Uzaktaki

Roman olduğunu düşünerek aldığım fakat roman çıkmayan bir kitap daha. Jonathan Franzen son dönem A.B.D.’li yazarlardan birisi. Eleştirmenler çok fazla methiyeler düzüyormuş kendisi hakkında. Birkaç tane çok güzel romanı da varmış anladığım kadarıyla. Ben, bir şanssızlık eseri yazarın toplama bir eseriyle tanıştım Franzen’le, bu şanssızlık yazarla ilgili geleceğimi de etkileyecek zira daha sonra bir romanıyla karşılaşınca toplama eserinden dolayı biraz daha çekingen davranacağım kendisine karşı. Sebebi bu elimdeki toplamanın kötü bir eser olması değil, gerçekten güzel bir şey fakat fazla doyurucu. Yazar birkaç tane kitap yazısı, birkaç tane konferans konuşması, birkaç günlük kaydı ile bir romandan daha fazla doyuruyor okuyucusunu. Benim için öyle oldu en azından. Romanları daha çok sevmemin nedeni içeriğin seyreltilmiş olması, bu kadar fazla içerik ben tarzda okuyucu için yorucu biraz.


Uzaktaki, dediğim gibi güzel bir eser, Franzen’in bir konuşmasının metniyle başlıyor. Bu metinden “teknokapitalist” gibi bir kelime öğrendim. Modern teknoloji tüketiminin insanı çok güçlü hissettirdiğini söylüyor yazar satır arasında. Bir de, sonsuz aşkın göstergesi olarak ilan edilen pırlanta mücevherlerden. Eğer birini seviyorsan ona bir şeyler alman gerekiyor mesajının reklamlarla dayatıldığı gerçeğini esprili bir dille ifade ediyor.


Kitaba adını veren “Uzaktaki” ise yazarın Şili yakınlarında, insan yaşamı olmayan bir adaya kamp yapmaya gidişi, bu seyahati sırasında daha önce vefat eden arkadaşı David Foster Wallace’ın küllerini (intihar eden Wallace’ın can sıkıntısından öldüğünü söylüyor Franzen) okyanusa savuruşu, bir kuş türünü görmek için uğraşması, yağmurda ıslanması, çadırının parçalanması olaylarını ve daha fazlasını içeriyor. Robinson Crusoe ile de ara ara paralellikler kuruyor anlatıda.


“Romanlar, tuhaf bir ahlaki ikilem taşır; hem daha fazla roman okumadığımız için, hem de roman okumak gibi havai bir işle uğraştığımız için kendimizi suçlu hissederiz.”


Çocukları Seven Adam – The Man Who Loved Children – Christina Stead; Yüz Biraderler – The Hundred Brothers – Donad Antrim, birkaç tane daha kitap ve oyun hakkında yazarın görüşleri, rahmetli arkadaşı Wallace’ın cenazesinde yaptığı bir konuşma, sevgi sözcüklerinin öyle hızlı tüketilmemesi gerektiğini çok güzel anlatan uzunca bir yazı ile devam ediyor kitap.


“Gap’te çorap alırken, bilet kuyruğunda bekleyip bir yandan da kafamın içindeki düşüncelerle meşgulken, yolcuların binmeye devam ettiği bir uçakta kitap okumaya çalışırken, yakınımdaki bir insanın yapış yapış özel hayatının içine çekilmek istemiyorum, hepsi bu.”


Yine aynı uzun yazısında, babasının kendisine hiç “seni seviyorum” demediğini, bu yüzden de kendisine minnettar olduğunu söylüyor. Ne güzel ifade etmiş dedim okurken. İnsanların birbirlerine birbirlerini sevdiklerini söylemelerine gerek yok ki, zaten sevgi gözlerden bellidir, ifadelerle anlaşılır, davranışlardan çıkarılabilir.


Sözü uzatmayayım, bu toplama eser Sel Yayıncılık tarafından basılmış, Türkçeleştirmesini Zarife Biliz yapmış, yazarımız Jonathan Franzen. 287 sayfa ve kuş gözlemiyle ilgili yerler oldukça sıkıcı.

Yorum Bırakabilirsiniz

yorumunuz

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Optimization WordPress Plugins & Solutions by W3 EDGE
%d blogcu bunu beğendi: