Kuklaya Değil Kuklacıya Bak

“Küresel güçler” tanımının hayatımıza girişi “küresel” kelimesinin girişiyle aynı dönemlere tekabül eder. Ne zaman dünyada bir zulüm görsek suçu bu küresel güçlere atar ferahlarız. Sonrasını biliyorsunuz işte. Bazen Amerika’yı bazen İsrail’i az da olsa bazı Avrupa ülkelerini kınar, yedi sülalelerine söver, tatmin oluruz. Aslında küresel güçlerden anlamamız gereken ne Amerika’dır ne Avrupa. Küresel güçler şirketlerdir. ABD devleti olsun, İsrail devleti olsun, bu şirketlerin elindeki kuklalardan başka bir şey değildir. Bizim sürekli kötü olarak gördüğümüz, kötülüğün kaynağı bildiğimiz Amerikan devleti küresel güçlerin elindeki bir oyuncaktan başka bir şey değildir. Bu devletin de vatandaşları var, bu devletin topraklarında da insanlar yaşıyor ve önemli bir kısmı eziliyor. Nüfusunun yüzde 1’e denk gelen bir kısmı hapishanede. Önemli bir kısmı da yoksulluk içinde yaşıyor. Dünyanın geneline baktığımız zaman gördüğümüz tablodan farklı değil gelişmiş ülkelerdeki durum. Ezilenler var, yoksullar var, deveyi hamuduyla götürenler var. Şirket zulmü altında inim inim inleyenler var.


Şirketlerin hükümetleri kuklaya çevirdiği bir gerçek. Siyasi oluşumlar, en başında iyi niyetle başlamış olsalar dahi zaman içerisinde iyi niyetlerini para ile değiştiriyorlar. Yeri gelmişken siyaset kurumunu da şöyle bir düşünelim. Maddi bir getirisi olmasa idi, siyasetle uğraşanların yüzde kaçı aynı aşk ve şevkle sürdürürlerdi yaptıkları işleri. Sadece milletine fayda sağlamak için siyasetle uğraşan ve göreve talip olan kaç kişi kalırdı? Düşünün bir. Bir göreve talip olmak sorumluluk almak demektir. Görevi hakkıyla yapamama riski hem Allah karşısında hem de kul karşısında sorumlu olma ihtimalini doğuracak bir risktir. Bu riski kim kolay kolay yüklenir ki? Siz böyle düşünürken bir de bakıyorsunuz ki talip olunması bu kadar riski görevlerin binlerce talibi çıkıyor. Elbette boşuna değil, elbette halka hizmet için göreve talip olduğunu iddia edip de görev süresi sonunda halka bir gram faydası dokunmamış ve fakat refah seviyesi kat kat artmış insanları gördüğünüz zaman esas hizmet konusunun ne olduğunu daha iyi anlıyorsunuzdur. Bu basmakalıp, hepinizin bildiği hikâye ile kafanızı meşgul etmeyeyim. Esas dikkatinizi çekmek istediğim nokta, değirmenin suyunun nereden geldiği.


Takip etmişsinizdir, Amerika’da seçimler olacağı zaman adaylar, seçim kampanyaları için bağış toplamaya başlarlar. Bağış yapanları araştırırsanız kaynağın bahsettiğim büyük şirketler olduğunu görür müsünüz bilmiyorum. Şirket, doğrudan bağış yaparsa dikkat çekeceği için tutar çalışanlarının vasıtası ile bağış yaptırır. Silah üreten şirketin çalışanlarının her biri başkan adayının seçim kampanyasına onar bin dolar bağışlar, bin çalışan onar bin dolar bağışlayınca meblağı varın siz hesap edin. Daha sonra iktidara gelen o başkanın silah üretimi ve tüketimi konusundaki politikalarını tahmin edin hesaplamayı yaptıktan sonra.


Kuklaya değil kuklacıya bakmak lazım. Küresel güçler hedef şaşırtarak hepimizi kandırıyor. Hükümetler, küresel güçlerin oyuncakları sadece. Politikalar, büyük şirketlerin kâr maksimizasyonuna hizmet için varlar. Âli menfaatler, o büyük şirketlerin menfaatleridir. Emin olun ki küresel güç deyip de nefret ettiğiniz ülkeler ve bu ülkelerin siyasetçileri sadece ve sadece iyi beslenmiş gösteri hayvanlarıdır. Hiçbirinin kendi başlarına iş yapma, karar alma hürriyetleri yoktur. Bir gün bir ABD başkanı ya da Fransız başbakanı ya da her kim olursa, insan vicdan ve ahlakına uygun bir karar alacak olsun, bakın neler geliyor başına.

Yorum Bırakabilirsiniz

yorumunuz

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.