Ayı İzi

Ayı İzi; Demirtaş Ceyhun’un “eylül öyküleri” başlığı ile yayınladığı öykü kitabı. Kitabı elime ilk aldığımda Eylül romantizminden esintiler taşıyan bir eserle karşı karşıya olduğumu zannettim fakat meğer eylül bildiğiniz her sene gelen eylül değilmiş de sadece 1980 senesinin eylülüymüş. Üzerine çok toprak dökülüp, tarihin labirentlerinde kaybolsun diye uğraştıkları o meşum eylül ne yaparsanız yapın bu ülke insanının hayatından çıkmıyor, çıkamıyor zira çok acılarla bezenmiş bir eylüldür bu eylül. Ben tabi ki yaş olarak bu eylülle ilgili hiçbir hatıra nakledemiyorum fakat ilk ağızdan o eylüle ve öncesine dair onlarca hatıra dinlemişimdir. Henüz ayakta durmaya çalışan yaşını doldurmamış bir bebekmişim zira o eylül ayında. Hatıralar da genelde insanların içerisinde bulundukları anarşi ortamı ve sonrasındaki sıkıyönetim ortamına dair. Allah bu memlekete böyle günler göstermesin dedikçe bir de bakıyorsunuz başka başka tezgahlar dönüp dolaşıyor memleketin başında. Biz yine de duamızı edelim.

Eylül öyküleri 12 Eylül dönemine değişik kişilerin gözünden bakan 8 tane hikayeden oluşuyor. Emekli bir subayın gözünde 12 Eylül artık disiplinin, düzenin kalmadığı, emekli subayların hak ettikleri saygıyı görmedikleri bir ortam. Tutuklanmış köy ağasının gözünde ise insanların hapishanelere tıkıp türlü-olmadık-insan haysiyeti ile uzak yakın alakası olmayacak-olamayacak işkencelerden geçirildikleri bir düzen. Gerekirse rüşvet verip ehven-i şer olan tutuklanma-hapsedilme şekillerinin seçilmesi gereken bir düzen. Sırf sayıyı tutturabilmek için tutuklanan simitçinin hikayesi için komik diyemeyeceğim ne yazık ki, gerçekten olmuş böyle olaylar o dönemlerde. Sahte pasaportlarla yurt dışına kaçmaya çalışanlar, yurt dışında hayatlarını ya da hayatlarını hayat yapan değerlerini kaybeden insanlar… Hikayeler böyle sürüp gidiyor.

Burada dikkatimi çeken bir nokta da gerçekle çok yakın olduğunu düşündüğüm sendikacılara yönelik baskılar oldu. Biliyorsunuz ki sendika, çalışanlar için önemli bir kurum ve hak. Çalışanlar kendi başlarına haklarını savunamazlar ve sendikalar bu noktada devreye girer. O dönemlerde nasıl bir fonksiyonu vardı sendikaların bilmiyorum, benim aklıma gelen küresel güçlerin yani 80’lerin başlarında palazlanma safhalarını tamamlamış neoliberal ekonomi uygulayıcılarının sendikalara karşı durmaları vakıası. Neoliberalizm tabi ki sendikaları sevmeyecek bir iktisadi akım. Üç otuz paraya işçi çalıştırıp onları sömürmek üzerine kurulu bir düzen işçi haklarını savunacak bir mekanizmayı neden istesin ki? 12 Eylül döneminde de sendikaların kökü kazınmış haliyle, darbeyi gerçekleştirenlerin kim oldukları sözlü ifade edilmiyor olsa da herkesin malumu.

Yine Sis Çanı Yayınları tarafından yayınlanmış eser. 126 sayfa. Demirtaş Ceyhun’un öykülerinden oluşuyor.

Yorum Bırakabilirsiniz

yorumunuz

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Optimization WordPress Plugins & Solutions by W3 EDGE
%d blogcu bunu beğendi: