Az Olan Nezaket

Yeryüzünde en az bulunan şeyleri, değerli madenler, altınlar, elmaslar zannedersiniz. Hâlbuki en az bulunan şeyler, tahammül gibi, nezaket gibi insana özgü erdemlerdir. 

Ekonomistler, temel sorunun kıtlık olması üzerine kurmuşlardır düşünce sistematiklerini. Gidiş yolu doğru fakat kıtlığı çekilen şey yanlış. İnsan ihtiyaçlarının sınırsız olduğu doğru fakat sınırsız olan ihtiyaçların listesi yanlış. 

Duygusal varlığını ortaya dökse insanlar. Herkesin hemen hemen eşit olduğu ortaya çıkar. Her insan aynı duygularla dünyaya geliyor. Aynı şeylerle mutlu ya da huzursuz oluyor. Duygu varlığı diye bir şey olsa ve ortaya dökülse, hemen hemen herkesin eşit miktarda duygusunun olduğu ortaya çıkar. Dünyadaki tüm mutsuzluklar her insana eşit bölüştürülse ‘çok büyük’ değişim yaşamaz kimse, bütün sevgiler eşit bölüştürülse de aynı. En mutsuz insanla en mutlu insan arasında uçuk bir fark yok. Bununla birlikte, dünyadaki tüm mal varlığı eşit olarak dağıtılacak olursa büyük değişimler olur. Fakirlik bir anda ortadan siliniverir. 

İnsanlığın bugüne kadar dostlukları, sadakatleri biriktirmek yerine parayı biriktirmiş olması limitlerle alakalı. Paranın, mal varlığının kullanılabileceği miktar sınırlıyken biriktirilebileceği miktar sınırlı değil. Duygular ise çok fazla yarına taşınabilen şeyler değil. Bir iki hatır, bir iki aşk. Hep yaklaşık seviyelerdeler. Gıda ihtiyacı da öyle. Günlük belli miktarda gıdaya, belli miktarda duyguya ihtiyaç var. Birisi, sadece insana ait, sıkı sıkı bağlı olduğu için günlük olarak istenilen-gereken dozda tüketilebiliyor. Diğeriyse insana bağlı değil, birileri deli gibi biriktirdiği için birileri günlük gıdasını alamıyor. O, deli gibi biriktirenlerin sayısı da çok fazla değil. Herkes biriktirme peşinde fakat harcayamayacağı kadar çok biriktirenler birkaç bin hadi bilemediniz birkaç on bin kişi. Kalanlarsa kendilerine gösterilen bir havucun peşinde deli gibi koşturuyorlar. Bir yerde bir yanlışlık olduğunu fark edebilmeleri için durmaları gerekiyor fakat dururlarsa aç kalacakları için duramıyorlar. 

Hafiften duraklamayalım mı şu anda? Bu sistemdeki kritik hata başlangıç noktasının yanlış olarak seçilmiş olması değil mi? Ekmek, az bulunan bir şey değil, herkese yetecek kadar var. İnsanoğlu, sosyalleşmeye başladıktan sonra bir arada yaşayabilmek için bir sözleşme yaptı hemcinsleriyle. Temele tarlayı, hayvanı, mülkü koyduğu için sonrasında yaptığı her anlaşmanın bir tarafı bu ilk anlaşmaya dayanır oldu. Geldiğimiz nokta ortada. 

Az bulunan şey ekmek değil, nezaket ve saygı. 

İhtiyaç duyulan şeyler miktar olarak birbirlerine yakın. Kimse dağlar kadar ekmeği yiyemeyeceği gibi dağlar kadar duyguyu da kalbine dolduramaz. İhtiyaçlar sınırlı ve mütevazı. 

Madde üzerine kurulu sistem birilerinin yiyemeyeceği kadar ekmeği biriktirmesine, birilerinin açlıktan ölmesine sebep oldu ve olmaya devam ediyor. Maddeyi bu denli önemli yapan, birikebiliyor olması fakat birikmesi faydalı değil ki…

Sistem saygı ve nezaket üzerine kurulsaydı, biriktirmenin saçmalığı anlaşılırdı ve insanların arasındaki tüm kavgalar anlamsızlaşırdı. Sistem madde üzerine kurulduğu için birileri yiyemeyeceği kadar biriktirsin diye birileri sürekli kanlarını veriyorlar. Sonra da, altının elmasın az olduğundan bahsediyorlar. Az olan tahammül, az olan feraset, az olan tevazu, az olan nezaket… 

03.09.2020 Net Haber Yazım

Author: mehmet

Mehmet Zeki Dinçarslan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir