Sümerler hakkında yazılan bu değerli eseri Samuel Noah Kramer kaleme almış. Kitabın orijinalinin yayımlanma tarihi 1963. Yazar da tüm ömrünü Sümer araştırmalarına vakfetmiş bir isim. Doğum tarihi 1897, vefatı 1990. Muazzez İlmiye Çığ, bizim en büyük Sümeroloğumuz, kitabın önsözünde Kramer’in (daha az meşhur olan Hatice Kızılyay ile birlikte) teşekkür ettiği isimlerden birisi. Künyeyi okumuşken kitabın çevirisini Özcan Buze’nin yaptığını, Kabalcı Yayınevi’nin de bastığını söyleyeyim. Kitabın uzun ismi ise: Sümerler, Tarihleri, Kültürleri ve Karakterleri. (Sumerians Their History, Culture and Character)

Kitap yedi bölümden oluşuyor. Her bölümde Sümerleri değişik bir yönden incelemiş. Birinci bölüm benim açımdan en ilgi çekici olanıydı. Sümerlerle ilgili araştırmaların tarihi çok eskiye dayanmıyor. Sümerler, biliyoruz ki, çivi yazının mucidi olan bir topluluk. Tabletler keşfedildikçe araştırmalar büyüyor, büyüdükçe yazılar parça parça çözülüyor ve eldeki bilgi artıyor. İlk başlarda, kimi araştırdığını bile bilmiyor araştırmacılar. Sonrasında yavaş yavaş, bilinenden farklı bir toplulukla karşı karşıya olunduğu anlaşılıyor. O zamana kadar Mezopotamya tamamen Sami kökenli kavimlerin yerleşim alanı olarak biliniyor. Sümerlerin dili ve gelenekleri ise bambaşka. Rahmetli Atatürk’ün Sümerler, Etiler konularındaki Türklük düşünceleri boş değil. Bu topluluğun Türk kökenli olma ihtimali de mevcut. Kitapta da yazar Sümer dili ile Türkçe, Fince ve Macarca arasında benzerlik olduğunu söylüyor zaten.


Sümerlerin yerleşim yeri Basra Körfezi ile bugünkü Bağdat arasında kalan bir alan. Sümerlerle ilgili bu alandan çıkarılan kalıntılar en erken M.Ö. 3000 yıllarına kadar gidiyor. Yani, beş bin yıllık bir tarihi var bu kavmin en az.


“Kentin bütününü ilgilendiren yaşamsal önemde kararlar alınacağı zaman bu özgür yurttaşlar, “yaşlılar” adıyla bir üst meclis ve “erkekler” adıyla bir alt meclisten oluşan iki meclisli bir kongrede bir araya geliyordu.”


Kitap Sümerlerde kahramanlar, şehir hayatı, bireylerin yaşantısı gibi çeşitli alanlarda bilgiler veriyor. Sümerlerde matematiğin ulaştığı nokta çok iyi. Bazı tabletlerde tıbbi reçeteler verilmiş hastalar için. Heykelcilikte ilerlenmişti. Müzik, Sümer yaşamında önemli bir yer tutuyordu. Arp ve lirle müzik yapılıyordu. Din konusu kitapta önemli bir yer tutuyor. Dinleri çok tanrılı ama binlerce yıllık zaman dilimi içerisinde tanrıların rolleri ve güçleri değişiyor doğal olarak.


“Kendi yazdıklarına göre Sümerler iyilik ve gerçeğe, yasa ve düzene, adalet ve özgürlüğe, doğruluk ve dürüstlüğe, bağışlama ve acımaya çok değer veriyor ve doğal olarak bunların tersinden, kötülük ve yalandan, yasa tanımazlık ve düzensizlikten, adaletsizlik ve baskıdan, günahkarlık ve sapkınlıktan, zulüm ve merhametsizlikten de tiksiniyordu. Özellikle krallar ve yöneticiler sürekli olarak ülkede yasa ve düzeni kurmakla, zayıfı güçlüden ve yoksulu zenginden korumakla ve şiddetin kökünü kazımakla övünürdü.”


Kitabın bir bölümü de Sümerlerde okuldan bahsediyor. Okul kurumu gerçekten çok disiplinli bir yer olmalı ki birçok tablet bulunmuş okulla ve okulun kuralları ile ilgili. Yazının kullanılmaya başlaması bir başarı fakat bilgi birikiminin nesilden nesile aktarımı olmadan anlamsız bir başarı olacaktı. Okul vasıtası ile yazıcılar yetiştirmiş ve toplumsal birikimi diğer kuşaklara aktarmışlar. Kitabın içinde tabletlerden birçok çözümleme verilmiş okuyucu için. Tıp reçetelerinden çiftçilere yönelik yönlendirici bilgilere kadar, bir öğrenci ile babası arasındaki sohbetten kralla valisi arasındaki mektuplaşmaya kadar örnekler var.


Kitabın benim düşünce dünyama kattıkları şöyle: Öncelikli olarak, tarihte yaşamış olan bir toplumun bir yüzyıl öncesine kadar bilinmiyor olması oldukça ilginç bir durum. Üstelik Sümerlerin tarih sahnesinde yer aldıkları zaman iki bin yıllık bir süreyi kapsıyor. İki bin yıl hüküm sürsün bir imparatorluk ve yıkıldıktan sonra unutulsun. Dünyanın, bugüne kadar geçirdiği evreler daha önce yaşamış ve yok olmuş daha nice uygarlığın olduğunu da ortaya koyuyor. Dünyanın başka yerlerinde de uygarlıklar meydana geldi fakat yazı yazmadıkları için tekrar hatırlanmamak üzere unutuldular. Yazının icadından önce yeryüzünde yaşananlar ise tamamen muamma. Yüzyıllar boyunca Sümer kentlerinde insanlar yaşadılar. Yaşadıkları dönemde dünyaya sahiptiler. En yeni onlardı, en son onlardı. Yunanlılar, Romalılar hep onlardan etkilendiler. En yeni olmak, en son olmak bayrağı başka ellere geçti. Gün oldu hepsi tarih oldu, antik oldu, hayal oldu, rüya oldu. Bir gün bizim de olacağımız gibi.