Meşhedi ile Devrialem ne kadar naif, ne kadar ince nüktelerle bezenmiş bir kitaptı. 1920’lerin dünyasına aldı götürdü beni. O zamanın Kavuklu’su ile Pişekar’ı; Meddah’ı, Ortaoyunu, Karagöz’ü Hacivat’ı… eski kültürümüze ait mizah bir makineden geçirilmiş ve roman halinde okuyucuya sunulmuş.

Ercüment Ekrem Talu, Recaizade Mahmut Ekrem’in oğlu. Döneminin iyi eğitim görmüş zevatından olmakla birlikte döneminde eğitimle ilgili birçok görevde bulunmuş. Atatürk’ün kendisini cumhurbaşkanlığı genel sekreterliğine getirdiğini fakat sonrasında -yanında kağıt kalemi olmadığı için- azlettiği yazıyor internette ama aslı var mıdır bilemem. Fakat gerçek olan bir şey varsa o da yazarın gerçekten kuvvetli bir birikime sahip olduğudur.

Romana gelince, roman dediğim gibi, bir miktar eski kültürümüzün mizah neferlerinden oluştuğu kadar modern edebiyatı da temsil ediyor. Jules Verne’in 80 Günde Devrialem’inin Çekirge (yazar), Meşhedi ve Torik Necmi tarafından çekilmiş bir versiyonu. Üç kafadar İstanbul’dan, dünyayı dolaşmak maksadıyla yola çıkıyorlar. “Pariz-i dilaviz, Londra-i mağmum, Nis-i inşirah enis, İspanya’yı müşemmes, sonra Emelika’yı şimali ve cenubi, Çapponya, Çin-i maçin, Hindustan, Buhara ve nihayetinde dür-i yekta-yi cihan, sermaye-i kevn ü mekan olan hak-i Eyran zemine geçüp andan dahi Istammul’a gelürüz.” Sözleri İran asıllı Meşhedi’nin tatlı bir dille kurduğu hayaller. Çekirge efendiyi de ikna edince yola revan olunuyor. Bölüm bölüm anlatıyor yazar her gidilen yeri. Fransa, Belçika, İngiltere… Uzunca bir bölüm Amerika’ya ayırılıyor, bana Kafka’nın Amerika’sını hatırlattı Amerika kısmı. Sanırım iki roman da hemen hemen aynı zamanlarda yazılmış.

Elimde 250 sayfalık Atlas Yayınları tarafından basılmış bir nüshası olan kitabın günümüzde daha yeni baskılarını bulmak mümkün. Yazar Ercüment Ekrem Talu.