“Çukurovada çok insan, dağlarda çok insan, dünyada çok insan, az ağa var. Niye öyleyse ağaların başına kartallar gibi çokuşmuyorlar? Çokuşunca ne olacak, diye soruyordu Memed. Bin başlı evran, bir ulu bulut… Bir kılıç bin başlı evranı kesiyor, durmadan kesiyor, kılıç eskiyor, yoruluyor, evranın başı kesildikçe daha çoğalıyor.”

İnce Memed’in ikinci cildinde destansı hava sürüyor hatta daha da bir derinleşiyor. İkinci cilt birincisi kadar hareketli değil. Memed’in iç mücadeleleri ile geçiyor çoğunlukla. Birinci ciltte ağayı vurup köylüleri kurtaran Memed, ölen ağanın yerine daha şedit, daha zalim bir ağanın geldiğini görünce şoka giriyor. Bunların hepsini vursam yerine bin beterleri gelecek, bu kadar emeği niye çekiyorum ben diyor kendi kendine.

“Bu konup göçerler yiğit, sert adam olurlar. Yerlilere bakarak törelerine daha sıkı sıkıya sarılırlar. Şu başımızdaki bir tutam uzun saç var ya, Sefçeyle benim başımdaki… Bu haramzadelerin, bu yumurtadan çıkıp da kabuğunu beğenmemişlerin taşkalası oldu. Türkmenleri dersen tüm kocaları böyledir. Hem de genç yiğitleri, hep böyle bir tutam uzun saçlı. Türkmenin bir töresi, sağlam bir töre. Bu töre insanlığın da, insan olmanın da bir töresidir. Sana birisi gelir sığınır, arkam sensin, kalem sensin, ocağına düştüm derse, sen o insana ne yaparsın? Korur musun, atar mısın? Sen iyi yapmamışsın, güvenmeliydin. İnsanoğluna güvenmeli.”

Türk köylüsü, Türkmenler, Yörükler, gelenekler, töreler, efsaneler var bu kitapta. Bugün artık unutulmuş olan binlerce kültürel öğenin bir kısmını da romanına taşımış ki yazar unutulmasın. Gelecek kuşaklar bu kültürel öğelerden uzak kalacaklar, haberleri bile olmayacak ama en azından şu kitabı okuyanlar bir kısmının var olduğunu bilecek. Batılı olmadan önce ne menem bir varlık olduğumuzdan az da olsa haberdar olacak.

“Demek böyle ha! Demek bir daha İnce Memedi de görmek varmış nasipte! Ulan talihlisin Koca Osman. Ulan seni kadir gecesi doğurmuş anan. Ulan mezara bile toy düğünle gidiyorsun. Ulan Koca Osman…

Kalktı Memedin saçlarını okşadı, durdu baktı:

Vallahi sen İnce Memedsin, şahinimsin, diye bağırdı.”

Bu cilt daha çok Vayvay köyü etrafında geçiyor. Dediğim gibi, birinci cilde göre daha da güzelleşmiş, derinleşmiş bir anlatım var. Yazar, verdiği röportajlarda birinci cildi para kazanmak için hızlı hızlı yazdığını söylüyor. Öyle ki, ismiyle bile yayınlamak istememiş, kıymet vermemiş ilk romana. İkincisinde ise ustalığını konuşturmuş. Vayvay köylüleri ve bilhassa Koca Osman’ın diyalogları kadar Çukurova’nın her bir köyünün, her bir dağının, her bir kovuğunun betimlenmesi de ustalıkla nakşedilmiş esere. Birinci cilt için kilim gibi dokunmuş demiştim ya, bu ikinci kitap daha da bir ince ustalıkla meydana getirilmiş. 470 sayfalık eser Yapı Kredi Yayınları tarafından basılmış. Sayfa sayısı gözünüzü korkutmasın, 47 sayfa gibi geliyor insana okurken. 

“Demir olsam çürürdüm, toprak oldum dayandım… Toprak toprak, toprak oldum da dayandım.”