Bu kitapta dikkatimi çeken onlarca ayrıntı oldu, en fazla aklımda kalanı ise bir Türk olmam hasebiyle II. Viyana kuşatmasından bahsedilen yerler oldu doğal olarak. Kitapta ikinci Viyana kuşatmasından “Hıristiyanlığın kaderini belirleyen savaş” olarak bahsedilmesi tesadüf değil. 1683 yılındaki kuşatmayı başarıya ulaştırabilmiş olsa idi Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, hem kendi tarihini, hem Hıristiyanlığın tarihini hem de Türklerin tarihini değiştirmiş olacaktı. Türk ve yabancı kaynaklardan etraflıca okudum kuşatmayı. Fazla kibir, fazla asker, fazla lakayitlik hem Mustafa Paşa’nın kellesini götürdü, hem Osmanlı’ya darbe vurdu hem de Hıristiyan dünyasının palazlanmasıyla netice verdi. Ağlayıp sızlamanın anlamı yok. Herkes hak ettiğini yaşıyor. Aynı kitapta Ortaçağ-Yeniçağ Avrupasının dini çalkantılarla birlikte özgür düşünceye geçişinin izlerini de takip edebiliyor okur. Kimin neyi hak ettiği 16–17. yüzyılların Avrupa tarihi okunduğu zaman daha iyi anlaşılır.

Rita Monaldi ile Francesco Sorti’nin (içerikten karı-koca oldukları anlaşılıyor) birlikte kaleme aldıkları eser 1683 yılının Roma’sında bir handa geçen dokuz günün hikayesi. Handa kalanlardan birisi esrarengiz bir şekilde ölür. Ölümü, yetkililerde veba şüphesi uyandırır. Bunun üzerine karantinaya alınan handa, han kiracıları bir arada birkaç gün geçirmek zorunda kalırlar. Kahramanlardan, handa kalanlar şöyle:

Donzello Hanı’nın sahibinin çırağı ve aynı zamanda anlatıcı; hanın sahibi Pellegrino; 1626–1714 yılları arasında yaşamış İtalyan opera şarkıcısı, diplomat ve ajan Atto Melani; Fransız soylusu Mösyö Mourai (aynı zamanda hanın kapatılmasına sepep olan müteveffa); Fransız gitarist-sanatçı Robert Devize (1655–1732 yılları arasında yaşamış) ; İspanyol Cizvit Peder Robeldo; Marche’li Pompeo Dulcibeni; olayları ciddiyetle yöneten hekim Siena’lı Christofano; Venedikli cam ustası Angiolo Brenozzi; Napolili şair Domenico Stilone Priaso, İngiliz kaçak Bedford ve kötü yola düşmüş genç kız Cloridia.

Bu kadar farklı insanın bir arada olması ve anlatıcı çırağın bunların arasında dolaşması romanı ortaya çıkarmış. 900 sayfaya yaklaşan tuğla gibi bu romanda ne anlatılabilir diye düşünüyor insan ilk başta. Ben bile kitabı aldığım tarih olan 2005 Mart’ından beri defalarca elime alıp alıp geri bırakmıştım romanı. İşin aslı başkaymış. Kitabın başında gerçekleşen vefat olayının ardından yukarıda verdiğim linklerden de anlayacağınız gibi gerçekten yaşamış insanlar olan han sakinleri değişik bakış açılarını bu vefat ve karantina hadiselerine yansıtıyorlar. Atto Melani ile anlatıcı olan çırağın birlikte gizemleri çözmeye girişmeleri ise romanın iskeletini oluşturuyor. Alın size bir ikinci “Gülün Adı.”

Romanda şahsen bulunmamakla birlikte isimleri sıkça geçen kahramanlar da şunlar: Nicolas FouquetAthanasius KircherXIV LouisPapa XI InnocentKraliçe Maria TheresaFrancesco CorbettaJean-Baptiste Colbert.

Gizemlerin önemli bir kısmı bu kahramanların etrafında dönüyor. Kitapta anlatılanların gerçeklik payı var mı bilemiyorum fakat kitabın bir dönem İtalya’da yasaklandığını internetten okudum. Şimdi de yasak mı acaba?

Her halükarda, bu güzel eseri okurken hem polisiye okumuş olacaksınız hem tarih hem macera hem gizem. Aynı zamanda mutfak sanatının çeşitli çıktılarıyla karşılaşacak, numeroloji bilimiyle birlikte astrolojiye de gireceksiniz rüya yorumları ile birlikte. Hekimlik sanatında kullanılan çeşitli otları inceleyebileceksiniz. Kitap o kadar zekice tasarlanmış ki (unutmadan söyleyeyim, kitabın içinde bir de CD vardı okurken dinlenmesi için, yıllar içinde kaybetmişim ama internet vasıtası ile dinleyebildim şükür ki) hangi ayrıntının peşinden gitseniz sizi bir yerlere çıkaracakmış hissiyatı uyandırıyor. Kitabın, bana çok sıkıcı gelen son bölümlerinde ayrıntıların peşinden giden geleceğin dünyasının bir rahibi anlatılan her şeyi bulduğunu ifade etmiş. Biz arasak bulur muyuz acaba?

Literatür yayınları tarafından basılan eserin çevirisini Kemal Atakay yapmış.