Pardayanların 4. cildi Pardayan’ın İntikamı adını taşıyor.  Fausta vaincue kitabın orijinal adı. Okuyucu bu kitaptan itibaren Şövalye’nin yapıp ettiklerine şaşırmayı bırakıyor fakat yine de kalbinin çarpıntısının okumaya eşlik etmesine de engel olamıyor. Şövalye her satırda biraz daha büyüyor, biraz daha güçleniyor, gerçek bir kişiden fantastik bir kişiye giden mesafede biraz daha ilerliyor gibi.

“Size vaktiyle de söyledim Madam. Dük de Guise, Kral olamayacaktır. Deviniere lokantasının önünde kendisiyle karşılaştığımdan beri onunla görülecek hesaplarımızın yekûnu epey kabardı. Maurevert’e gelince, onu öldüreceğim Madam. Neden öleceğini sorun anlatsın… Nihayet Madam, Dük d’Angouleme’yle Violetta da muhakkak birbirlerine kavuşacaklardır. Hayret ediyorum size… Nasıl oluyor da sevişen iki genci, birbirine kavuşturmak gibi büyük bir iyilikten zevk almıyor, saadet duymuyorsunuz? Bence böyle bir hareket doksan tane krallık ve papalık tacına değerdi.”

Konuşmadaki kendine güvenin kaynağı temiz kalplilik. Kötülük düşünmeyen bir insan bu kadar güvenli konuşabilir ancak. Guise’nin kral olmasını istemiyor çünkü o kötü bir insan. Sevenlerin kavuşmasına da kimse mani olamayacak çünkü sevenleri kavuşturmak erdemli bir davranış.

Pardaillan atı bir halkaya bağladı: “Yazık ki kabul edemeyeceğim Madam! O kadar fakir bir adamım ki ne evim ne de ahırım var… Zaten bir binek hayvanım da yok değil. Şimdi bunu da alırsam, birinden biri muhakkak aç kalıp ölecek…”

Fakirlik de Şövalye için bir tercih meselesi. Fakir olmayı tercih ettiği için fakir. İstese her türlü servetin üzerine konabilir fakat değer veremiyor maddi şeylere. Koca bir kontluk arazisini köylülere bağışlayabiliyor. Servet sahibi olmuyor değil, eline para geçer geçmez hemen dağıtıyor hepsini. Kendine miras kalan para ve binayı fakirler için aşevi haline getirip gönül rahatlığıyla fakirliğe doğru at sürüyor.

Kitabın adındaki intikam mevzusu da Şövalye’nin tarzına göre çözülüyor. İntikam için eline geçen her fırsatı değerlendirmiyor. Aniden saldırma, baskın verme, şaşırtma gibi davranışları kendine yakıştırmadığı için intikamını hep daha uygun ortamlar için ertelemek zorunda kalıyor. İntikam fırsatı eline geçince de affetmek taraftarı oluyor genellikle.

“İster kral, ister prens, isterse ne olursa olsun… Sofra, sofradan anlayan adama hazırlanır!”

Sofra kısmından bahsetmedim şimdiye kadar sanırım. Şövalye tüm bu kahramanlıkları yaparken beslenmesini de mümkün mertebe ihmal etmemeye çalışıyor. Zevaco’nun tabiriyle iki kişilik yiyip dört kişilik içiyor. Sabah kahvaltısında yarım şişe şarapla birlikte börek, akşam yemeğinde bir tavukla dört şişe şarap içtiği vakidir.

Pardaillan buna cevap olarak: “Teslim olun!” diye bağırdı. Aşağıdan komutanın sesi duyuldu: “Allah belasını versin! Onbeş kişinin bir tek kişiye teslim olduğu görülmüş şey midir be?”

Defalarca bahsettim ama yine de bu kendine güveni bir defa daha gülümseyerek söylemeden edemeyeceğim. On beş kişilik bir düşmanı teslim olmaya çağırmak da tam Pardayan’ca bir hareket. Bu ciltte yine gülümseyerek okuduğum ve aklımda kalan yerlerden birisi de kendisini öldürmek için tutulan kiralık katile kızmayıp adama kendisi için sadece üç ekü verilmesine kızması. Adama bahşiş bile veriyor fakat söylenip durmadan da edemiyor: “Demek benim hayatıma üç ekü kıymet biçti ha? Vay canına? Üç ekü ha? Pek az canım, pek az!”

Kendisinden kralı öldürmesi için yardım isteyen Jacques Clement’e verdiği cevap da efsane: “Şimdi aziz dostum, biraz önce bana “Ben düello etmeye gidiyorum, benimle beraber gelin de rakibimin şahidiyle beraber siz de bulunun” deseydin, ben: “Hay hay, gidelim o yabancının kafasını birlikte keselim,” derdim. Eğer siz, on Kralın hücumuna bile uğrasaydınız, bunlardan biri Valois olsa bile bu on Kralla birden mücadeleye girişirdim. Ama şimdi benden, elinizden tutup sizi, öldürmeyi düşündüğünüz kimsenin yanına kadar götürmemi istiyorsunuz. Bu prensiplerime uymaz!”

Evet aziz dostum Şövalye. Seni bu yüzden seviyorum zaten. Hiçbir şey için olmasa da bu prensiplerin için. Bu temiz kalpliliğin, dürüstlüğün, vefakarlığın için. Doğru sözlü oluşun ve doğru bir sözü sarf etmek için uygun zaman kollamayışın için seviyorum. Karanlık köşelerde doğru sözleri söylemeyi herkes başarır. Zor olan senin yaptığın gibi, doğru sözü en korkulacak, en kaçılacak, en olmadık yerlerde söylemek.

Dördüncü cilt de böylelikle sona ermiş oldu. Beş yüz sayfaya yaklaşan bu ciltte aziz dostumuz Şövalye hem Fausta ile hem Guise ile mücadele ediyor hem de 16 yıl önce eşini öldüren adamdan öç almak için koşturuyor. Bunlar yetmezmiş gibi ülkesinin kaderi için de mücadele ediyor. Baskan yayınları tarafından 1973 yılında basılmış olan bu ciltte yine Cemil Cahit Cem çevirisi kullanılmış. Hepsinin ruhu şad olsun. Zevaco’nun da Cem’in de ve tabi Pardayan’ın ölümsüz ruhu da.