Beni Onlara Verme

Beni Onlara Verme kitabı hikâyelerden oluşuyor gibi dursa da yazarının hayatından kesitler içeren bir kitap. Yazarın yaşadıklarıyla birlikte yaşamayı hayal ettikleri de var. Platonik aşkları da var, başkalarının hayatları da. Okurken, ben olsam bu kadar kolay yazmazdım bunları diye düşündüm. Neticede onlarca insanın biraz özeli.


“Oysa gerçek kötüler hiçbir suç izi bırakmadan başka muhitlerde geziyorlardı. Beyaz yakalarıyla rahat rahat ortalıkta dolanıyorlardı ve nedense hiç kimse onları dert etmiyordu; pahalı ayakkabılarıyla sahilde yürüyüşe çıkıyorlardı, kahve fincanlarıyla ve kurumsal kimlikleriyle plazalara giriyorlardı, sonra da naylon duyarlılıklarıyla, güneş gözlükleriyle, çokça anlatım bozukluklarıyla cümleler kuruyorlardı oturdukları kafelerde.”


Hikâyeler genelde aynı mekânlarda geçiyor, tabi ki birbirleriyle ilişkili. Kahramanımız ve kahramanlarımız 90’lı yılların İstanbul’unun Fatih’inde ve Beyoğlu’sunda ve civarlarında yaşıyorlar. Yazarın gerçekten gördüğü ve hayal ettiği insanlardan oluşan kalabalık bir kitle. Fakir mahallesinde doğmuş büyümüş, İstanbul’a değişik sebeplerle değişik yerlerden göçmüş gelmiş farklı farklı insanlar. Aşık oluyorlar, çoğunlukla –yazar da dahil bunlara- platonik takılıyorlar, içki içiyorlar, kumar oynuyorlar, vukuatları oluyor hapse girip çıkıyorlar, normal olmayan yollardan ölüyorlar normal görünenlerde bile.


“aşk evvela aklından başlayıp ne var ne yok her şeyini birer birer terk ettiğin uzunca bir yoldur.”


Aşk hikâyelerdeki temel konulardan biri. Güzel başlıyorlar fakat güzel devam etmiyorlar. Adamın içini kanatmadan aşk olmuyor zaten. Mehmet Ali’nin aşkı mesela, kitapta beni en çok etkileyen aşklardandı.


“Sıra onlara geldiğinde bitiveriyordu her şey. Bu kadınlar her acıya hızlı hızlı sıra bulabiliyordu ama mesela hastane sırası gelmek bilmiyordu, kocalarına iş sırası gelmiyordu, çocuklarına iyi okullarda veya devlet okullarının iyi sınıflarında sıra gelmiyordu. Güzel şeyler hep çabuk bitiyordu veya başkalarından onlara kalmıyordu.”


Kadınların hikâyeleri daha bir acı. Ezilen, dayak yiyen, öldürülen kadınların acı hayatlarına vakıf oluyorsunuz kitapları okurken. Yazarın bakış açısından mıdır bilinmez hepsi de dünya iyisi, dünya güzeli fakat bakıyorsunuz ki acılar yatılı misafir her zaman hayatlarında.


“Önder Abi durumlar kötüye gidip de iyice çaresizleşince öldü. Adamcağızın hastalık namına hiçbir şeyi yoktu. Çaresiz kaldı ve öldü. Bu kadar. Çaresizlikten ölünce insan hiçbir kan tahlilinde, hiçbir röntgende bir şey çıkmaz. Çaresi tükendi öldü demek yerine, vadesi geldi öldü denir, sonra da geçip gider.”


Kuşçu Hüseyin’ler, Gavur İlhami’ler, Komser Esat’lar, Gülseren Teyze ve oğlu Tahsin, kızı Halime’yi arayan Celil abi kesik bir yaradan kanayan kişilerden sadece birkaç tanesi. Tamamı için okumak gerekecek Beni Onlara Verme’yi, Tarık Tufan’ı, Profil Kitap’ı.

Yorum Bırakabilirsiniz

yorumunuz

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Paylaş
Paylaş
Optimization WordPress Plugins & Solutions by W3 EDGE
%d blogcu bunu beğendi: