu ve değişmemiz gerektiğini kabul etmeliyiz.”

Gerekli sinerjiyi yaratabilmek için sürekli toplantılar düzenler, yeni fikirler ortaya atar.

“Konuşmasının yazarlarıyla yaptığı ilk toplantıda Deng yedi tane konu belirlemişti; (1) zihinleri özgürleştirme, (2) parti içinde ve yargı sisteminde demokratik işleyişi teşvik etme, (3) geleceğe kılavuzluk etmesi için geçmişi gözden geçirme, (4) uzun bürokratik süreçlerin üstesinden gelme (5) bazı bölge ve girişimlerin daha önce zenginleşmesine izin verme, (6) verilen sorumluluklara açıklık getirme ve son olarak  (7) yeni sorunlarla baş etme.”

En çok endişelenilecek şeyin sessizlik olduğunu söyleyen Deng, bu süreçte hata yapmaktan korkulmamasını, bir şeyler başarmak isteyenlerin muhakkak hata yapacağını söyleyerek etrafındaki insanları rahatlatıyor.

Tüm bu olumlu havayla birlikte bir de ülkenin reel durumu var. Ülkenin bir demokrasi kültürü yok. Demokrasiden bahseden Deng’ın da demokrasiyle ilgili çok bir fikri yok. En ufak halk hareketinde 1989’da da olduğu gibi demir yumruğu ortaya çıkaran bir yönetici kendisi. Komünizmin elden gitmemesi için, halkın ayaklanıp iktidarı devirmemesi için elinden gelen tüm önemleri de almaktan geri durmuyor Deng. Hatta, komünist ülkeler yıkılma sürecine girdikleri zamana Deng’ın duruşu Çin’de de bu türlü bir devrimin yaşanmasının önüne geçiyor.

Deng’ın kuvvetli olduğu yönlerden birisi de dış politika. İçinde bulunduğu durumu iyi okuyan Deng, hızlıca diğer ülkelerle iletişim kurmaya başlıyor. Sovyetler Birliği ile uzun süredir var olan düşmanlığın ülkesine zarar vermemesi için adımlar atmakla birlikte reform hareketlerinde kendisine yardımcı olacak paydaşlar da arıyor. Japonya bunların en önemlilerinden birisi. Japonya’ya seyahat gerçekleştirip farklı insanlar yollayarak Çin reformunda Japonlardan destek alıyor. Japonya’ya ilk ayak basan Çinli liderin Deng olduğunu da söyleyeyim burada. Tarih boyunca ilk.

Japonya’da çeşitli fabrikalar gezen Üstün Lider Deng, çeşitli özelliklerini uluslararası kamuoyunun da dikkatini çekecek şekilde sergiliyor. Çin’in modernleşme konusunda ne kadar ciddi olduğunu çeşitli yollarla ifade ederken basının da ilgisini çekiyor. Bu arada kendisi de merakla etrafı inceliyor. Komünizmin olmadığı ülkelerde işçi sınıfının ezileceği teorisinin burada çökmüş olduğunu görüyor. Demek ki başka bir dünya mümkünmüş. Deng’in en büyük bağlılığı komünizm ama. Bir yol bulmak için çaba gösterdiği zamanlar boyunca o yolun komünizm içinde olmasına azami dikkat gösteriyor.

Deng’ın bir sonraki hedefi Amerika. Çin’in Amerika ile iletişim kurma isteği karşı tarafta da heyecan yaratıyor. Fakat dış ilişkilerde Çin’in kırmızı çizgisi o zaman da bugün olduğu gibi Tayvan. Amerika ile ilişki kurmak için Tayvan’la ilgili şartlarını sunan Deng reddedilince şaşırtıcı bir şekilde bunu kabul ediyor fakat bir şartla: Amerika’ya öğrenci göndermek. Nasıl olsa Deng’ın önceliği Tayvan’dan öncebilim ve nasıl olsa Amerika’da eğitim görecek olan öğrenciler gün gelecek Tayvan’ı da Çin’le birleştirecekler.

Kedi teorisi, Deng’ın sıkça kullandığı bir aforizma: Fare yakaladığı sürece kedinin siyah ya da beyaz renkte olmasının bir önemi yoktur.

Kitabın değişik yerlerinde Deng’ın yönetim konusundaki dehasından örnekler veriliyor. Meraklı, sonuç odaklı, ciddi bir kişilik Deng. Sorunları analiz ediyor ve hızlıca çözüm yolları üretiyor. İnsanların Hong Kong’a kaçtığını görünce, örneğin, Hong Kong’a en yakın olan eyaleti üretim merkezi haline getirerek tersine göç başlatıyor. Bir taşla birden fazla kuş vurmuş oluyor böylelikle. Hem reformları bir anda gerçekleştirme riskini almak yerine önce kıyıdaki birkaç şehirde denemesini yapmış oluyor hem de Hong Kong’un Çin’e katılması öncesinde olumlu bir hava yaratmış oluyor. Tarımda da deneyler yaparak sonuca ilerleyen Deng yapılan bu deneysel çalışmalardan ders çıkarıyor.

Dünya Bankası-Çin ilişkileri de bahsedilmeye değer. Deng, Dünya Bankası yetkililerini ülkesine çağırıyor ve ekip Çin ekonomisi ile ilgili üç ciltlik bir yayın hazırlıyor. Bu yayın hem Deng için aydınlatıcı oluyor hem de Dünya Bankası için. Bu kurumla yapılan ilk anlaşmayla alınan kredinin yüksek öğrenim için kullanılması da yine Deng’ın bakış açısının bir göstergesi.

1984 yılından itibaren Deng “Çin karakteristikleriyle sosyalizm” tanımını kullanmaya başlıyor. Bu da yeni bir kavram o zaman için. Tartışmaya girmeksizin iyi bildiklerini uygulamaya devam ediyor. Milyonlarca öğrenciyi yurt dışına eğitim almaya gönderirken geri dönüp dönmemeleri konusunda endişe duymuyor. 1984 yılında Deng’ın halk desteği zirveye çıkıyor. 1 Ekim Ulusal gününde sokağa çıkan halk “Xiaoping Merhaba” diye bağırmaya başlıyor. Deng için gurur verici bir durum olmalı. Fakat politik hayatının sonuna kadar bu desteği alamıyor zira ekonomik reformlar çalkantılı bir dönemi de beraberinde getiriyor. Özellikle enflasyon Deng’ı en çok yoran konulardan biri oluyor. ‘89’daki olaylar da Deng için oldukça yıpratıcı.

Deng’ın her şeyden elini eteğini çektikten sonra yaptığı geziler de yine memleketi için kritik önem taşıyor. Kitabın bazı yerlerine not düşmüşüm “Atatürk gibi” diyerek. Bazı milletler böyledir. Memleketini çok seven bir lider gelir ve milletinin kaderini değiştirir. Atatürk gibi vatansever bir insanın gelip de Türkiye’nin kaderini değiştirmesi gibi. Deng’ın son gezisini Atatürk’ün trenle yaptığı son gezilerine benzettim.

“Pek çok insan Tiananmen trajedisi konusunda ne düşünürse düşünsün, Deng’ın 87 yaşında kararlı bir çaba gösterip güney yolculuğuna çıkarak Çin’in hızlı büyüme ve açılım yolunda ilerlemeye devam ettiğinden emin olmak istemesine hayranlık duyuyordu.”

“Deng 1978’de Üstün Lider olduğunda Çin’in dış ticaret hacmi 10 milyar dolardan azdı. 30 sene içerisinde 100 katına çıktı. Çin aynı zamanda ABD’nin birkaç yüz Çinli öğrenciyi değişim programlarına kabul etmesini talep ediyordu. Deng’ın ölümünden 10 yıl sonra yaklaşık 1.4 milyon Çinli öğrenci yurtdışında eğitim almış, 390 bin kadarı ise Çin’e çoktan dönmüştü. 1992’de Çin küresel entelektüel alışverişlerde ve küresel hisse alım satım sisteminde etkin bir rol oynamaya doğru epeyce yol almıştı. Deng Üstün Lider olduğu sırada bu alanlardaki temel atılımı yapmayı başarmıştı.”

Evet, bazı milletler böyle şanslıdır. Bir lider çıkarırlar. O lider memleket sevgisini her türlü sevgiden ve fikirden üstte tutar. Hayatını milletine vakfeder ve ülkesinin yükselmesi için çaba gösterir. Şahsi menfaatini ve ailesinin menfaatini düşünmek yerine bütün vatandaşlarını kendi ailesiymiş gibi görür ve onlar için çalışır. Türk milleti olarak böyle bir lidere sahip olduk fakat ne yazık ki genç denilebilecek bir yaşta daha pek çok şey yapabilecekken onu kaybettik. Umarım bir gün yeniden böyle bir lider çıkarabilir, dünya arenasındaki bu düşük konumumuzdan çıkar hızlı bir yükselişe geçeriz. Tıpkı Çin’in başına gelenler gibi.

Deng’ın iktidarı eline aldığında açlıktan insanların ölmekte olduğu, dünyanın fakir ülkelerinden biri olan ve koca bir nüfusu beslemekte olan Çin hızlı bir yükselişe geçti. Deng, ne yapması gerektiğini bilen bir lider olarak ülkenin sorunlarını tek tek tespit etti, bunlarla ilgili çözüm yolları üretti ve doğrudan uygulamaya geçti. Bunları yaparken yeri geldi ince bir siyaset uyguladı yeri geldi herkesi karşısına aldı. Yürüdüğü yoldan hiçbir zaman vazgeçmedi. Çin’in bugünkü zalimce uygulamalarını kabul etmek mümkün değil. Yıllarca uyguladığı tüm zalimlikler yüzünden başta Uygur Türkleri olmak üzere değişik gruplardan insanlar büyük zararlar gördü ve görüyor. Kör bir pragmatizm uygulaması ile çevreye verdikleri zararlar da dünyayı geri dönüşü olmayan bir yola soktu. Benim alkışlarım bunlara değil, yokluktan varlığa bu kadar hızlı ve disiplinli bir yükselişe ve bu yükselişin gerçek mimarı olan Deng Xiaoping’e. Aynı zamanda alkışlarım bu eserin yayıncısı Modus Kitap’a; Mehveş Leliç’e ve Ezra Vogel’e.

Author: mehmet
Mehmet Zeki Dinçarslan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir