Heba

Hasan Ali Toptaş; çağdaş Türk edebiyatının en iyi kalemlerinden birisi. Benim kendisiyle ilk tanışıklığım Gölgesizler romanı ile olmuştur. Romandaki anlatım o kadar çarpıcıydı ki kitap bir anda en’ler listemde yerini almış oldu. Bu romana benzer esintilerin olduğu diğer birçok romanını da okudum yazarın. Bu kitabı, Heba’yı da Gölgesizler esintisi bulmam ümidiyle okudum. Sanırım böyle yapmamak gerekiyor. Gölgesizler, Heba değil; Heba, Gölgesizler değil. Kitap, şehir hayatından sıkılan (tabi benim burada sıkılma gibi basit bir kelimeyle geçiştirdiğim duygu durumunu yazar onlarca sayfa ile anlatmış, ben kitapla ilgili fikirlerimi yazdığım için ve tabi ki yazar olmadığım için basit bir kelimeyle ifade ediyorum) Ziya Bey’in askerlik arkadaşının köyüne gitmesi, oraya yerleşmesi gibi bir olayın etrafında derin tahliller, gizemli hadiseler, eski hatıralarla süslenerek sürüp gidiyor. Zaman kavramının yer yer yittiği oluyor. Bazen günümüzdeki bir olay eskidenmiş gibi görünüyor bazen eski bir olay günümüzden esintiler taşıyor. Karşılıklı konuşmalarda bir tiyatro havası var. Böyle konuşmasını ummadığınız birçok insanın, sınırda görev yapan bir askerin ya da Anadolu’nun bir köyünde yaşayan sıradan bir insanın normalde konuşmayacağı şekilde diyaloglarla karşılaşabilirsiniz. Benim gibi bir okuyucu için çok çekici değil bu tarz. Fazla sürreal geldi bana. Fakat yazarın bunu yaparken amaçladığı bir şey vardır eminim.

Kitabı çok sevmedim, okurken beni yer yer tuttu, yer yer sıktı. 300 sayfalık bu eseri sıkılmadan okuyacaklar da vardır eminim. Hasan Ali Toptaş günümüzün en iyi edebiyatçılarından, belki de en değerli eserlerini henüz vermedi. Umarım daha çok beğeneceğim eserlerini okurum yakın gelecekte.

Yorum Bırakabilirsiniz

yorumunuz

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.