Bir Ozanın Ardından

Her ozan yaşadığı toplumun gözüdür. Evet, en doğru kelime bu. Şöyle de diyebiliriz: Her ozan, halkının gören gözüdür. Ozanlar olmazsa toplumlar kör olurlar çünkü gerçekleri tüm ayrıntıları ile ve menfaatin değil de kalbin süzgecinden geçirerek halkına sunacak olanlar yalnızca ozanlardır. Ülkü Tamer’in ölüm haberini aldığım zaman aklımdan geçen imge, gözlerle dolu bir gökyüzünden bir tane yıldız-gözün kayması oldu. “Umarım” dedim içimden, “umarım halkımızın ozan yetiştirme hızı kaybetme hızından fazladır, yoksa halimiz harap.”


Bir ozan öldüğünde Pir Sultan ölür, Dadaloğlu ölür, Yunus Emre ölür. Her ozanın bir yıldız kayması gibi gökten yitip gitmesinde gökyüzünde karanlık biraz daha artar, yol göstericiler azalır. Gecenin karanlığında yol bulmak için gözünü yukarılara dikenler ne yapacaklarını bilmez halde tarar durular karanlıkları da çıkacak bir yol bulamazlar.


Ozanlar gören gözler, işiten kulaklardır. Her ozana iyilik meleğidir demiyorum, şiir turnusol kâğıdıdır, yürekten kopmayanı bilir, yürekten kopmayanı kalp bir para gibi afişe eder, rezil eder, madara eder. Dolayısı ile ozanın söylediği söz doğru olmalıdır, kalpten gelmelidir. Dolayısı ile ozanın sözü gerçektir, ozan doğru olmasa bile gösterdiği yol doğrudur.


Ülkü Tamer, memleketimizin yetiştirdiği ozanlardan birisi olarak dolu dolu bir hayat yaşadı, şiirleriyle, hikâyeleriyle, çevirileriyle, şiir çevirileriyle, köşe yazılarıyla toplumuna katkılarda bulundu. Böylesi verimli bir hayat için en doğal olanı dışarıdan bakanlar için gıpta etmek, yakınları için de kıvanç duymak olmalıdır. Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun. Benim şairle tanışıklığım çok eski yıllara dayanır. Değişik gazetelerde yazdığı, bazen Antep-Rumelihisarı arasında dolaşan bazen de Cemal Süreya’lardan, Onat Kutlar’lardan, Cevat Çapan’lardan bahseden yazılarını zevkle okumuşumdur. Öğrenciyken, ikinci yeni merakımı gidermek için tüm ikinci yeni şairlerinin kitaplarını kütüphaneden sırayla alıp okuduğum bir dönemimde Ülkü Tamer şiiri ile de tanışmış, mor külhanilerin, Ruhi Bey’lerin, geyikli gecelerin, yerçekimli karanfillerin arasına Tamer’in şirini de yerleştirmiştim. Çok bilinen birkaç şarkıdan bahsedip şairi magazinselleştirmek istemiyorum, söylemek istediğim, notaya dökülecek kadar güzel şiirler, ozanın, yürek işçisi olduğunun ispatıdır. Şiirin evrenselleşmesi, toplumun her ferdine ulaşabilir olması, şiirin kucaklayıcı olması artık ozanın sınırlarını aşmış olması demektir. Şiir bu saatten sonra yürekten yüreğe giden bir mesaj haline gelmiştir.


Bir şairin vefatı üzerine aklıma gelenleri paylaştım sizlerle sevgili dostlar. Başka bir şairin dediği gibi “inatla söylüyorum işte tüm insanlara.” Ben de inatla söylüyorum ve söylemeye devam edeceğim: Dünyanın geleceği ile ilgili, insanlık ile ilgili bir tane, sadece bir tane ümit varsa o da şiirdedir. Dünya bir gün kurtulacaksa şiirle kurtulacaktır. Dünyayı şiir ve dolayısı ile ozanlar kurtaracaktır. Bir gün bir ozanın haykırması ile kimsenin kimseden üstün olmadığını anlayacaktır insanlık. Bir ozanın haykırması ile adaletsizlikler anlaşılacak, hakkın yerinin bulmasında herkes kendini sorumlu hissedecek. Bir ozan bir yoksulun elini tutunca, bir yetimin başını okşayınca insanlık anlayacak vazifesinin çatlayana kadar tüketmek değil de merhamet etmek olduğunu. O yüzden daha çok ozan yetişmeli, daha çok kelime yüreğin süzgecine vurulmalı. Bir ozan gitmeli, binlerce ozan yetişmeli…


Ölürsem güzel bir ölü olurum,
Saçlarıma yuva kurar bir anda kirpiler,
Kar, örtemeye kalkışır gökkuşağını,
Ve onurlu, yoksul böceklerin gazetecisi
Ben gülümserken resmimi çeker.

Yorum Bırakabilirsiniz

yorumunuz

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.