Ağır Roman [Metin Kaçan]

Doğrusu Ağır Roman‘ı yazarı intihar edene kadar fark etmemiştim. İsmini duyuyor, değişik bir eser olduğunu biliyordum fakat okumaya niyetim olmamıştı. Ta ki yazarı birkaç hafta evvel kendini boğaz köprüsünden aşağı atana, ben de bir yol tezgâhında bu kitaba rastlayana kadar. Fazla hacimli olmayan bu eseri bir çırpıda okudum. 120 sayfa civarıydı. Kitap yazarın iç dünyasının dışa yansıması gibi, karmakarışık. Bir bakıyorsunuz tüm hadiseler Ulysses gibi bir günde olup bitecek ve yine aynı kitabın olay örgüsüne benziyor, bir bakıyorsunuz Yüzyıllık Yalnızlık gibi uzun yıllar sürüyor. İhsan Oktay Anar’ın kitaplarına benzeyen bir anlatım bazen, bazen fırtına, bazen durgunluk. Daha önce hiç duymadığım argo kelimeler yazarın gözlem gücünü ispatlıyor. Bunun haricinde bu kitapla ilgili anlatabileceğim bir şey yok. Ancak okunması gerekiyor.

“Yaralı kurtlar, sabah ezanında işe çıkacaklarına, işe çıkarken damarları açılsın diye sentetik tiner koklayacaklarına, parmaklarını her sabah ince kumda çalıştıracaklarına, -bu yemin pek geçerli olmasa da- mahalle halkına dokunmayacaklarına, bir kedi gibi sessiz yürüyeceklerine, hayati tehlike olmadıkça kan dökmeyeceklerine, hep beraber bağırarak söz verdiler. Tören merasimine geç uyanan seyirci kalabalığı, sadakat yeminine geçildiğinde, Cura Baba’nın etrafında yarım ay şeklinde toplandı.”

“İmine, Reco’ya göz değdiğine inanıp Reco’nun üzerindeki garip hareketlerin geçmesi için un tütütmeye karar verdi. Mutfakta bulunan sac küreğin içinde bir ateş yakıp ateşin içine, sarımsak ve soğan kabuğu, üzerlik otu, çörekotu ve un attı. Küreği götürüp Reco’nun ayaklarının dibinde ‘Aynaşanın gaynaşanın, yeryüzünde oynaşanın, elek satan kör paşanın, cümle âlemin gözü,’ diyerek küreği savaş dansı yapan Kızılderililer gibi oğlunun etrafında dolaştırdı.”

“Tıbı’nın sözleriyle Ali’nin gözlerindeki kırmızı damarlar karardı. Usturasını iş gömleğinin zulasına koyan Ali, Tıbı’yı da yanına alarak yengeç heriflerin mekânını basmaya gitti. Ali, Kolera’nın sokaklarından o kadar sinirli ve ateşli geçiyordu ki, önüne çıkan karlar korkudan donarak ölüyordu.”

Author: mehmet
Mehmet Zeki Dinçarslan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir