Bu Memleket Sahipsiz Değildir

Ramazan Keskin Hoca ile ilk tanışıklığım benim on beş yaşıma denk gelir. Malatya’da, farklı fikirleri olan bir hocanın varlığını öğrenince ister istemez Akpınar’a doğru yol almış, bu hocayla tanışmak, fikirlerini öğrenmek istemiştim. Doksanlı yılların karanlık atmosferi hâkimdi o sıralarda memlekete. Herkes bir ışık arıyordu, ben de arıyordum.

Ramazan Hoca beni görünce mutlu oldu. Tanıyanlar bilirler, ikramsız kaldırmazdı kimseyi yanından, en azından bir çay içmek Hoca’nın yanına gidenler için farz olmuştur artık. Ben de çayımı içerken Hoca’yla sohbet ediyordum. Kısa bir sohbetten sonra oradan ayrıldım. Bugün, geriye dönüp baktığım zaman, Ramazan Hoca’nın adetleri açısından taşlar daha iyi bir şekilde yerine oturuyor. Kendisiyle bir şekilde iletişim kuran herkese dokunmaya çalışan bir insandı Hoca. Karşısındaki kişinin yaşı onun için önemli olmadığı gibi siyasi düşüncesi, dini itikadı, maddi durumu ya da aklınıza gelebilecek hangi özelliği olursa olsun bir önem taşımıyordu. İnsan olması yeterliydi. Yıllar sonra, Hoca’yla bir arkadaşımı tanıştırınca şaşkınlığını gizleyememişti, kara sakallı, ağzı tükürük saçan birini beklerken bilgili ve samimi bir din adamıyla karşılaşmıştı çünkü. Üstelik kendisini yargılamıyordu. Benim on beş yaşında bir çocuk oluşumu da yargılamamış, kendi yaşıtıymışım gibi benimle sohbet etmiş ve ilgilenmişti.

İki sene önce Hoca’yı bir ziyaretimde çektiğimiz fotoğraf

Bugün, dini temsil eden insanların içinde bulundukları en büyük handikap dünya ile olan imtihanlarıdır. Dini temsil eden ya da temsil ettiği düşünülen kimselerin dünyevi yönleri o kadar baskın ki, din, bu baskınlığın altında ezilip gidiyor. Ramazan Keskin’in, hocalığını kullanarak elde edebileceği birçok dünya menfaati varken, oğlu Dâvûd’un cenaze namazını kıldırmadan önce söylediği gibi, kefen parası dahi yoktu. Hiçbir zaman dünya malına değer vermediğine tüm tanıyanları şahittir. Ne bir makam ne bir menfaat ne de bir ululanma bekledi etrafındaki insanlardan. Sadece hayatlarına dokunarak onlara iyiyi, doğruyu, hakkı ve hak yolu tavsiye eden bir insan olarak yaşadı ve kefen parası dahi olmadan bu dünyadan göçtü gitti.

Hoca, anlattıklarıyla olduğu kadar yaşama şekliyle de örnek bir insandı etrafındakiler için. Bazı boş geleneklerin din adı altında varlıklarını sürdürmelerini eleştirir, dinin özde ne olduğu sorusuna cevaplar arar ve bunu anlattığı kadar yaşam şekliyle de etrafındakilere gösterirdi. Anlattığı ile yaşar, kendi yaşadığını anlatırdı. Bu yönüyle, yine oğlunun ifade ettiği gibi, 21. yüzyılda bir sahabe gibi sürdürürdü yaşamını. Sürekli okuyarak ve kendini geliştirerek iki gününün aynı olmasına engel olan bir insandı. Kimsenin görmediği noktaları herkesten iyi görür, kimsenin aklına gelmeyeni şaşırtıcı bir şekilde ifade ederdi. Mekkeli müşriklerin peygambere itaat etmemelerinin sebebini aşırı dindarlıklarına bağlamıştı bir konuşmasında. Aklıma ilk gelen örnek olduğu için söylüyorum, bunun gibi onlarca farklı ifadesi İslami konularda çok farklı bir ufuk kazandırmıştır bana ve sohbetlerine iştirak edenlere.

Ramazan Keskin Hoca’dan çok fazla istifade edemediğimi teessürle ifade ediyorum şimdi. Durmak bilmeyen enerjisiyle sürekli birilerinin hayatlarına dokunurken ara sıra rüzgârından istifade edebildim sadece. Bu düğün senin, şu cenaze benim diye her gün birkaç yerde insanlara hitap eden Hoca bir yandan da doğduğu köyün ihyası çalışmaları ile uğraşıyordu. Uluköy’ün Büdak mezrasında inşa etmiş olduğu mescit ve lojman ilerleyen yıllarda daha gelişmiş bir ilim merkezine dönüşecek Allah’ın izniyle. Bu enerji ve ileri görüşlülük herkeste bulunmayan önemli meziyetlerdir.

Benim aciz sözcüklerimin anlatabileceğinin ötesinde bir insanı dar-ı bekaya yolcu etmenin üzüntüsünü yaşıyorum. Hakkında, Şevket Başıbüyük’ün yazmış olduğu Diz Çökmeyen Adam adına bir kitap mevcut. Hoca’yı çok güzel ifade etmiş bu esere ek olarak Ramazan Keskin’in çeşitli yönleri ile incelendiği tezler de yazılmalı. Bu kelimelerim sadece benim küçük bir vedam mahiyetindedir. Bu değerli insan, 21. yüzyılda bir sahabe gibi yaşadı, zalimin zulmettiği günlerde “Bu memleket sahipsiz değildir” diyerek zalime isyan ibadetini eda etti. Dünya malına değer vermedi ve bir dünya menfaati temin etmeksizin sadece dokunduğu insanların kalbinde oluşturduğu muhabbeti ahiret sermayesi olarak yanına aldı ve bu dünyadan göçtü. Allah rahmet eylesin. Eminim ki arkasında bıraktığı evlatları ve sevenleri tarafından misyonu devam ettirilecek ve “Bu memleket sahipsiz değildir” nidası daha birçok kuşak tarafından sahiplenilecektir.

Author: mehmet
Mehmet Zeki Dinçarslan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.