3 thoughts on “Ziyaretçi Defteri

  1. Yürün aslanlarım savaş edelim
    Buna kavga derler bey ne paşa ne
    Haykırıp haykırıp kelle keselim
    Seyreyleyin el’ayağı şaşana

    Yürün beyler cenge harbi çalınır
    Eyi kötü bu meydanda bilinir
    Kılıç değer adam iki bölünür
    Nusret bizim, beyler neci, paşa ne

    Gürzün kösteğini kola takmalı
    Arap atı sağa sola yıkmalı
    Kargılar mızraklar birden kalkmalı
    Fırsat vermen Arap atlar kaşana

    Köroğlu der durman edek çengimiz
    Bunda belli olsun yiğit hangimiz
    Üç saat sürmeli bunda bengimiz
    Tarih yazın şu dağlara nişane

  2. Saçma ey göz eşkten gönlümdeki odlare su
    Kim bu denli tutuşan odlare kılmaz çare su

    Âb-gûndur günbed-i devvar rengi bilmezem
    Ya muhît olmuş gözümden günbed-i devvare su

    Zevk-i tiğinden aceb yok olsa gönlüm çak çak
    Kim mürur ilen bırakır rahneler divare su

    Suya versin bağ-ban gül-zarı zahmet çekmesin
    Bir gül açılmaz yüzün tek verse bin gül-zare su

    Ohşadabilmez gubarını muhharir hattına
    Hame tek bakmaktan inse gözlerine kare su

    Arızın yadiyhle nem-nak olsa müjganım nola
    Zayi olmaz gül temennasiyle vermek hare su

    Hayret ilen parmağın dişler kim etse istima
    Parmağından verdiği şiddet günü Ensar’e su

    Eylemiş her katreden bin bahr-i rahmet mevc-hiz
    El sunup urgaç vuzu için gül-i ruhsare su

    Hâk-i payine yetem der ömrlerdir muttasil
    Başini taştan taşa urup gezer avare su

    Zerre zerre hâk-i der-gâhina ister sala nûr
    Dönmez ol der-gâhtan ger olsa pâre pâre su

    Zikr-i na’tin virdini derman bilir ehl-i hatâ
    Eyle kim def’-i humar için içer mey-hâre su

    Yâ Habibu’llah yâ hayru’l-beşer müştâkinim
    Eyle kim leb-teşneler yanip diler hemvâre su

    Sensin ol bahr-i keramet kim şeb-i Mirâc’da
    Şeb-nem-i feyzin yetirmiş sâbit ü seyyâre su

    Bîm-i dûzah nâr-ı gam salmış dil-i sûzânıma
    Var ümîdim ebr-i ihsânın sepe ol nâre su

    Yümn-i na’tinden güher olmuş Fuzûli sözleri
    Ebr-i nîsandan dönen tek lü’lü-i şeh-vâre su

    Hâb-i gafletten olan bîdâr olanda rûz-ı haşr
    Hâb-ı hasretten dökende dîde-i bîdâre su

    Umduğum oldur ki Rûz-i Haşr mahrûm olmayam
    Çeşme-i vaslın vere ben teşne-i dîdâre su

    Gam günü etme dil-i bîmârdan tiğin diriğ
    Hayrdır vermek karanu gecede bîmâre su

    İste peykânın gönül hecrinde şevkim sâkin et
    Susuzum bir kez bu sahrâda benim’çün ara su

    Ben lebin müştâkiyim zühhâd kevser tâlibi
    Nitekim meste mey içmek hoş gelir huş-yâre su

    Ravza-i kûyuna her dem durmayıp eyler güzâr
    Aşık olmuş gâliba ol serv-i hoş-reftare su

    Su yolun ol kûydan toprağ olup tutsam gerek
    Çün rakîbimdir dahi ol kûya koyman vâre su

    Dest-busı arzusiyle ger ölsem dostlar
    Kûze eylen toprağım sunun anınla yâre su

    İçmek ister bölübülün kanın meger bir reng ile
    Gül budağının mizâcına gire kurtare su

    Tînet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme
    İktida kılmış tarîk-i Ahmed-i Muhtâr’e su

    Seyyid-i nev’-i beşer deryâ-yi dürr-i istifâ
    Kim sepiptir mu’cizâtı âteş-i eşrâre su

    Kılmak için tâze gül-zâr-i nübüvvet revnâkın
    Mu’cizinden eylemiş izhâr seng-i hâre su

    Mu’cizi bir bahr-i bî-pâyân imiş âlemde kim
    Yetmiş andan bin bin âteş-hâne-i küffâre su

  3. Ben içeri düştüğümden beri
    güneşin etrafında on kere döndü dünya.
    Ona sorarsanız:
    “Lâfı bile edilmez,
    mikroskobik bir zaman.”
    Bana sorarsanız:
    “On senesi ömrümün.”
    Bir kurşun kalemim vardı
    ben içeri düştüğüm sene.
    Bir haftada yaza yaza tükeniverdi.
    Ona sorarsanız:
    “Bütün bir hayat.”
    Bana sorarsanız:
    “Adam sen de, bir iki hafta.”
    Katillikten yatan Osman,
    ben içeri düştüğümden beri,
    yedi buçuğu doldurup çıktı,
    dolaştı dışarlarda bir vakit,
    sonra kaçakçılıktan tekrar düştü içeri,
    altı ayı doldurup çıktı tekrar,
    dün mektup geldi, evlenmiş,
    bir çocuğu doğacakmış baharda.
    Şimdi on yaşına bastı,
    ben içeri düştüğüm sene,
    ana rahmine düşen çocuklar.
    Ve o yılın titrek, ince, uzun bacaklı tayları,
    rahat, geniş sağrılı birer kısrak oldular çoktan.
    Fakat zeytin fidanları hâlâ fidan,
    hâlâ çocuktur.
    Yeni meydanlar açılmış uzaktaki şehrimde
    ben içeri düştüğümden beri.
    Ve bizim hane halkı
    bilmediğim bir sokakta
    görmediğim bir evde oturuyor.
    Pamuk gibiydi, bembeyazdı ekmek
    ben içeri düştüğüm sene.
    Sonra vesikaya bindi,
    bizim burda, içerde, birbirini vurdu millet
    yumruk kadar, simsiyah bir tayın için.
    Şimdi serbestledi yine,
    fakat esmer ve tatsız.
    Ben içeri düştüğüm sene
    İKİNCİSİ başlamamıştı henüz.
    Daşav kampında fırınlar yakılmamış,
    atom bombası atılmamıştı Hiroşima’ya.
    Boğazlanan bir çocuğun kanı gibi aktı zaman.
    Sonra kapandı resmen o fasıl,
    şimdi ÜÇÜNCÜDEN bahsediyor Amerikan doları.
    Fakat gün ışıdı her şeye rağmen
    ben içeri düştüğümden beri.
    Ve “Karanlığın kenarından
    ONLAR ağır ellerini kaldırımlara basıp
    doğruldular” yarı yarıya.
    Ben içeri düştüğümden beri
    güneşin etrafında on kere döndü dünya.
    Ve aynı ihtirasla tekrar ediyorum yine,
    ben içeri düştüğüm sene
    ONLAR için yazdığımı:
    “Onlar ki toprakta karınca
    suda balık
    havada kuş kadar
    çokturlar,
    korkak, cesur,
    cahil, hakîm
    ve çocukturlar,
    ve kahreden
    yaratan ki onlardır,
    şarkılarımda yalnız onların mâceraları vardır.”
    Ve gayrısı,
    meselâ benim on sene yatmam,
    lâfü güzaf.
    Nazım Hikmet

mehmet için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.