Irvin Yalom bu kitabı yazdığında 75 yaşındaymış. Şu anda (Mayıs ’19) 87 yaşında. O zamanlar, vadenin dolmaya yakın olduğunu hissederek kendi ölüm korkusuyla yüzleşmek için almış bu kitabı kaleme. Yazmış ki ölüm korkusu ile yüzleşsin, ölüm korkusunu yensin, yarınlara bir eser bırakarak -ya da kendi deyimiyle dalgalanarak- hayatı değerli kılsın, ölüm düşüncesiyle baş edebilsin. Şu anda da eminim aynı korkuları yaşıyor ve kitapta bahsettiği metotları kullanarak savaşıyor ölüm korkusuyla. Hemen belirteyim ki yazarın dini bir inancı yok. Varlığının sonrasını düşünürken öncesinin olmayışından güç alıyor. Evrene savrulmuş varlıklar olduğumuzu düşünüyor ve nasıl ki doğmadan önce yoksak doğduktan sonra da yok olacağımızı bekliyor.

Yazarın bilimsel ve entelektüel birikiminin önünde şapkamı çıkararak başlamalıyım sözlerime. O kadar farklı bilimsel ve edebi kaynak kullanmış ki bir kısmını bu yazının sonuna ekleyerek okuma listeme dahil etmeyi düşünüyorum. Hatta kitabı okurken Yalom’un bahsettiği kitaplardan 2-3 tanesini alarak okuma listeme ekledim bile. Yalom’un, kitabın sonunda doğru söylediği gibi, fikirleri, kendine özgü fikirler. Ne Freud ile bire bir örtüşüyor ne Camus ile. Mesleği gereği, bir tıp doktoru ve psikoterapist olarak bahsettiği ve bire bir uyuşmadığı bu insanlara nazaran daha bir olumlu, daha bir güler yüzlü yaklaşıyor ölüm fikrine. Uzun yıllar boyunca belirli kaygılarıyla mücadele etmelerine yardımcı olduğu hastalarının yerine koyuyor okuyucusunu.

“Öleceğiz ama…” diyor, “öleceğiz bu kesin fakat…” diyor, “güneşe sürekli bakamayacağınız gibi ölüm fikriyle de sürekli yaşayamazsınız” diyor. Bu yüzden, kendi cenazenizin yasını 7/24 tutmak yerine hayatınızı zenginleştirmeye uğraşmamız gerekiyormuş. Gayet makul.

Kitap 7 bölümden oluşuyor. 7. bölümü psikoterapistler için yazmış, o yüzden üstünkörü okudum. 1. bölüm Ölümcül Yara başlığını taşıyor. Gılgamış’ın ölüm korkusu ile giriyoruz bölüme. “Ölüm anksiyetesi, sonlu oluşumuzun verdiği ıstırabı öyle ya da böyle hafifletmeye çalışan bütün dinlerin anasıdır.” Dinlerin kaynağının ölüm anksiyetesi olduğunu söylüyor bizim inanışımızın zıddına. Buraya ben mim koyuyor, inancımla mutlu olduğumu söylüyorum. Allah inancım olmasa, Bahaeddin Özkişi’nin dediği gibi insanın bir tırtıl olarak yaşadığına ve ölümden sonra kelebek olacağına inanmasam bunun gibi bin tane kitap da okusam nafile. Yalom’a katıldığım nokta şu: Evet, tüm insanlar ölümden korkar. Ben de korkuyorum ve eminim ki ölümü düşünen insanlar gamsızlıkla anksiyete arasında bir ölçek (scale) üzerinde gidip geliyorlar.

Kitabın ikinci bölümü bu anksiyeteyi tanıma üzerine. Üçüncü bölümde uyanma deneyiminden bahsediyor. Şöyle ki, insanın ölümle yüzleşmesi hayatında büyük değişimlere yol açacak bir hadisedir. Başınızdan geçen bir kaza, çok yakınınızdaki birisini kaybetmeniz, ölümcül bir hastalığa tutulmanız gibi travmatik hadiseler sizi uyandırır. Hayatınızı daha kaliteli yaşamaya başlarsınız. Ölümle yüzleşmeyle ilgili böylesi örneklerle devam ediyor bölüm. Bu uyanma bir yandan olumsuz görünse de aslında insanın ölüm fikriyle savaşımında kullanabileceği en güçlü silahlardan biri. Dördüncü bölüm fikirlerin gücü. Epiküros -yazar derinden hayranlığını ifade etmiş- fikirleri ile başlıyor bölüm. “Aşırı dindarlık, aşırı zenginlik, güç ve onur kazanmak için verilen büyük çaba, bütün bunlar ölümsüzlüğün sahte bir modelidir.” “Ölü olduğumuz için öldüğümüzü bilmeyeceğimizi ve bu durumda korkacak bir şey olmadığını ifade eder.” Bu bölümde yukarıda bahsettiğim fikrini anlatıyor Yalom, doğum öncesi ve ölüm sonrasının özdeş oluşu. Yine bu bölümde kitabın belki de iskeleti durumundaki “Dalgalanma” fikrinden bahsediyor yazar. Yapıp edilenlerle ölümden sonrasına bir şeyler bırakmanın -ölümü yenemese de- ölüm korkusuyla yüzleşirken rahatlatıcı bir etki bırakması.  Bunun gibi birkaç tavsiyeyle daha ölüm fikriyle baş etme yolları tavsiye ediyor yazar. Beşinci bölümde fikirler ve ilişkiler yoluyla ölüm korkusundan kurtulmaktan bahsediyor. Altıncı ve bana göre son bölümse Ölüm Farkındalığı başlığını taşıyor.

Kitabı, dediğim gibi, takdirle okudum. Yazar kendisine yazmış kitabı ve hayatından, yaşadıklarından, danışanlarından onlarca örnekle de çeşitlendirmiş. Yine de bana bir kaçış kitabı gibi geldi. Albert Camus’nun ölümle ilgili “saçma” fikirleri buradaki Polyannacı fikirlere göre biraz daha acı olsa da daha gerçek. Yalom, ölüm korkusuyla bire bir yüzleşmek ve bununla yaşamak yerine hayatımızı zenginleştirmesini tavsiye ediyor okurlarına. Ölümü sık sık düşnmemek, ilişkiler kurmak ve kuvvetlendirmek, fikirler üretmek ve bunlarla ilgili sohbetlere katılmak, eserler vermek, dalgalanmak gibi metotlarla o meş’um konudan uzaklaşmak gerekiyor. Umarım kendisi için faydalı oluyordur zira ölüm anksiyetesinin en fazla göründüğü yaşlar, anladığım kadarıyla, kırklı yaşlar ile ihtiyarlık dönemleri.

Bu kitabı okuduğum için mutluyum, bana yeni fikirler verdi. Pegasus Yayınları tarafından basılmış. Zeliha Babayiğit tarafından dilimize kazandırılmış ve 250 sayfa.

Ek: Yazarın referans verdiği kitaplardan benim de listeme aldıklarım:Varoluşçu Psikoterapi – Irvin D. Yalom
Savaş ve Barış – Tolstoy
Bir Noel Şarkısı Charles Dickens
İvan İlyiç’in Ölümü – Tolstoy
Anna Karenina – Tolstoy
Kendine Ait Bir Oda – Virgina Woolf
Konuş, Hafıza – Vladimir Nabokov
Grendel – John Gardner
Silahlara Veda – Ernest Hemingway
Tibet’in Yaşam ve Ölüm Kitabı – Sogyal Rinpoche
Düşünceler – Blaise Pascal
İki Şehrin Hikayesi – Charles Dickens