Hüznün Fiziği, pek de roman gibi değil. Arka kapağındaki “labirent roman” ibaresinden anlamam gerekiyordu. Anlatıcının herhangi bir şey anlatmadan her şeyi anlattığı türün adı “labirent roman” mı acaba? Olabilir. Burada da anlatıcı bir mevzu olmaksızın her mevzuyu detaylandırmış. Çocukluğuna gitmiş, gençliğine gitmiş, yaşlanmış. Çocukluk döneminde okuduğu mitoloji kitabından kendisini çok etkileyen bir karakter olan Minotor ile epeyce yakınlık kurmuş. Dedesiyle özdeşleştirmiş kendini, öyle ki, onun vücudunda olduğunu hayal etmiş bir süre. Roman olmaya karar verseymiş kitap, insanların vücuduna girip geçmişlerine seyahat eden; ya da daha doğrusu geçmiş miraslarını bir bütün olarak alarak geleceklerine seyahat eden bir insanın romanı olacakmış. Olmamış. Sosyalizm dönemi Bulgaristan olmuş, o dönemde yaşayan bir çocuk olmuş. Bir bodrum katında yaşayan ve yalnızlığını hayat kurarak –bazen de korkarak- geçiştiren bir çocuk. Bir genç, bir ihtiyar, yarı boğa yarı insan bir ucube, bir sinek… Kitabın bir yerinde itiraf edermiş gibi “Çizgisel bir öykü sunamıyorum” demiş kendi ağzıyla. “Çünkü hiçbir labirent ve hiçbir öykü çizgisel değildir.”

Bir rüyasını anlatmış olabilir, Gospodinov. “Belki anlatılan tüm rüyalar, o zamanlar dört yaşında olan Aya’dan duyduğum, basitliğiyle insanı tedirgin eden o aydınlatıcı kilit cümleyle başlamalı: Rüyamda uyumadığımı gördüm.”

Bir öykü anlatmış da olabilir: “Öykü anlatmak Kıyamet Günü’nün parçasıdır çünkü insanların anlamasını sağlar. Fakat anlamanın ne işe yaradığı belirsiz.”

Hırsızlıklarını bize sunmuş da olabilir, pekala. “Yazarlar asla masum değildir. Saksağanlar gibi hırsızdırlar.”

İlgi alanlarıyla ilgili karalamalarını iş olsun diye okuyucuya sunmuş da olabilir: “Geçmiş, hüzün ve edebiyat, beni sadece ağırlığı olmayan bu üç balina ilgilendiriyor.”

Yaşlanma korkusunu anlatarak yenmeye çalışmış olma ihtimali de var: “Yaşlanmanın bir tür grameri var. Çocukluk ve gençlik fiillerle doludur. Yerinde duramazsın. İçindeki her şey büyür, fokurdar, gelişir. Sonra zamanla fiillerin yerini orta yaşın isimleri alır. Çocuklar, arabalar, ofis, ev –somut isimlerin somut şeyleri. Yaşlanmak sıfattır. Yaşlılığın sıfatlarına giriş yaparız -yavaş, uçsuz bucaksız, puslu, soğuk, cam gibi saydam. Yaşlanmanın matematiği de vardır, basit küme teorisi. Geçen yıllarla birlikte dünyanın oranının değiştiririz. Bizden daha genç olanların sayısı gittikçe artar, daha yaşlı olanların sayısıysa tehditkâr biçimde azalır.”

Ne anlatmışsa artık kendinden çıktı, okuyucuya mal oldu. Ben de bir vesile ile aldım okudum. Roman zannıyla aldım, eve getirdim labirent roman çıktı. Koridorlarında kaybolmadım desem yalan söylemiş olurum. Georgi Gospodinov’un 2015’te yazdığı bu eserini Bulgarcadan çeviren Hasine Şen Karadeniz olmuş, Metis Yayınları da basmış.