Sevâdu-l Âzam

Eski kitapları seviyorum, eskiden daha çok severdim. Niyazi Mısri divanı vardı bir tane elimde, uzun yıllar çıkarıp koklayıp geri yerine koydum. Sonra bir gün Boğaziçi Üniversitesinin kütüphanesinde şunu fark ettim: Bizim eski kitaplarımız o kadar da eski değildi. 1800’lerden kalma İngilizce kitaplar vardı ve hala okunabiliyorlardı. Bense daha 50 yıl önce basılmış bir kitabı görünce heyecanlanıyordum.


Olaya bir de şu açıdan bakmak gerekiyor belki de. Genellikle harf devrimine kızıyoruz, geçmişimizle bağımızı kopardığını söylüyoruz, haklıyız da. Fakat kitabın kitleler açısından ulaşılabilir oluşunun tarihi o kadar da eski değil. Matbaanın icadı, yaygınlaşması, okuryazarlığın halk kitleleri arasında yayılması olarak baktığımız zaman; okuma hususunda ilerleyişimizin son yüzyılda olduğunu görüyoruz. Harf devrimi ile bir şeyler kaçırdık o kesin fakat yakaladıklarımız da az değil demek istiyorum. Eski kitaplar da eski herhangi bir şey gibi nostaljik bir mana taşıyor benim düşüncemde.


Bu kitabı geçenlerde sahafta bulup aldım. Eski oluşu kadar içeriği de dikkatimi çekti. İslam dünyasının yüzyıllarca tartıştığı bazı konular hakkında 60’lı yılların Balıkesir Vaizi Sayın İbrahim Koçaşlı bir tercüme yapmış. Bunu da matbaada bastırarak halkın istifadesine sunmuş. Baskı da imkânsızlıklar içerisinde amatörce yapılmış havası veriyor, bu açıdan da sempatik. Bu arada İbrahim Koçaşlı Hoca’ya da rahmet olsun. 2015 yılında vefat etmiş. Edirne’de müftülük de yapmış. Allah razı olsun.
Kitabı Ebul Kasım İshak bin Muhammed el-Kadı el-Haneli yazmış. Sevadu-l Azam diye yazmış, tercümesini yapan İbrahim Hoca Fırka-i Naciye’ye Kimler Dâhil diye isimlendirmiş. Kitap şöyle başlıyor:


“Sevadu-l â’zamın yani sünnet ve cemaat ehlinden olmanın alameti insanın şu atmış iki halle vasıflanmasıdır.”


Buradan sonra sünnet ve cemaat ehli olmanın yani ehl-i sünnet ve’l cemaat olmanın yani kısaca Sünni olmanın altmış iki şartını saymış yazar. Bunların arasında dikkatimi orta çağ boyunca tartışılan bazı konular çekti. Mest üzerine meshin caiz olduğuna inanmak, kulların yaptıkları işleri Allah’ın yarattığına inanmak, Kuran’ın yaratılmış olmadığına inanmak sanırım binli yılların en popüler konularıydı. Kitabın sonunda da basitçe bir açıklama yaparak itikadi mezheplere yer vermiş yazar. Maturidi ile Eşari arasındaki farklar, Mutezile neye inanır gibi. Bilhassa Kuran’ın yaratılmış olup olmadığına inanmak ya da inanmamak yüzünden o kadar çok kan dökülmüş ki İslam tarihinde… Bugün kan dökülen meselelere bakıp geri dönüp o gün kan dökülen mevzulara bakınca insan şöyle düşünüyor ister istemez: Müslümanlar birbirlerinin kanını dökmeden edemiyorlar…


Bu şekilde 62 farklı mesele üzerine yapılan yorumlarla kitap sona eriyor. Bu meselelerin hepsini burada yazamıyorum tabi ki, bugünün dünyasında tartışılan konular biraz daha farklılık arz ediyor. Nihayetinde bu güzel emek için rahmetli İbrahim Hoca’dan Allah razı olsun. Kendi inanışı için, kendi elinin erdiği kadarıyla çaba göstermiş, imkansızlıklar içerisinde imkan yaratarak kitabını bastırabilmiş. Ne güzel tesadüftür ki bu kitap bana kadar ulaştı. 1964 yılında, Balıkesir’deki Türkdili Matbaası tarafından basılmış. İbrahim Koçaşlı’nın gayret ve emekleriyle.

Yorum Bırakabilirsiniz

yorumunuz

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Paylaş
Paylaş
Optimization WordPress Plugins & Solutions by W3 EDGE
%d blogcu bunu beğendi: