Roger Martin du Gard yeni tanıştığım bir yazar. Edebiyat biraz da arkeolojiye benziyor böyle bakınca. Doğum tarihlerimiz arasında 100 yıl olan bir yazarla bugün tanışmamız binlerce yıldır toprağın altında bekleyen bir sanat eseriyle yeni tanışmamızla benzeşmiyor mu?

İşte böyle oluyor. Bazen bir yer tezgâhında bazen fazla geveze bir satıcının anlaşılmaz sözlerinin arasında rastlıyorsunuz yeni bir yazara. Bazen sizinle aynı yaşlarda oluyor bazen de okuna okuna sararmış sayfaların arasında buluyorsunuz onu, yeni bir yazarı. Roger Martin de bunlardan birisi. 1958 yılında vefat etmiş ve 1937 yılında da Nobel ödülünü kazanmış. En bilinen eseri de serisinin birinci ve ikinci kitabından bahsedeceğim Thibault’lar.

Jacques yumruklarını sıkıyordu: “Hayır, hayır, yine de hayır!” diye bağırdı. “Demek şimdiden her şeyi unuttun ha!” Sinirinden kolunu öyle germişti ki, artık sıraya oturmuyor, sanki bir odun parçasıymış gibi, koluna dayanarak duruyordu. Şimdi okula, rahibe, Lise’ye, mubassıra, babasına, topluma ve dünyaya egemen olan adaletsizliğe karşı şiddetli bir kin duyuyordu içinde, gözlerinden kıvılcımlar saçılıyordu. “Hiçbir zaman inanmazlar bize!” diye bağırdı. Sesi boğuklaşmıştı: “Gri defterimizi çaldılar! Anlamıyorlar, anlayamazlar! Papazın suçlu olduğumu söylemek için beni nasıl sıkıştırdığını bir görseydin! Ah! Ne cizvitçe bir hali vardı bilsen! Ona göre sen protestan olduğun için her kötülüğü işleyebilirmişsin!..”

Thibault’ların birinci kitabını Cem Yayınları basmış. 1996 yılındaki ikinci baskısı var elimde. 8 bölümden oluşan serinin ilk iki bölümü olan “Gri Defter” ve “Yetiştirme Yurdu” var bu kitabın içerisinde. Yapı Kredi Yayınları da daha sonra basmış seriyi fakat onlar 3 kitapta bitirmişler, bendeki seri 6 kitap boyunca sürüyor yanlışım yoksa. Bu baskıyı pek beğenmedim. Çok fazla kelime hatası yapılmış fakat çeviri çok güzel, Adnan Cemgil kazandırmış bu eseri Türkçeye.

B. Thibault ayağa kalkarak: “Saygısız!” diye bağırdı. “Ah, bunun böyle olacağını biliyordum! Sofrada ağzından kaçırdığın bazı sözler, okuduğun kitaplar, gazeteler… Ödevlerini yerine getirişindeki isteksizlik… İşin aslı şu: dinin ilkelerinden uzaklaşma, ardından da ahlaki anarşiye yuvarlanma ve sonunda başkaldırma!…”

317 sayfalık bu eserde Thibault ailesinin, geçtiğimiz yüzyılın başlarının Fransa’sında geçen öyküsünün bir kısmını bulacaksınız. Baba ve iki erkek evladının karakteristik özellikleri, zaman zaman birbirlerine benzeyen zaman zaman ayrılan yönleriyle birlikte yaşadıkları toplumla ilgili Protestanlık-Katoliklik ayrımı gibi bazı ayrıntıları da bulacaksınız.