Adaleti Konuşalım

Dünyayı değiştirmek için sebepler belli. Öncelikli olarak adaletin olmayışından bahsettim. Dost meclislerinde “komünist mi olalım?” sorusuna muhatap olduğum için en yakın çevremin bile adaletin ne olduğu ve ne olmadığı konusunda bilgisiz olduğunu fark ettim. Allah insanları farklı farklı yaratmış. Yaşadığımız dünyada her insanın eşit olduğu, eşit imkânlardan faydalandığı, eşit bir hayat yaşadığı bir düzlem oluşturmak isteyen bir ideoloji kaldı mı bilmiyorum. Kaldıysa bile çok sıkıcı bir yerden bahsetmiş olurlar zira bu hem mümkün değil hem de insan fıtratına çok aykırı. Sorun şu, adalet denildiği zaman insanların akıllarına mutlak eşitliğin gelmesi mantıklı değil. İnsanlar, doğdukları günden itibaren çeşitli yöntemlerle, nasıl düşünecekleriyle ilgili yönlendiriyorlar. Kavramların içi boşaltılıyor ve farklı şekillerle yeniden sunuluyor.


Yeryüzündeki kaynakların çoğunu ellerinde tutan, üretimin büyük kısmını ellerine geçiren bir kitle var. Bu kitle kendi menfaatleri için başkalarının haklarını ve hayatlarını hiçe sayıyor. Varlıklarının temel besini adaletsizlik. Geri kalanlar bunu görmesinler diye haksız yere kazandıklarının bir kısmını dünyanın geri kalanının gözlerini boyamak için kullanıyorlar. Adalet kelimesinin insanların kafasında oluşturduğu bu “komünist” çağrışımın sebebi de bu. Hâlbuki adalet komünizmin tekelindeki bir kavram değil, bilakis, Allah’ın bir emri olması hasebiyle Müslümanların yerine getirmeleri gereken bir farz. Allah adaleti emreder, adaletli olmayı emreder, adaletin emredilmesini emreder… Kavramın içi o kadar boşaltılmış ki, bahsettiğiniz anda bir tedirginlik halesi oluşuyor dinleyicilerin başlarının üzerinde. Adaletten bahsetmek suçmuş, adaletten bahsetmek günahmış, adaletten bahsedilince insanın başına olur olmaz şeyler gelirmiş gibi.


Adalet yok. Adaletin yokluğunun dağılımı kişiden kişiye değişiyor. Ağırlıklar yerine göre farklılık gösteriyor. Kimisi bu adalet yokluğunu canıyla ödüyor kimisi kanıyla kimisi emeğiyle. Neticede ortada bir dengesizlik var ve bu dengesizliğin giderilmesi herkesin mutlak bir eşitliğe kavuşturulması değil. Zenginlik ve fakirlik olsun fakat kimse açlıktan ölmesin. Zenginle fakir arasındaki farklılık ifade edilirken “uçurum” kelimesi kullanılmasın. Konu sadece gelir dağılımıyla da ilgili değil, psikolojik faktörler de var. Kimse, herhangi bir (zararsız) farklılığı yüzünden bedel ödemek zorunda kalmasın. İnsanlar dilleri, dinleri, inançları, eğilimleri, ten renkleri yüzünden aşağılanmasın. Bebekler gözlerini dünyaya açtıkları anda talihsizlikle örülmüş bir kader onlar için kesinleşmiş olmasın. Çalışkanlığıyla ve zekâsıyla bir yere varabileceği varsayılsın, doğuştan kaybetmiş olmak kimsenin kaderi haline gelmesin.


Bakın, adaletten bahsederken mutlak eşitlikten bahsetmedim değil mi? “Herkese günde bir tane ekmek, iki yüz elli gram et, bir kışlık takım bir de yazlık düşsün” demedim. Adalet, eşitlik anlamına gelmiyor yani. Adalet hakkın uygulanması, hakkın gözetilmesi, ölçülü olmak manasına geliyor. Adaletten bahsetmek komünistlik değil, ideolojik bir davranış değil. Adaletin uygulanması hepimizin en öncelikli ihtiyacı. Dünyada adalet, ülkede adalet, toplumda adalet, okulda adalet, ailede adalet, işyerinde ve işgücünde adalet… istenmesi ayıp olmayan, konuşulması gereken konulardır. Biz, birilerinin tekerine çomak sokmuş olmamak için bu konulardan uzak durursak, tabu haline getirirsek; insanların değişik oranlarda maruz kaldıkları adaletsizliklerin bir gün bize de ulaşmasına rıza göstermiş oluruz.

Yorum Bırakabilirsiniz

yorumunuz

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.