Mevcut sistemin dayanak noktalarının en önemlilerinden birisi de insanların aptallığı. Ezenlerin azınlık, ezilenlerin çoğunluk olduğu bu sistemde aptallık, olmazsa olmaz bir özelliktir çoğunluk için. Çoğunluğun aptal olmakta bir suçu olmadığı gibi, aptal olmak onlar için kaçınılmazdır. Yoksul doğan yoksul yaşar ve yoksul ölür. Eğitimsiz bir ailede dünyaya gelenin eğitimli olma ihtimali çok düşüktür. Çoğunluğun buna ses çıkaramaması için çok şey bilmemesi gerekir. Bu yüzden seçilmemiş insanların belli bir zekâ seviyesinin altında kalmaları sağlanmalı ve sürdürülmelidir.


Beni yanlış anlamayın. Aptallıktan kast ettiğim kitleden ne kendimi ayırırım ne kuzey Amerikalı aptalları ne de İskandinav ülkelerinde yaşayanları. Müreffeh olmak aptal olmamak manasına gelmez. Müreffehlerin, bu zıvanadan çıkmış sistemin kurallarına göre düşünmeleri de garanti altına alınmalıdır zira sistemin zalimliğini fark edip de sorgulamaya başladıkları zaman ne yapacakları belli olmaz. Vicdanın galip gelme ihtimali kaçınılması gereken bir risktir.
Toplamak gerekirse, aptallık iki durum için gereklidir. Birincisi ezilen çoğunluğun “neden” diye sormaması için ikincisi de ezilen olmamakla birlikte sistemdeki zalimliği fark edebilecek olanların “neden” diye sormaması için. Birinci durumun nasıl gerçekleştirildiğini az çok biliyoruz. Dünyanın ezilen çoğunluğu, siyah ırk, sarı ırk, uzak doğulular, güney Amerikalılar, Ortadoğu halkları ile birlikte Amerika’nın ve Avrupa’nın göçmenleri ve yoksulları hükümetler tarafından sürekli dövülerek baskı altında tutulurlar. Doğdukları anda potansiyel olarak suçludur bunlar. Kötü şartlarda büyürler, çocuk ölümleri bu kitle arasında en yüksek oranda görülür. Bir yolunu bulup çocukluğu atlatırlarsa bile ya sağlıkları bozuktur ya sicilleri. Yoklukla mücadele etmekten durup düşünmeye fırsatları olmaz. Düşünsel derinlikleri asla artmaz, artırmalarına müsaade edilmez.


İkinci grup ise daha iyi şartlar altında doğan azınlıktır. Bunların düşünce yapıları çocukluktan itibaren sisteme uyacak tarzda şekillendirilir. Bu ikinci gruba mensup olanlar daha sağlıklıdır, daha iyi eğitim alır, bir araya gelip dünyanın düzeninin niye böyle olduğunu tartışma potansiyelleri vardır. Sistem için risk taşıdıklarından bunların aptallaştırılması farklı yöntemler gerektirir. Bunlara dünyanın geri kalanı ile ilgili bol bol sayısal veri dayatılır. Dünya ile ilgili bildikleri sayılardan ibarettir. Genel kültür olarak tüm başkentleri sayabilirler, finansal açıdan değişik yatırım araçlarının kullanımına hâkim olurlar, birkaç edebiyatçı ya da düşünürden bahsedebilirler. Hayat felsefelerinin temeline bencillik enjekte edildiği için derinlerde kalmış olan vicdana ulaşım kısıtlıdır. Birinci grup bilgiden uzaklaştırılarak aptallaştırılırken bunlar meta ile aptallaşmıştır. Lüks tüketim, müreffeh yaşam, kaliteli otomobiller, dünya turları gibi idealleri vardır. O kadar fazla reklam ve film izlemiştir ki bunlar televizyonlarda, savaşlar ekrana çıktığında bir çeşit ters reklam, kara film izliyormuş gibi hisseder ve anında unuturlar. Dünyadaki savaşların, yoksullukların, cinayetlerin, işkencelerin çok küçük bir kısmını gördükleri, çoğundan habersiz oldukları için üzerinde çok durmazlar. Gerçi hepsini görseler bile ilgileneceklerinden şüpheliyim ya, neyse.


Aptallık bir hakaret değil, bir durumdur. İnsan ahlakına, vicdana ve adalete muhalif dünya düzeninin ayakta kalması için en gerekli olan durumdur üstelik. Çeşitli vasıtalarla sürekli aptallaştırılıyoruz. Tüm medya kuruluşları, görseller, reklamlar, filmler aptallaşmamıza hizmet ediyor. Kendimize gelebilsek isyan edeceğiz düzene ama, gelemiyoruz maalesef.