Beyin – Senin Hikayen

Öncelikle şunu söylemeliyim, bilimsel bir kitap en fazla bu kadar güzel, kolay okunur, herkese hitap eden halde yazılabilir. Yediden yetmişe herkesin anlayabileceği şekilde, çok fazla terminoloji ile insanları yormadan –tabi ki bir miktar var- örnek ve hikâyelerle detaylara inilerek anlatılmış konular. Konular dediğime bakmayın, tek bir konu var o da “Beyin.” Tabi ki hakkında binlerce kitap da yazılsa milyonlarca satır araştırma da yapılsa gizlerinin ancak çok küçük bir miktarına erişilebilecek bir hazine için küçük bir çalışma fakat okursanız size güzel bir kapı açacağından emin olabilirsiniz.

David Eagleman 6 temel soru üzerinden sizi yolculuğa çıkarıyor. Birinci soru “Ben kimim?” Bu soruyu cevaplandırırken sizi de düşünmeye sevk ediyor. Örneğin, insan nasıl “kendisi” oluyor? Anılar diye depoladığımız şeyler gerçekten doğru mu? Bizi biz yapan beynimizdeki nöral ağların sürekli kendilerini yenilemesi, öğrenilen her yeni bilgiyle yeniden şekillenmesi iken bu işin ortasında kim duruyor? Birisi var mı? O ben miyim?

İnsan beyni milyarlarca nörondan oluşuyor ve bu nöronlar arasında çok sıkı bağlar var. Tüm işlemler, tüm faaliyetler bu nöronların arasında olup bitiyor. İnsan ırkını farklı yapan şey gelişimi çok eksik bir beyinle doğmuş olması, diğer türler gibi doğar doğmaz kendi türüne adapte olmuyor, öğrenme aşamalarından geçiyor. Bu da beyni geliştiriyor. Beynin gelişimi ne zamana kadar sürüyor biliyor musunuz? 25 yaşına kadar. Ben kimim sorusu ise cevapsız. Bellek nedir, bilinç nedir? Bellek sürekli yanılan bir mekanizma. Peki beyin sürekli yanılıyorsa Gerçek Nedir? Bu soruya en güzel yanıt şu: “İşin özü şurada yatar: Beyninizin dışarıdaki dünyaya herhangi bir erişimi yoktur. Kafatasınızın içindeki karanlık, sessiz odasına hapsedilmiş olan bu organ dış dünyayı hiçbir zaman doğrudan deneyimlememiştir ve deneyimleyemeyecektir de.” Yani, beyin, duyu organları vasıtasıyla gerçek dünyadan ipuçları edinir ve bunları birleştirerek bize bir görüntü (ve diğer şeyleri) sunar. Gerçek farklı da olabilirdi. Beynin bize söylediklerine inanırız, inandıkça gerçek bu imiş gibi gelir bize. Şizofreni örneğin, beynin mesajlarına inanmama halidir.

“Gerçeklik yalnızca sizin seyredebildiğiniz ve kapatamadığınız bir televizyon programı gibidir. Ancak ne büyük bir şans ki, izlemeyi umabileceğiniz en ilginç programdır bu: kurgudan geçmiş ve kişiselleştirilmiş halde yalnızca sizin için sunulan bir program.”

Sonraki soru: Kontrol Kimde? Sürekli bilgi toplayan bir mekanizma olan beyin bunları nasıl işleyerek çıktıya dönüştürüyor. Ya da şöyle söyleyelim, aynı anda birden fazla işi yaparken beyin neden her biri hakkında ayrı ayrı düşünmüyor? Kontrol, ilk aşamada beyinde. Araç kullanmayı öğrenirken nöronlar deliler gibi çalışıyor, bir kere öğrendikten sonra işin çoğunu otomatik pilot diyebileceğimiz bir mekanizmaya devrediyor. Bunu bilinç-bilinç dışı olarak düşünebiliriz. Beyin, enerjiyi çok ekonomik olarak kullanan bir mekanizma. Her araç sürmede ya da her harekette baştan öğrenme eylemine girecek olsa buna enerjisi yetmez. Dolayısı ile her seferinde bilinç devreye girmiyor. Bazı şeyleri otomatik yapıyoruz. Yürümek gibi örneğin. Eagleman’e göre bilinç, çok büyük bir şirketin CEO’su.

Sonraki soru: Nasıl Karar Veririm? Burada da mekanizma beyindeki binlerce çarpışmanın neticesi olarak ortaya çıkıyor. Beyin, her kararımızdan önce yoğun bir çatışma atmosferi yaşıyor. Geçmiş deneyimler, duygular devreye giriyor ve her seçim beynin bir imzası olarak ortaya çıkıyor. Kararlar da sabit değil. Beyin, sürekli yeni verilere maruz kaldığı için kararlar da zamanla değişebiliyor. Kişilik de zamanla farklılaşabiliyor. Karar mekanizması ile ilgili dikkatimi çeken bir diğer nokta da beynin her türlü olumlamayı aynı anda istiyor olması. Yani bir ödül varsa nöronlar “hemen şimdi” diye bas bas bağırıyorlar beynin içinde. Fakat böyle bir dünya mümkün değil. İşte alınan kararlar, kararların ertelenmesi, ne kadar ertelendiği gibi soruların cevapları da kişiliği oluşturan temel taşlardan.

Beşinci soru: Size ihtiyacım var mı? Burada beyinin diğer beyinlerle etkileşme ihtiyacı ele alınıyor. İnsanların diğer insanlarla etkileşim kurmaları, empati yapmaları gibi özelliklerinin beyindeki yansımaları var bu bölümde.

Son olarak altıncı soru Kime Dönüşeceğiz? Diyerek bir beyin fırtınasına tabi tutuyor okuyucuyu. Yapay aletlerin yavaş yavaş duyuların yerine kullanılmaya başladığından bahsediyor ve ölüme meydan okuyan bir insan tipi çiziyor yazar. Yapay göz, yapay kulak yapıldı. Peki yapay zeka ne durumda? İnsanlık nereye doğru ilerliyor? Her şeyi yapsa insanlar bilinci yapabilecekler mi? Kişilik diye bir şey var, bütün beynimi kopyalasalar bu ben olur muyum acaba?

Bütün bu sorulara cevaplar arayıp durmuş David Eagleman sağ olsun 265 sayfalık kitap boyunca. Kitabın bir yerinde 1915 yılında Anadolu’da yüzbinlerce Ermeni katledilmiş diye talihsiz bir cümle sarf etmiş yazar. Beni rahatsız eden bir cümle oldu. Asistanına e-posta yolladım, yazara iletmesi için, bakalım cevap gelecek mi. Her halükarda harika zihin açıcı bir kitap. Sağ olsun Domingo Yayınları bu kitabı yayınlamış, sağ olsun Zeynep Arıkan Tozar da çevirmiş. Avrupa’da, Amerika’da bizim üzerinde bir saniye bile düşünmediğimiz konularda bilim insanları ne kadar çaba gösteriyor, hükümetler araştırma için ne kadar bütçeler ayırıyor. Darısı bizim başımıza inşallah.

Yorum Bırakabilirsiniz

yorumunuz

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Optimization WordPress Plugins & Solutions by W3 EDGE
%d blogcu bunu beğendi: