Dünyada artık hakikat geçerli akçe değil. İnsanlar hakikat istemiyorlar. Hakikat; postmodernizm baskısı altında, kişiye ve bakış açısına göre değişen bir kavram haline geldi.


Siyasi iktidarlar artık hakikatin çarpıtılması ve yok edilmesi ilkesine dayalı. Siyasi iktidarlar totaliter rejimler yaratmak idealiyle işe başlıyorlar. İnsanların düşüncelerini manipüle ederek başarılı oluyorlar da. Bilgiye dayalı gerçeklerin değeri gittikçe azalıyor. Sosyal medya, bilgiyi yok etme silahlarının en kuvvetlilerinden birisi. Sosyal medya, insanları, önyargılarına uygun haberlere boğarak daha da dar fikirli olmaya zorluyor. Dünyada hakikate karşı yürütülen büyük bir savaş var.


Hakikatin Ölümü, yukarıda saydığım argümanları kullanarak dünyada bilginin yok edilip yalancılığın geçer akçe haline gelişini anlatmaya çalışan bir kitap. 8 bölümden oluşuyor. 1. Bölüm “Aklın gerileyişi ve çöküşü” başlığını taşıyor. Kitap ABD üzerinden bakıyor gerçeğin eğrilip bükülüşüne, bu yüzden örnekler hep ABD üzerinden verilmiş fakat biz dünyadaki diğer ülkelere de uygulayabiliriz. Akıl, özgürlük, ilerleme ve dini hoşgörü temelleriyle kurulan ABD’nin –tabi bu iddia tartışmaya açık, ABD her döneminde zalim olmuştur- kanunlara katı bir şekilde bağlı olması ve denetleme mekanizmaları sayesinde karizmatik bir liderin ülkeyi kaosa sürüklemesinin önüne geçmişken bu Trump nereden çıktı demeye getiriyor yazar ve anlatıyor. Rasyonellik zaman içerisinde geçerliliğini yitirdi, insanlar “eğlendiren haber” bağımlısı haline geldiler, eğitim sistemi temel bilgileri öğretirken bunların altında yatan mantığı öğretemiyor diyor. Politikacılar insanlara yalan söylüyor ve aksi ispatlandığında dahi inanılan bir yalandan kolay kolay vazgeçilmiyor. Buna Irak ve Afganistan savaşları örnek olarak verilmiş. Irak’ta ve Afganistan’da kitle imha silahları var diyerek bu ülkeleri işgal eden ABD’nin yalanı yatsıya kadar bile yanmamıştı hatırlıyorsunuz fakat ABD halkına sorsanız eminim çoğu haberdar değildir bu yalandan.
Cehalet artık moda haline gelmiş durumda, insanlar cahillikleriyle övünüyorlar. Bilginin bu kadar hızlı iletimi gerçek bilginin yerini kalabalıkların bilgeliğine bırakmasına sebep oldu. Trump, bu cahillik akımından en iyi nasiplenen bir lider ve dünya çapındaki benzerlerinin de iyi bir temsilcisi.


Kitapta sık sık fosil yakıtların dünyayı yok edişinin bir hakikat olduğunu fakat bu hakikatin insanlara aksediş biçiminden dolayı herhangi bir önlemin alınmıyor olduğundan bahsedilmiş. Trump, kitapta ana örnek olduğundan onun üzerinden işlenmiş birçok konu. Fosil yakıt kartellerinin desteğiyle iktidara gelen Trump ve benzerleri bu kartellerin istekleri uyarınca politika yapıyorlar. Bilim, ayaklarına dolandığı zaman tekmeyi atıp çıkıyorlar. ABD, çevrenin korunmasıyla ilgili hiçbir anlaşmaya katılmıyor, dünyanın bir yıkıma gittiği aşikâr fakat satılmış politikacılar, vahşi karteller ve eğilip bükülmüş hakikat yüzünden artık geri dönüşü imkânsız bir noktaya geldi insanlık.


2. bölüm, “Yeni kültür savaşları” başlığını taşıyor. Bu bölümde postmodernizm kavramından bahsetmiş yazar.
“Postmodernizmin pek çok farklı türü ve birçok farklı yorumu bulunur, ancak genel anlamda değerlendirildiğinde, postmodernist görüş, insan algısından bağımsız olarak var olan nesnel bir gerçekliği reddeder. Yani bilginin sınıf, ırk, cinsiyet ve diğer değişkenlerin süzgecinden geçerek oluştuğunu iddia eder. Nesnel gerçeklik kavramını reddeder ve hakikatin yerine ‘bakış açısı’ ve ‘konumlandırma’ kavramlarını koyar.”
Herkesin kabul ettiği tek bir doğrunun olmayışı ise bilginin yani hakikatin sonudur. Her şey tartışmaya açıktır, hiçbir şey net değildir. Bilim bile. Dolayısı ile nesnellik artık ölmüştür. Sadece ilginç olan değerlidir. Bu bakış açısı üzerine binlerce sayfa yazılabilir. Nesnellik yoksa, gerçek yoksa, gerçek herkese göre değişebiliyorsa, insanların yalanlara inandırılmaları ve yönlendirilmeleri ne kadar kolay değil mi?


3. bölüm, nesnelliğin yok oluşundan sonra öznelliğin yükselişini anlatan “’Moi’ ve öznelliğin yükselişi”. 70’lerden sonra bazı düşünürler artık “Ben Çağı” olarak adlandırılan bir dönemin başladığını söylüyorlar. Bugün de sosyal medya ve selfielerle sürdürülen bu çağ insan narsizminin zirvesi. Narist bireyler yoğun bir içsel boşluk hissine, en güçlü olma fantezilerine, yoğun öfke duygusuna, başkalarını sömürmeye hakkının olduğu inanışına sahip bireyler. Bu bireyler beğenilmek için her şeyi yapan, sadece kendisiyle meşgul olan tipler. Ne kadar tanıdık değil mi?


Gerçeğin yok oluşu başlıklı dördüncü bölümde doz giderek artıyor. Bugünün dünyasında insanlar bir olayın gerçek olup olmadığıyla o kadar da ilgilenmiyor. Bir önceki bölümde bahsedilen narsist insandan bahsediyoruz. Bu insan bir şeye inanırken “inanmak işime geliyor mu?” diye düşünüyor öncelikle. Gerçek olması önemli değil. Dolayısı ile bir şeyi gerçekmiş gibi gösterebilmek toplumun ödüllendirdiği bir sanat haline gelmiştir.
Hoşuma giden bir benzetme şöyle: Gündelik hayattaki gerçekler bir çöl gibi. Hoşa gidecek bir şey yok. Disneyland misali, yaratılmış gerçeklik, medyanın, doğru olmaksızın, inandırabildiği kadarıyla oluşturduğu gerçeklik, insanlar için daha tercih edilir.


Dilin ele geçirilişi başlıklı beşinci bölüm, hakikatin (artık) olmadığı dünyada dilin kullanım şeklinden bahsediyor. Sürekli yapılan genellemeler, kesin şeyler konuşmaktan kaçınma, gereksiz yinelemeler… Hitler’in Nazi Almanya’sında yaptıklarıyla örneklendirilmiş bu bölüm: “Her şey ‘en iyi’ ya da ‘en fazla’ olmalıydı. Nazi Almanya’sından bir Alman, fil avına gitse, ‘Ben dünyanın en büyük fillerini öldürdüm… Hem de kaç tanesini… Ve dünyanın en iyi silahlarıyla’ diye böbürlenmek zorundaydı.”


Uzun süre uyuşturulan bir dokunun zaman içinde işlevsizleşmesi gibi, insan beyni de uzun süre yalana maruz kalınca işlevsizleşiyor. Trump’un söylediği yalanları ciddi ciddi oturup tasnif etmişler. Günde 4-5 yalan söylemeden rahat edemiyormuş herifçioğlu. Böylesi bir yalancılık ve yalanın kitlelerde karşılık buluşu bu işi moda haline getirmiş. Tüm dünyada siyasetçiler, nasıl olsa zararı yok diye, yalana sımsıkı sarılarak bu modayı takip ediyorlar.
Altıncı bölüm, Filtreler, gruplar ve kabileler başlığını taşıyor. “Facebook haber önerileri ve Google arama verileri tarafından su geçirmez baloncuklarımıza hapsedilmeden çok önceleri dahi, siyaset, kültür, coğrafya ve yaşam tarzı açısından giderek daha fazla ayrışmış topluluklarda yaşamaktaydık.” Son 40-50 yıldır, kırsaldan kente doğru insanların yönelişi, şehirde yalnız kalış, insanları, aidiyet ihtiyaçlarını karşılamak için benzer şekilde düşünen kişilerle sosyalleşmekte buldu. Böylelikle kutuplaşmanın temelleri atılmış oldu. Toplum değer yargılarından tüketim alışkanlıklarına kadar kutuplaşıyor. Bunu Türkiye örneğinde de gözlemleyebilirsiniz. Tarafsızlık diye bir şey yok, herkes bir taraftan olmak zorunda.


“Yandaşların çoğu için partilerini desteklemek, gözü kör koyu bir futbol veya basketbol taraftarı olmakla aynı şeydi. Bu, kimliklerinin bir parçasıydı. Tuttukları takım asla kötü bir şey yapamazdı.” Dünya yıkılsa takımından vazgeçmeyen, karşı taraftan nefret eden insanlar topluluğu. Bu insanların bilgiye ulaşma şekli, yalıtılmış, sadece kendilerine hitap eden haber kaynaklarına erişim yoluyla oluyor. Burada anahtar kelime yalıtılmış olmak. Parti taraftarları bir arada ve doğrudan tamamen yalıtılmış bir haldeler. Grup üyesi olmanın psikolojik tatminiyle gıdalanıyorlar.


İlginç bir nokta da şu: Hepimiz internetle fazla iç içeyiz ve bilgi arayışımızın en temel kaynağı internet. Hâlbuki internetin bizim karşımıza çıkardığı bilgiler çok sakat. Google ya da Facebook üzerinden bir arama yaptıktan sonra hep aynı tür sonuçlarla karşılaşıyoruz. A konusunu destekleyen aramalar yapmışsak hep o A konusunu destekleyecek sonuçlar karşımıza çıkıyor. İnternet asla tarafsız değil. Sürekli bizim aradıklarımızla ilgili şeylere bizi yönlendirerek “sonsuz sen döngüsü” içine sokuyor bizi.


Yedinci bölüm Dikkat eksikliği. Ben ve selfie nesli internet üzerinden milyonlarca oyalanacak şey bulabiliyor. Haberlerse çoğunlukla yalan. Milyonlarca yalan haber, teyit telaşı olmaksızın milyonlarca insana ulaşıyor. Sekizinci bölümde yazar Trump’la birlikte Putin’i de işin içine katarak Rus işi yalanların nasıl işlediğini ve dünyaya yayıldığını anlatmış. Trump’un iktidara gelişinde binlerce sahte internet hesabı açarak yaşan haber yayan Rus ajanlarının hatırı sayılır bir katkısı varmış. Son bölümdeyse trollerden bahsediyor: “Trump da tabii ki bir troldür. Hem yaratılış hem de alışkanlık bakımından…”


150 sayfalık bu küçük hacimli ve etkili kitap için yazarı Michiko Kakutani, çeviriyi yapan Cesi Mizrahi ve Doğan Kitap’a teşekkürler.