İnce Memed’in üçüncü cildi diğer ikisine göre 1,5 kat daha uzun olduğu için okurken biraz sıkıldım. Zaten İnce Memed’in olaylara dâhil olması da kitabın ortalarını buldu. Yaşar Kemal’in betimlemeleri insana oralarda dolaşıyormuş hissini diğer ciltlerde olduğu gibi uyandırıyor. İnsanları ayrı tasvir ediyor mekânları ayrı. Dereden zıplayarak kendini gösteren ve tekrar suya düşen balığın parlamasını da eşkıyalarla jandarmaların çatışmalarını da gözünüzde canlandırarak sinema izler gibi okuyorsunuz kitabı. Üçüncü ciltte biraz daha derinlemesine inmiş diğer insanların hayatlarına. Topal Ali, Hürü Ana bu ciltte daha fazla yer tutan kimseler. Kırkgöz ocağının Anacık Sultan’ını anlattığı kısımlarla birlikte ara sıra İnce Memed efsanesinin halk içindeki yansımasını anlattığı kısımlar kitabın destansı havasını pekiştirmiş.

“Vazgeç Ağam.”

“Neden vazgeçeyim.”

“Aramaktan. İnsanoğlu hiç belli olmaz Murtaza Ağam. Bugün böyleyse, yarın şöyle. İnsan her gün yeniden doğabilir isterse Ağam. Ama her sabah anadan yepyeni, başka bir insan olarak doğabilir. İyi de doğabilir, kötü de… Şimdi bu baktığın, gördüğün benim, Aliyim, yarın bir iş yaparım ki senin de, benim de aklımızın köşeciğinden geçmemiş ola. Onun için tevekkül ol, daha çok arama, üstüne varma. İnsanoğlunu anlamak o kadar kolay değil. Kuşlar da, böcekler de göründükleri gibi değiller. Bu dünyada her canlının bir huyu vardır, insanın da yüz bin huyu vardır. Bak Ağam, dünyada bir insanı, karımı, kardeşlerimi, kızımı oğlumu, anamı babamı tanıdım dersen yalandır.”

“Biliyorum, yalandır.”

“İnsan, tanıdığını sandığı insanı kendisine benzeterek tanır.

“Doğrudur, benzeterek.”

“Bir insan ne kadar sana benzerse, o kadar da benzemez. Hiçbir insanın bir başka benzeri yoktur.”

“Yoktur,” diye düşündü Murtaza Ağa,” olamaz da…”

“Öyleyse beni öğrenmeye çalışmaktan vazgeç.”

Murtaza Ağa güldü:

“Al işte vazgeçtim gitti,” diye sağ kolunu savurdu.

Topal Ali’nin Murtaza Ağa ile olan münasebetleri eğlenceli başlayarak sıkıcı olana kadar anlatılıyor. Murtaza Ağa’nın kişiliği de korkaklığı da biraz fazla yer tutmuş eserde.

Bu ciltte de bir önceki ciltte olduğu gibi İnce Memed’in iç dünyasındaki mücadelesine yer verilmiş. Bu kadar adam öldüren İnce Memed bunların bir işe yaramadığını, her öldürdüğünün yerine yenisinin geleceğini düşünerek çıkmaz bir sokağa giriyor. Bu çıkmazdan da şöyle kurtuluyor: Evet, ağalar öldükçe yerine yenileri gelecek ama İnce Memed’lerin biteceğini kim söyledi. Çok İnce Memed gelecek dolayısıyla ağalık da bitecek diyerek bu çıkmazdan kurtuluyor Memed.

“İnce Memed öldürülecek onun yerine Ali Memed gelecek, o da öldürülecek onun yerine Hasan Memed gelecek… O da öldürülünce Veli Memed gelecek… O da, o da, o da… Sen ne sanıyorsun oğlum Memed, İnce Memedler bitecek mi sanıyorsun? Her insanın içinde bir mecbur kurdu, bir İnce Memedlik, bir Köroğluluk kurdu var. Köroğlu gitti İnce Memed geldi. İnsanoğlunun içinde bu kurt oldukça insanoğlu ne olursa olsun yenilmeyecek. Sen insanoğlunun içindeki kurtsun, ne olursan ol, nereye gidersen git. İşte insanoğlunun içindeki bu kurt yiterse, insanlık da işte o zaman insanlıktan çıkar. İnsanoğlu içindeki bu kurdunu yitirmeyecek, ona kıyamete kadar gözü gibi, yüreği gibi bakacak. O kurt insanoğlunun şahdamarı, atan yüreğidir.”

Burada, kitabın başından beri verilen toplumsal mesajın daha da bir net verildiğini görüyoruz. Ağalar, beyler, paşalar sizi sömürmeye daha ne kadar devam edecek? Daha ne kadar ezilip horlanacaksınız diyor yazar. Belki de bu mesaj yüzünde uzun yıllar zan altına kaldı, çile çekti Yaşar Kemal. Bugünün dünyasında şekil değiştirmiş ağalık-ırgatlık ilişkisini görünce tüm mesajların boşa gittiğini düşünüp üzülmüş müdür acaba sağlığında?

“İnce Memed ölünce on bin, yüz bin, yüz yüz bin, bin bin, milyon İnce Memed gelecek. Neden ki dersen fakir fıkaralar çokluk, zenginler azlık… Sonunda tükenecekler.”

Ağalar tükenmiyorlar. Ağa bey oluyor, bey patron oluyor, patron siyasetçi oluyor oluyor da oluyor. Ezilen insanlık, Afrika’nın bir yabanında temiz içme suyu bulamadığı için ölen çocuktan Hindistan’da üç kuruşa çalışarak genç yaşında ölen işçiye kadar herkesler, o fakirler, o fıkaralar çokluklar amma gelin görün ki hiçbirisi içerilerinde bulundukları düzen hakkında İnce Memed kadar kafa yormuyor, yormak için kafalarını kaldıramıyor. Dolayısıyla da aynı tas aynı hamam sonsuza kadar gidecekmiş gibi görünüyor.

“Böyle,” dedi Müslüm. “Hiç anlamadım bu işi, ne var bir göçmede de bu kadar ağlıyorlar, kıyameti koparıyorlar? Biz her gün göçüyoruz. Göçmek daha iyi değil mi?”

Ayağa kalkmış Hoca onun omuzunu okşadı:

“Konup göçmek daha iyi ya, bu insanlar o tadı çoktan unuttular yavrum. Müslüm. Senin çocukların da unutacak. Göç sözü edilince de aşağıdakiler gibi kıyameti koparacaklar.”

Yörüklerin adet ve geleneklerinin; giyimleri, kuşamları, çadırları, misafirperverlikleri gibi değişik özelliklerinin detaylı bir şekilde anlatılması da romanın bir diğer dikkat çeken yönü.

Yaşar Kemal’in İnce Memed serisinin üçüncü kitabı da ana hatlarıyla böyle. Dediğim gibi, diğer iki cilde göre biraz daha uzun, tasvirler biraz daha detaylı olduğu için daha zor okunsa da harcanan zamana değecek bir eser.